24 Nisan 2013 Çarşamba

İslamoğlu Tef. Ders. ZÜMER (28 - 37) (145-C)



B sayfasından devam

28-) Kur'ânen 'Arabiyyen ğayre ziy 'ıvecin leallehüm yettekun;

Pürüzsüz, net Arapça bir Kur'ân olarak (vahyettik)... Belki (anlayıp) korunurlar diye. (A. Hulusi)

28 - Bir Kur'an ki pürüzsüz bir Arabî, gerek ki korunsunlar. (Elmalı)


Kur'ânen 'Arabiyyen ğayre ziy 'ıvecin leallehüm yettekun ve onu hiçbir çarpıklığa meydan bırakmadan Arapça bir hitap olarak indirdik. Belki sorumluluklarını idrak ederler diye.


29-) DarebAllâhu meselen racülen fiyhi şürekâü müteşakisune ve racülen selemen liracül* hel yesteviyani mesela* elHamdu Lillâh* bel ekseruhüm lâ ya'lemun;

Allâh bir misal verdi: Birbiriyle sorunlu ortaklara hizmet veren adam ile sadece bir adama teslim adam... Bu ikisinin şartları eşit olur mu? El Hamdu Lillâh! Hayır, onların çoğunluğu bilmezler! (A. Hulusi)

29 - Allah şunu bir mesel yapmıştır: bir adam, onda bir takım ortaklar var, hırçın hırçın çekiştirip duruyorlar, bir adam da selâmetle bir adamın, hiç bu ikisinin hal-ü şanı bir olur mu? Hamd Allah’ındır, fakat pek çokları bilmezler. (Elmalı)


DarebAllâhu meselen işte mesel geldi. Kur’an ın bir başka anahtarı mesel. DarebAllâhu meselen racülen fiyhi şürekâü müteşakisune ve racülen selemen liracülin (bu bab da mesela) Allah size; hepsi birbirine rakip bir çok ortağın emri altında bulunan bir adamla, sadece bir kişiye bağlı bir adamın durumunu misal verir, örnek gösterir.

Aslında burada biraz önce de değindiğim gibi tevhid ve şirkin örneği veriliyor. Birçok efendiye bağlı bir adam hangi birini razı edecek, hangi birini memnun edecek. Müşrik zihnin durumunu, yırtık, parçalanmış kişiliğini ele veriyor bu. Şimdi bir çok put var, hangi birini razı edecek, hangi birinin önünde yatıp yuvarlanacak.

Düşünün bir çok sultanı var, bir çok efendisi var. Bu efendilerden birinin hizmetine koşsa öbürü darılıyor. Öbürünün hizmetine koşsa o darılıyor. Aslında kula kul olmanın ne kadar zor bir şey olduğunu, Allah’a kul olmakla bundan, bu zorluktan insanın kurtulduğunu, bunun da tek yolunun Allah’a kul olmak olduğunu beyan eden bir ayet.

hel yesteviyani meselen bu ikisinin durumu bir midir, eşit midir? Elbette hayır. Rabbi tek olan parçalanmaz bir kişiliğe sahiptir. Bütündür. İşte insanı kamil de bu manaya gelir. Bütün insan, tüm insan, yırtılmamış insan, bölünmemiş insan, parçalanmamış insan. Zaten insanoğlunun başına gelebilecek en büyük felaket iç yırtılmadır. Yani duygu ve düşünce arasında ki parçalanmışlık. Eylem ve inanç arasında ki parçalanmışlık. Onun için bu yırtılma onarımı imkansız dertler açmaktadır insan oğlunun başına.

elHamdu Lillâh* bel ekseruhüm lâ ya'lemun Allah’a hamd olsun ki hayır. Ama onların çoğu bunu bile kavramaktan acizdirler. Yani soru sormuştu ya hel yesteviyani mesela hayır, elHamdu Lillâh ki hayır. Niye elHamdu Lillâh ki hayır? Ya aynı olsaydı o zaman şirk özendirilmiş olmaz mıydı. Allah aynı tutsaydı o zaman imanla küfrü, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hak ile batılı aynı kefede koymuş olmaz mıydı.

elHamdu Lillâh ki koymadı. Allah’a hamd olsun. Testiyi kıranla suyu getireni bir tutmayan Allah’a hamd oldun. İyiliği ödüllendirip kötülüğü cezalandıran Allah’a hamd olsun. Böyle yaparak dünyamızı yaşanılır kılan Allah’a hamd olsun. İyi ile kötüyü bir tutmayarak insanları iyi olmaya teşvik eden Allah’a hamd olsun. Böyle yapmakla hayatımızı güzelleştiren Allah’a hamd olsun.

Böyle yapmasaydı insan oğlunu kötülük yapmaktan ne alıkoyabilirdi. Niçin iyilik yapacaktı ki eğer ödüllendirilmeyecekse, hele kimse bilmeyecekse. Kimsenin görmediği yerde dünyevi bir karşılığı da yoksa insanları iyilik yapmaya ikna edebilecek bir doneniz var mıydı Allah’tan başka.


30-) İnneke meyyitün ve innehüm meyyitun;

Kesinlikle sen ölümü tadacaksın ve muhakkak ki onlar da ölümü tadacaklar! (A. Hulusi)

30 - Elbet sen öleceksin ve elbet onlar da ölecekler. (Elmalı)


İnneke meyyitün ve innehüm meyyitun şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Yani onlar da ölümlü, sen de ölümlüsün. Burada birkaç yere uyarı var. İnanmayanlara uyarı var; Bir gün Allah’ın huzurunda size nebî olarak gönderilen bu zat hesap verecek, siz de hesap vereceksiniz. Felenes'elennelleziyne ürsile ileyhim velenes'elennel murseliyn. (A’raf/6) kendilerine Resul gönderilenlerden hesap soracağız yemin olsun. Gönderilen Resullerden de hesap soracağız. Vazifenizi yaptınız, Allah’ın vahyini bunlara tebliğ ettiniz mi diyeceğiz. Eğer şahit ol ya rabbi ettik derlerse size dönüp. Peki onlar tebliğ ettikten sonra siz onlara ne muamele yaptınız diye soracağız.

İşte bu kaygıydı ki efendimizin saçlarını ağartan. Bu kaygıydı ki veda hutbelerinin her birinde yaşlı gözlerini göğe dikip; “Elâ hel belağ” ey insanlar bakın, size tebliğ ettim mi? Onlar; “şahit olduk ya Resulallah. Sen emaneti yerine ulaştırdın et beytel emaneh emaneti yerine ulaştırdın. Deyince yaşlı gözlerini göğe çeviren nebî “Rabbena feşhed”. Allah’ım, rabbim şahit ol demesi bu yüzdendi.


31-) Sümme inneküm yevmel kıyameti 'ınde Rabbiküm tahtesımun;

Sonra, muhakkak ki siz, kıyamet sürecinde Rabbinizin indînde karşılaştırılacaksınız. (A. Hulusi)

31 - Sonra siz muhakkak rabbinizin huzurunda muhakemeye duruşacaksınız. (Elmalı)


Sümme inneküm yevmel kıyameti 'ınde Rabbiküm tahtesımun en sonunda sizler kıyamet günü rabbinizin huzurunda yargılanacaksınız.


32-) Femen azlemü mimmen kezebe alAllâhi ve kezzebe Bis sıdkı iz caeh* eleyse fiy cehenneme mesven lil kâfiriyn;

Allâh üzerine yalan söyleyen ve kendisine geldiğinde varlığındaki gerçeği yalanlayandan daha zâlim kimdir? Hakikat bilgisini inkâr edenler için, yaşayacakları ortam cehennemde değil midir? (A. Hulusi)

32 - Artık o kimseden daha zalim (daha haksız) kim olabilir ki Allah üzerine yalan söylemiş, doğruyu da kendisine geldiği vakit tekzip eylemiştir, Cehennemde değil midir mevkii kâfirlerin. (Elmalı)


Femen azlemü mimmen kezebe alAllâhi ve kezzebe Bis sıdkı iz caeh Allah hakkında yalan söyleyen ve ayağına kadar geldiği halde gerçeği yalanlayandan, ısrarla yalan sayandan daha zalim biri olabilir mi? Bu Allah’a ait vasıfları O’nun dışında ki varlıklara yakıştırmak olabileceği gibi, velileri, azizleri, büyük insanları, Allah’a yakın bildiğimiz kimseleri, hatta peygamberleri O’na ulaşmada aracılar kılmakta olabilir ki, zaten Zümer suresinin 3. ayetinde öyle denilmiyor muydu. liyükarribûna ilAllâhi zülfâ Peki bu putlara niçin tapıyorsunuz denilince putperestler; Bunlar Allah ile bizim aramızda aracılık yapsınlar, bizi O’na yaklaştırsınlar diye tapıyoruz demişlerdi ya, ona bir ima da olabilir.

eleyse fiy cehenneme mesven lil kâfiriyn hiç küfürde direnenler için cehennemde yer olmaz mı? Şakası bile kötü. Hani bazen kendini bilmezler şaka vari; Bu kadar adamı cehennem nasıl alsın derler ya, adeta öylelerine cevap olarak hiç küfürde direnenlere cehennemde yer bulunmaz mı? Diyor.


33-) Velleziy cae Bis sıdkı ve saddeka Bihi ülaike hümül müttekun;

Sıdkı (Allâh kulu olunduğu ve bedende hilâfet hakikatinin yaşandığı gerçeğini) getiren ve Onu tasdik edene (Hz. Ebu Bekir) gelince, işte onlar Müttekî'lerin ta kendileridir! (A. Hulusi)

33 - Doğruyu getiren ve onu tasdik eden ise işte onlar korunan muttakiler. (Elmalı)


Velleziy cae Bis sıdkı ve saddeka Bihi ülaike hümül müttekun ama hakikati getiren ve o hakikati tüm kalbiyle tasdik eden, onaylayan kimselere gelince. İşte  sorumluluklarını gereği gibi idrak edenler onlardır, ta kendileridir.

ilginçtir değerli dostlar, 33. ayeti hemen geçmeyelim isterseniz Velleziy cae Bis sıdk, hakikati getiren. Bu sadece peygamberimize hitap ettiği düşünülebilir ama bağlam içinde düşünüldüğünde hakikati ulaştıran herkes, vahyi insanlığa ulaştıran herkes bu ayetin muhatabıdır. Bu manada hakikati getirmek, hakikati ulaştırmak, Resulallah’ın misyonunu sürdürmek, risaletin emanetini yerlerde sürümemek. Risalet emanetine ihanet etmemek. İşte bunlar için müjde taşıyor bu ayet.


34-) Lehüm ma yeşaune 'ınde Rabbihim* zâlike cezaül muhsiniyn;

Onlar için Rablerinin indînde diledikleri her şey vardır! İşte bu muhsinlerin (Allâh'a görürcesine kulluk etmekte olanların) cezasıdır! (A. Hulusi)

34 - Onlara rablerinin indinde ne dilerlerse var, o işte Muhsinlerin cezası. (Elmalı)


Lehüm ma yeşaune 'ınde Rabbihim arzuladıkları her şey rableri katında onları beklemektedir. Yani hiç akıllarına şöyle bir şey gelmesin. Ya rabbi biz dünyada seni razı etmek için nefsimizin arzularından geçtik. Acaba yarın ukbada arzuladıklarımızı bize verecek misin diye sormasınlar. Dünya da Allah için arzularına gem vuranlar, Ahirette Allah o arzularını, güzelliğin kaynağı olan, üretildiği mutlak güzelliğin merkezi olan cennetlerde o arzularını tıka basa doyuracaktır. zâlike cezaül muhsiniyn bu da iyi davrananların ödülüdür.

Evet, öyle değil mi. İyi davrananların mutlaka ödüllendirilmesi gerekiyor. Vahiy hep bunu söyler. Ahirette diyor Kur’an, cenneti hak eden kimseleri ne gibi muhteşem ve göz kamaştırıcı sürprizlerin beklediğini hiç kimse hayal dahi edemez. Evet, Hiç kimse hayal dahi edemez. Onun için hayal etmeye kalksak ahirette imanı bekleyen ilahi sürprizleri, üstelik göz kamaştırıcı ma uhfiye lehüm min kurreti a'yün. (Secde/17) göz kamaştırıcı sürprizleri hayal dahi edemezmişiz.


35-) LiyükeffirAllâhu anhüm esveelleziy amilu ve yecziyehüm ecrehüm Bi ahsenilleziy kânu ya'melun;

Tâ ki Allâh, önceden yaptıklarının en kötüsünü bile onlardan silsin ve yapmakta olduklarının en güzeli ile mükâfatlarını onlara versin. (A. Hulusi)

35 - Çünkü Allah onların mukaddemâ yaptıkları amelin en kötüsünü bile kefaretle örtüp, işlemekte bulundukları güzel amellerin en güzeline göre ecirlerini kendilerine ihsan edecektir. (Elmalı)


LiyükeffirAllâhu anhüm esveelleziy amilu ve yecziyehüm ecrehüm Bi ahsenilleziy kânu ya'melun şöyle ki Allah onların yaptıklarının en kötülerini örter. Ve onları yapa geldiklerinin en iyisiyle ödüllendirir. Çok büyük bir müjde ile karşı karşıya mü’minler. Yani burada her arzularını Allah’ın gidereceği cennet ehli Mü’minlerin suçsuz, günahsız, kusursuz, hatasız olduğu söylenmiyor. Yani onların mükemmel insan olmaları gerektiği söylenmiyor. Bakın ne söyleniyor; Açıkça deniliyor ki; Allah onların yaptıklarının en kötülerini örter ve onları yapa geldiklerinin en iyisiyle ödüllendirir. Onun için Allah’ı razı etmeye bakmak, bu çerçeve de insan olmanın doğal bir sonucu olarak işlenen hatalar, kusurlar, günahlara takılıp kalmamak. Ama Allah ile ilişki ve irtibatı sürekli diri ve sıcak tutmak ve gerisini O’na bırakmak.


36-) EleysAllâhu Bi kâfin abdeHU, ve yuhavvifuneke Billeziyne min dûniHİ, ve men yudlilillâhu fema lehu min Had;

Allâh, Esmâ'sından yarattığı kuluna kâfi değil mi? Seni O'nun dûnundakilerle korkutuyorlar! Allâh kimi saptırırsa onun için hidâyet edici yoktur. (A. Hulusi)

36 - Allah kuluna kâfî değil mi? Durmuşlar da seni ondan beridekilerle korkutuyorlar, her kimi ki Allah şaşırtır artık ona hidayet edecek yoktur, (Elmalı)


EleysAllâhu Bi kâfin abdeH hiç Allah kuluna yetmez mi. İşte geldi, işte büyük soru, büyük müjde geldi; Allah kuluna yetmez mi? Ne dersiniz? Allah yetmezse kuluna ne yeter, Allah değilse kim yeter. Allah’ın var, neye muhtaçsın. Allah’ın yok neyin var. İnsana sormalı, Allah, o her şey elde var bir. Gerisi 0 olsa ne yazar.

Hacer öyle demişti ya; Hz. İbrahim Hacer’i ıssız bir çölün ortasında eski beytin yanında bir sahra ağacının dibine bırakmış, yanına bir kırba su, sadece bir çıkın da ekmek koymuş ve göz yaşları içinde daha yeni doğmuş olan bebeği İsmail’i ve annesi Hacer’i orada Allah’a emanet ederek geri dönüp giderken arkasından Hacer şöyle seslenmişti;

- Ya İbrahim bizi kime bırakıyorsun. İbrahim’in dudaklarından dökülen tek cümle oldu.

- Sizi Allah’a bırakıyorum. Ve Hacerin verdiği cevap, onun adını tarihe imanın büyük kadını olarak kazıdı.

- Allah mı? Hasbinallah ve ni’mel vekil. O bana yeter. O ne güzel vekildir. İşte bu;

Elleziyne kale lehümün Nasu innen Nase kad cemeu leküm fahşevhüm fezadehüm iymana* ve kalu hasbünAllâhu ve nı'mel vekiyl. (A.İmran/173) Hani kendilerine bütün insanlar sizin aleyhinize birleşti, sizi yer yüzünden silip kaldıracaklar denildiğinde, onlar hemen kalpleri Allah aşkıyla ürperip, imanları ziyadeleşip ve dönüp onlara; HasbünAllah, Allah bize yeter. Ve ni’mel vekiyl, O ne güzel vekildir. Diyenler. İşte mü’minin imanı bu kadar güç merkezidir.

ve yuhavvifuneke Billeziyne min dûniH onlar seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Yani baştaki cümle ile beraber alırsak, Allah kuluna yetmez mi ki onlar seni O’ndan başkalarıyla korkutmaya kalkıyorlar. Evet,

Elleziyne yübelliğune risalâtillahi ve yahşevneHU ve lâ yahşevne ehaden illAllâh.(Ahzab/39) Allah’ın risaletini tebliğ eden o kimseler, yalnız Allah’tan korkarlar, Allah’tan başka da hiç kimseden korkmazlar. Hem nefiy hem ispat ile gelen bir cümle bu. Yani yalnız Allah’tan korkarlar demesi yeterdi aslında. Allah’tan başka da kimseden korkmazlar demeye gerek yoktu. Ama nefiy ve ispatı birlikte getirmiş ki, Allah’tan korkmak yetmez Allah’tan başkasından da korkmayın. Neden? Bu Ahzab/9. ayeti.

etahşevnehüm* fAllâhu ehakku en tahşevhü in küntüm mu'miniyn. (Tevbe/13) yoksa onlardan korkuyor musunuz Allah dışında birilerinden. Unutmayın ki Allah kendisinden korkulmaya en fazla layık olandır.

İnsan yalnızca Allah’ın sevgisini kaybetmekten korkmalıdır
çünkü korkuyu istismar etmeyen bir tek otorite vardır o da Allah. Allah dışında korktuğunuz her varlık sizin korkunuzu istismar eder kendi defterine, kendi hesabına gelir olarak kaydeder. Eğer korktuğunuzu anlarsa sizi yüreğinizin burnundan halka takıp sürür ve oynatır. Bir tane Allah’tır ki insanın korkusunu istismar etmeyip onu güçlendirir, onu takviye eder. Onun için insan iradesini sadece Allah kıskanmaz. Allah’tan başka herkes kıskanma potansiyeline sahiptir.

ve men yudlilillâhu fema lehu min Had ne ki Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola getiren bulunmaz. Yine bunu da deminki ayetler gibi doğru anlayacağız Kur’an ın bütününden yola çıkarak. Kim sapmayı dilerse Allah ona izin verir. Dolayısıyla bir kez de sapması artık sabitleştiğinde, koordinatları kaybettiğinde, yüreği mühürlendiğinde, artık dönüşü olmayan bir noktaya geldiğinde onu doğru yola geri döndürecek kimse bulunmaz.


37-) Ve men yehdillâhu fema lehu min mudıll* eleysellahu Bi 'Aziyzin Zintikam;

Allâh kime hidâyet ederse, kimse onu saptıramaz! Allâh (Bi-) Aziyz (kullarından bu isminin işaret ettiği özelliği açığa çıkaran), Züntikam (araya duygu katmaksızın yaptığının sonucunu kesinlikle yaşatan) değil midir? (A. Hulusi)  

37 - Her kime de Allah hidayet verir onu da şaşırtacak yoktur, bir intikamı var azîz değil mi Allah? (Elmalı)


Ve men yehdillâhu fema lehu min mudıll ama Allah kimi de doğru yola yöneltirse artık onu doğru yoldan kimse çıkaramaz. Yine bu da öyle; kim doğru yolu tercih eder bu tercihini hayat tarzı haline getirirse, Allah onun bu tercihini güçlendirir. Tercihini gerçekleştirmesi için güç verir ve bu güç sayesinde öyle iman kökleşir ve yerleşir ki, hiçbir rüzgar o kökü sökemez. Onu kimse yolundan çeviremez.

eleysellahu Bi 'Aziyzin Zintikam değil mi ki Allah izzet sahibidir, kimsenin kötülüğünü yanına kar bırakmayandır. Yani Allah’ın intikam sahibi olması bu demektir. Yani öç alıcı diye çeviremeyiz, kimsenin yaptığı kötülüğü yanına kar bırakmaz.



Devam ediyor D sayfasına geçiniz.
145. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder