27 Ağustos 2012 Pazartesi

İslamoğlu Tef. Ders. NÛR (27-30)(111-A)





Değerli Kur’an dostları tefsir dersimize Nûr suresinin 27. ayeti ile devam ediyoruz.


27-) Ya eyyühelleziyne amenû lâ tedhulu buyuten ğayre buyutiküm hattâ teste'nisu ve tüsellimu alâ ehliha* zâliküm hayrun leküm lealleküm tezekkerun;

Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izinlerini almadan ve o hane halkına selâm vermeden girmeyin! Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki bunun anlamını düşünürsünüz. (A.Hulusi)

27 - Ey o bütün iman edenler! kendi odalarınızın gayrı odalara sahiplerine istinas edip selâm vermeden girmeyiniz, bu sizin için hayırlıdır, gerek ki düşünürsünüz. (Elmalı)


Ya eyyühelleziyne amenû ey iman eden kimseler, lâ tedhulu buyuten ğayre buyutiküm hattâ teste'nisu ve tüsellimu alâ ehliha kendinize ait olmayan evlere sahiplerinden izin almaksızın ve selam vermeksizin girmeyiniz.

Daha önceki ayetlerde vahiy kadın erkek ilişkilerini düzenleyen mahremiyete ilişkin bir takım kurallar getirmiş ve bu kurallar çerçevesinde bu kuralları ihlal edene bir takım müeyyideler koymuştu. Bu ayetle başlayan pasajda ise örnek bir toplumda kadın erkek ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde yürütülmesi için yapılması gerekenler sıralanıyor. Bunların başında ise hane mahremiyeti, yani hane dokunulmazlığı, özel mahremiyet  alanının masumiyeti ve dokunulmazlığı ele alınıyor. İşte bu ayet hane mahremiyetinin, yani evin dokunulmazlığına, evin özel alan olduğuna ve bu özel alana ev dışından birinin girmesi, müdahalesi ancak o evin sakinlerinin ve sahiplerinin iznine bağlı olduğunu dile getiriyor.

Size ait olmayan evlere girerken mutlaka izin alın. teste'nisu ünsiyet kurun, onlara kendisinizi tanıtın. Onlara kim olduğunuzu, kimliğinizi ifade edin. Yani izinden daha öte bir şey aslında. Fakat; teste'niu diye de anlaşılmış, hatta bazen böyle okunmuş otoritelerce. Onun için hane sahibinden izin almak hanenin mahremiyetine karşı konulmuş bir tedbirdir. Ondan sonra da selam verin diyor.

İlginçtir selâm belki de tüm anlamını bu ayet çerçevesinde düşünüldüğünde buluyor. Çünkü selâm muhataba garanti vermektir. Neyin garantisini? Benden sana herhangi bir zarar ilişmeyecektir. Benim elimden, dilimden emin olabilirsin. Ben sana karşı Hak ve sorumluluklarımı biliyorum. Onun içinde senin özel alanına tecavüz etmekten sakınırım.

Selâmün Aleyküm diyen bir insan aslında muhatabının hukuklunu koruyacağını garanti etmiştir. Onun hukukuna tecavüz etmeyeceğini hiçbir bakımdan, -bu tecavüz sadece el ile, kaba kuvvetle, agresif davranışlarla, hatta dil ile değil, benim duygularımdan da emin olabilirsin.- Yani sana karşı güzel duygularla yaklaşıyorum. Olumlu bakıyorum, senin meşruiyetini tanıyorum, senin var oluşunu tanıyorum, seni meşru olarak, bir partner olarak, bir muhatap olarak kabul ediyorum.

Bu çok önemli bir düstur. Onun için efendimiz elfüs selam, selamı yayınız buyururken aslında birbirinizin hukukunu, birbirinizin özel alanını, birbirinizin hak ve sorumluluklarını dikkate alınız. Muhatabınıza güven veriniz. Onda güven telkin ediniz kendinize ilişkin. İşte selam kişinin muhatabına güven telkinidir. Bana güvenebilirsin. Benden zarar görmeyeceğine inanabilirsin garantisidir ve bu manasıyla selâmın muhteşem bir güven parolası olduğu ortada iken neden bazılarına selâmün aleyküm deyince gözünüze bön bön bakar ki? Dua ediyorsunuz, güven telkin ediyorsunuz sorumluluğunuzu bildiğinizi ve muhatabınızın hakkını da koruyacağınızı söylüyorsunuz. Kötülük bunun neresinde ki bazıları selâm a düşman bir tavır sergileyebiliyorlar.

Aslında selâma düşmanca bir tavır sergileyenler farkında olarak ya da olmayarak insanın onuruna, insanın güvenliğine, insanın kerametine hakaret etmiş olmuyorlar mı? Aslında selâma düşman olanlar, bilerek ya da bilmeyerek; “Bana kimse güvenmesin, ben muhatabıma her şeyi düşünebilirim.” demiş olmuyorlar mı? Selâma düşmanlığın insanın onuruna ve güvenliğine yönelik bir tecavüze kapı açmak demeye geldiğini bilmeliler bu tipler. Onun içinde selâmın anlamını kavramalılar. Selâm muhataba bir güvenlik garantisidir, güven telkinidir.

zâliküm hayrun leküm lealleküm tezekkerun düşünecek olursanız eğer sizin yararınıza olan da budur. Tabii düşünürsek, akıl edersek, kafamızı kullanırsak Allah’ın bizim yararımıza olan şeyleri teklif ettiğini anlarız. Düşünecek olursak eğer Allah’ın  bu talimatlardan hiçbir çıkarının olmadığını, çıkarı olan bir tek taraf varsa o da insan olduğunu anlarız.

Bu ayet çerçevesinde söylenecek belki bir şey daha var, o da yukarıda Hz. Aişe’ye, onun şahsında alemlere rahmet Hz. Muhammed’e yapılan büyük iftiraya rağmen vahiy, iftiracılardan iftiracıların üzerine yüklenmekten daha çok tedbir üretiyor. Tedbir almaya çalışıyor. Yani iftiracıların iftirasına suçu atmak yerine, iftiraya maruz kalmamak için tedbir almayı öne çıkarıyor. Vahiyden üslup almak durumundayız. Vahyi üslubumuza örnek almak durumundayız. İşte bu. Muhatabı suçlamak yerine, ki suçlasa ne kadar suçlasa haklı, çünkü suçlu zaten. Ama tedbir almayı öne çıkarıyor. Bu çok önemli.

İşte bu tedbirlerden biri de budur, yani hanenin mahremiyetinin sağlanması. Hane mahremiyeti sağlanırsa  özel alanın dokunulmazlığı korunursa bu durumda bu tür iftiraya açık kapılar daha da kapanacak, bu tür iftiralar ve bu iftiraları etmek için hazır kıta bekleyen kötü niyetli insanlara da fırsat verilmemiş olacaktır. Tabii ki bu ayet bağlamında eğer günümüz dünyasına yönelik bir çözümleme yapacak olursak ortaya çıkan günümüz dünyasında Big Brodher, büyük ağabeyin, büyük kardeşin hane mahremiyetini nasıl duman ettiği, özel alanın dokunulmazlığı diye bir şeyin onun için hiçbir şey ifade etmediği, uydularıyla, dinleme cihazları ile, kameralarıyla, gizli kameralarıyla vs. aletlerle özel alanı nasıl genelleştirdiğini ve gözü ile kulağı ile insan mahremiyetine nasıl tecavüz ettiğini hepimiz biliyoruz, görüyoruz, duyuyoruz. Belki de modern çağ insanlığın tüm çağları içerisinde bu açıdan en ahlaksız çağ olarak nitelendirilebilir.

İnsanların kapıları kırılarak hane mahremiyetlerine tecavüz edilip bunun da hukuk adı altında savunulduğu bir çağ ahlaksız bir çağ değil de nedir? Onun için bu meyanda Kur’an ın getirdiği ilkelerin; bugün dünden daha da önemli olduğunu, bugün dünden daha da elzem olduğunu, adeta bir Kur’an mucizesi olarak hane mahremiyetine ve kişi dokunulmazlığına, kişinin özel alanına yönelik tecavüzün ileri ki çağlarda daha da büyüyeceğine yönelik vahyin bir öngörüsünü biz burada açıkça görüyoruz.


28-) Fein lem tecidu fiyha ehaden fela tedhuluha hatta yü'zene leküm* ve in kıyle lekümurci'u ferci'u huve ezkâ leküm* vAllâhu Bima ta'melune 'Aliym;

Eğer içeride biri yoksa size izin verilinceye kadar oraya girmeyiniz... Eğer size "Geri dön" denilirse, geri dönün... Bu sizin için daha temizdir... Allâh yaptıklarınızı (B sırrınca) Aliym'dir. (A.Hulusi)

28 - Bunun üzerine onlarda kimse bulmazsanız size bir izin verilmedikçe içeri girmeyin ve eğer size dönün derlerse dönün, o sizin için daha temizdir ve Allah bütün amellerinize alîmdir. (Elmalı)


Fein lem tecidu fiyha ehaden fela tedhuluha hatta yü'zene leküm buna rağmen eğer orada kimseyi bulamazsanız size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. ve in kıyle lekümurci'u ferci'u huve ezkâ leküm eğer size dönün denilirse siz de hemen dönün. Bu davranış sizin için daha nezihtir, daha temiz bir davranıştır.

Zina ve iftira gibi iffete yönelik iki tehdidin ardından aile mahremiyetini korumaya yönelik iki tedbir. İşte bu ayetlerde dile getirilen iki tedbir. Özel mahremiyet alanını güvenceye almak, bireyin mahremiyetini dokunulmaz kılmak özel hayatın dokunulmazlığını güvence altına almakla ilgili bu ayetler.

vAllâhu Bima ta'melune 'Aliym zira Allah yaptığınız her şeyi bilmektedir.

Ayetin, hatta bu iki ayetin sonunda böyle bir ibare neden gelir sevgili Kur’an dostları? Bunun çok çarpıcı bir açıklaması olabilir, o da şu; aile mahremiyetini, özel hayatın dokunulmazlığını tecavüzden masumiyetini, eğer mutlak manada sağlamak istiyorsanız yine iman merkezli bir hayat ve iman merkezli bir insanla sağlayabilirsiniz.

İşte bu. Yani her şeyi bilen bir Allah’a iman etmezse bir insan, yada iman eden insanlardan oluşmazsa bir toplum, ya da iman eden insanlar eli ile oluşmazsa bir üst yapı, bir kurum, bir devlet; o zaman insanların elleri ile oluşturduğu o kurum, o müessese, o devlet eli ile o insanların özel hayatı tecavüze uğrar. İşte haddi zatında Allah’ın insana yönelik, insanın mutluluğu için koyduğu kuralların ideal manada hayata geçirilmesi de yine imana bağlı, yani doğru bir Allah inancına bağlı olduğu burada ifade buyruluyor.


29-) Leyse aleyküm cünahun en tedhulu buyuten ğayre meskunetin fiyha metaun leküm* vAllâhu ya'lemu ma tübdune ve ma tektümun;

İçinde yaşanılmayan ve içlerinde size ait bir eşya bulunan evlere girmenizde bir sakınca yoktur... Allâh açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir. (A.Hulusi)

29 - Meskûn olmayan ve içinde bir intifa' salâhiyetiniz olan odalara girmenizde size bir günah yoktur, neyi açıklar ve neyi saklarsınız Allah bilir. (Elmalı)


Leyse aleyküm cünahun en tedhulu buyuten ğayre meskunetin fiyha metaun leküm ama içinde oturulmayan sizin de yararlanmanız gereken kamusal mekanlara girmenizde bir sakınca yoktur.

Kamusal mekan diye çevirdim, aslında metinde ibare olarak olmasa da işaret ve ima olarak var, Burada bu ayet ilk otoriteler tarafından han, hamam, okul, Cami, otel vs. gibi mekanlar olarak nitelendirilmiş ki biz bunlara yeni mekanları da ekleyebiliriz; işte bütün bunların ortak niteliği kamusal mekanlar olmalı. Bu mekanlara girerken Kur’an ın getirdiği bu ilkeler uygulanmaz. Çünkü kamuya açıktır. Zaten o mekan kamusal olmakla kamuya açık olma garantisini vermiştir. Dolayısıyla bu mekanlara, hatta bir yorumda şöyle getirilebilir; sahipsiz, sahibi olmayan, herhangi biri tarafından kullanılmayan mekanlar da buna girebilir. Kamu yararına hizmet veren yerler bunun istisnasıdır yani.

vAllâhu ya'lemu ma tübdune ve ma tektümun şu da var ki Allah açıktan yaptıklarınızı da, gizlediklerinizi de bilmektedir. Yani özel alana tecavüz anlamına gelen bir takım davranışlar olabilir. Muhatap bunu böyle anlayabilir. Fakat sizin amacınız bu olmayabilir. Siz gerçekten de çok iyi bir amaçla bir davranış yaparsınız ama muhatabınız böyle algılayabilir. Eğer böyle bir durum varsa Allah o insanın içindekini bilir. Fakat tabii beri yandan sanki özel alanı koruyormuş gibi davranıp ta aslında farklı bir takım yöntemler kullanarak özel alanın mahremiyetine tecavüz edenleri de bilir.


30-) Kul lil mu'miniyne yeğuddu min ebsarihim ve yahfezu fürucehüm* zâlike ezkâ lehüm* innâllahe Habiyrun Bima yasne'un;

İman edenlere de ki: Nazarlarını sakınsınlar (cinsel arzuyla bakmaktan kaçınsınlar) ve cinsel organlarını korusunlar... Bu onlar için daha temizdir... Muhakkak ki Allâh yapıp işlediklerini (yaratan olarak) Habiyr'dir. (A.Hulusi)

30 - Mü'min erkeklere söyle: gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını (apışlarını) muhafaza etsinler, bu kendileri için daha temizdir, her halde Allah ne yaparlarsa habîrdir. (Elmalı)


Kul lil mu'miniyne yeğuddu min ebsarihim ve yahfezu fürucehüm yeni bir pasaja girdi sure ve burada yine yukarıdaki pasajlarla bağlantılı mahremiyetin farklı boyutları ele alınıyor. Özellikle kişi mahremiyetine, özellikle kadın erkek ilişkilerinin hangi zemine oturmasına sözü getirdi ve dedi ki; Mümin erkeklere söyle gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar. zâlike ezkâ lehüm tertemiz kalabilmek için en uygun davranış şekli budur. innâllahe Habiyrun Bima yasne'un unutmasınlar ki Allah işledikleri her bir şeyden haberdardır.

Burada; yeğuddu min ebsarihim ibaresi üzerinde bir miktar durmak lazım. Ğaddul basar; bakışı kısmak demektir. Ğadda; tüm kombinezonları ile birlikte ğa da da kökünden gelen, bunu çevirerek kurabileceğimiz da ğa da, da da ğa, gibi tüm kombinezonları ile birlikte bir şeyi kontrol altına almak, bir şeyi bir kısmından vaz geçirmek anlamına gelir.

Bakışı kısmak, kontrollü bakış anlamı var burada. Demek ki burada Mümin erkeklerden istenen bakışlarını kontrol altına almak, kadın erkek ilişkilerinde kontrol altında bir bakışla ilişkiyi sürdürmek.

Peki bundan ne anlaşılmalı? Hemen arkasından gelen “min” edatı var. harfi cari. Bu edat çok önemli bir işleve sahip bakışı kontrol altına alma talimatını sınırlandırmakta. Yani yasağı sınırlandırmakta. Nasıl? Bu kısıtlamanın genelleştirilmesi şöyle önlenmiş. Belli nitelikte ki bakışları dışlamış. Yani belli nitelikteki bakışları yasaklamış. Nedir bu nitelikte ki bakışlar? Muhatabın kişiliğine değil, dişiliğine odaklanan bakışlar. Onun cinsel bir figür ve obje olarak gören algılayan yamuk bakışlar. İşte bu, sözün özü bu.

Bir erkek karşıt cinsleriyle ilişki kurarken insani ilişkiler geliştirirken beşeri münasebetler geliştirirken mutlaka muhatabını cinsel bir figür olarak gören bir bakıştan sakınacak. Onu kişiliği ile görecek. Onun kişiliğini önceleyen bir bakış geliştirecek. Dişiliğini önceleyen bir bakış geliştirmeyecek.

Bu da tamamen bir tasavvur meselesidir. Yani bakıştan öte bakışa komut veren akıl ve tasavvur meselesidir. Eğer tasavvur yamulmuşsa, yamuk bir tasavvur gözü de yamultacaktır. Eğer bakış yamulmuşsa baktığını doğru görmeyecektir. İşte bu anlamda kişiliği, dişiliğin önüne geçiren bir erkek yaklaşımı bir bakış.

Bakınız burada özellikle görmesinler, kafalarını çevirsinler, görmezden gelsinler..! Yok, çünkü bu ayetlerin maksadı ilişki kesmek değil, ilişkiyi sürdürmek. Bir toplumda kadın ve erkeklerin ilişkilerini ahlaki bir zemine oturtmak. Yoksa eğer karşınızda bir karşıt cinsten kadın yoksa bakışı kısmanın, bakışların bir kısmından vazgeçmenin, yani kontrol altına almanın ne anlamı var? Duvara bakarken bakış kontrol altına alınır mı? Gerekir mi? Eğer görmüyorsanız, görüş alanınızda karşıt cinsten biri yoksa bakışlı kontrol altına alma emrinin ne anlamı kalır.

Bu tamamen ilişkiyi kesmeye yönelik değil, ilişkiyi sağlıklı bir zemin üzerinde kurmaya yönelik olarak anlaşılmalıdır. Çünkü tersi olursa erkek – kadın cinselliğini istismara yönelir. İlişki; Bir toplumsal değer üretimine değil, ilişki karşılıklı cinsel kimliği istismarına yönelik bir amaca hizmet eder. Fiziksel ve duygusal sakınmayı kastediyor ayet, her ikisini birden. Yani sadece fiziksel sakınma değil. Hatta buna hasretmek bu ayette ki talimatı bence anlamamak olur. Asıl belki de duyguya hitap eden bir ayet.

Peki muhatabını cinsel bir figür olarak algılayan bir bakışla bakmak ne olur? Erkek için haksız bir kazanç olur. Yani başkasının cinselliği üzerinden haksız bir kazanç elde etmek. İşin bir de böyle ahlaksız bir yanı var. Yani bir tür duygusal bir faizle karşı karşıyayız. Bir tür soygunla, bir tür haraçla karşı karşıyayız.

Yasne’un diye bitiyor ayet. Su’n; Yef’alun fiilinden farklıdır. Bima yefa’lun diye de bitebilirdi. Yani onların yaptıklarını Allah çok iyi haberdardır yaptıklarından derken san’a fiili kullanılıyor, çok ilginç. Bu iki fiil arasında, yani fiille su’n arasında çok temel bir fark var. o da su’n bilinçli yapmaya denilir. Fiil ise bilinçli bilinçsiz tüm yapmaları kapsar. Onun için hayvanların ve bitkilerin hareketlerine fiil denir de su’n denmez.


Devam ediyor B sayfasına geçiniz.
111. videoyu toplu olarak http://kurantefsir.wordpress.com/2012/08/24/islamoglu-tef-ders-nur-27-40111/ bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder