17 Eylül 2013 Salı

İslamoğlu Tef. Ders. ZARİYAT (05 - 15) (165-B)



A sayfasından devam


5-) İnnema tu'adune le sadık;

Vadolunduğunuz elbette kesinlikle gerçektir! (A. Hulusi)

05 - Ki muhakkak o size vaad olunan her halde doğrudur. (Elmalı)


İnnema tu'adune le sadık hiç tartışmasız size vaad edilen elbet doğrudur, gerçektir.


6-) Ve inned diyne le vakı';

Muhakkak ki Din (sistem) mutlaka bir realitedir! (A. Hulusi)

06 - Ve muhakkak ki ceza şüphesiz vaki’dir. (Elmalı)


Ve inned diyne le vakı' ve hesap günü mutlaka, ama mutlaka gerçekleşecektir. Aslında burada ki ve inned diyn; inne yevmed diyne ve vakı’a şeklinde anlaşılmalı. Din günü, deyn günü, borç günü, borç ödeme günü, Allah’ın hesap sorma günü, adalet günü, deyyam günü mutlaka gerçekleşecektir, gelecektir.

İlk 4 ayette ki sıfatların ismini izah etmeye çalışmıştık. Ne olursa olsun bu isimler. Yeniden diriliş bağlamında ele alınmalıdır bu ilk 4 ayet. Yani bu ayetlerde ki sıfat fiillerin nitelediği isimlerin; Yağmur, bulut, rüzgâr, melek, hatta silahlar, ordular, orduların kullandığı araçlar ki o yorumlar da yapılmış, nasıl yorum yaparsak yapalım ilk 4 ayeti içine yerleştireceğimiz bağlam yeniden diriliştir, ahirettir.


7-) Ves Semai zatil hubük;

O (çeşitli düşüncelerden oluşmuş) yollarla dolu semâ (bilinç)! (A. Hulusi)  

07 - O düzgün hâreli Semaya kasem ederim. (Elmalı)


Ves Semai zatil hubük düşün, bereketli, hareketli, oldukça cevval ve düzenli, hatta bir manaya göre asimetrik ve simetrik yollarla donatılmış semanın ihtişamını düşün.

El hubük; Hıbak, çöldeki kum tepelerinin ilk gün doğumunda gölgelerinin oluşturduğu haleler. Tepelerin dip noktalarında ki o kıvrım kıvrım, büklüm büklüm güzellikler. Hatta bundan dolayı dalgalı saçların dalga diplerine de hıbak denilmiştir. Onun için aslında bu simetrik değil asimetrik. Fakat oldukça da düzenli, oldukça güzel, çekici. Zaten simetrik olsa da belki de kopyalanabilir. Ama o asimetrik yapısı içinde, simetrik olmayan yapısı içinde insanın içini alan bir güzellik. Yani hepsine sanki orijinal bir kalemle yapılmış, emek verilmiş gibi. Hiç biri birbirine benzemeyen.

Gökte böyle. olağanüstü düzenlilikte bir asimetrik yapı. Aynı zamanda hareketli. Simetrik olsa bu hareketin neden herhangi bir kazaya yol açmadığını açıklayabilirsiniz. Onun için asimetrik yapı mutlaka ve mutlaka bir düzenleyiciyi, bir düzen sahibini, yani sürekli müdahaleyi gerektirir.

Çöldeki o tepelerin kıvrım kıvrım hareleri de aslında hareketlidir. Çölde kum tepeleri saatte 1 metre hareket ederler rüzgârda. Onun için bir gün önceki tepeyi bir gün sonra yerinde bulamaya bilirsiniz. Tıpkı deniz gibidir, ne var ki denizden daha yavaş hareket ederler. Çöl böyledir.

Gökteki yıldızlarda böyle. Onun için yörüngeleri sabit değildir, değişkendirler. Yani uzayda hiçbir yıldız aynı yeri iki kez dönmez. Bizim günlerimiz de öyledir. Dünya da uzayda hareket ederken, güneşin etrafında dönerken iki yıl uzay içinde ki koordinatlarda aynı yerde değildir. İki gün de aynı yerde değildir. Çünkü sistem akıp gitmektedir. Sistemin içinde olduğu galaksi akıp gitmektedir. Yıldız adaları, gök adaları. Gök adalarının birleştirilmiş şekli olan galaksiler çiftliği akıp gitmektedir. Dolayısıyla iki günümüz zamansal olarak dahi aynı değildir. Mekan olarak uzay koordinatları açısından aynı değildir. Yani yer yüzü iki günde aynı yörüngeyi takip etmez. Yer yüzünün yaratıldığı andan bu güne kadar aynı yörüngede iki kez gezmemiştir dünya. İşte bu muhteşem farklılığı düşün. Bu farklılık içinde ki uyumu düşün ve devam edelim;


8-) İnnekum lefiy kavlin muhtelif;

Muhakkak ki siz çeşitli görüşler içindesiniz! (A. Hulusi)

08 - Ki siz pek muhtelif bir kavl içinde bulunuyorsunuz. (Elmalı)


İnnekum lefiy kavlin muhtelif işte siz inanç hususunda gerçekten de farklı görüşlerdesiniz. Yani Allah uzayı nasıl farklı yaptıysa, sizi de farklı kıldı. İç uzayınızı da farklı kıldı. Onun için farklılık varlığın yasasıdır. Farklılığı yok etmek bu yasaya karşı çıkmaktır. Yok edemezsiniz zaten. Bunu önce böyle bilin. Ama buradan yola çıkarak Allah uzaya irade vermedi. Fakat insana irade verdi. Siz iradenizle Allah’a teslim olabilirsiniz, iradenizle Allah’ın verdiği koordinatta yürüyebilirsiniz. Onun içinde burada mevcut akidevi farklılıklar onaylanmış değil, sadece sebebi hikmeti izah edilmiştir.

Özellikle ahiret inancı konusunda insanların farklılıklarına bakın. Reenkarnasyona inananlar, ruh göçüne inananlar, yarı inkar edenler, tam inkar edenler, farklılıklar ahiret konusunda çeşit çeşit. Bir çok insanların ölümden sonra diriliş inancı var. Yani bu inançlar, ki tam inkar var, yarı inkar var, ruh göçü var, reenkarnasyon var, yer yüzünde diriliş var, bu dirilişin mahiyetleri konusunda tartışmalar var, kendi aralarında ihtilaflar var.

Neden? Çünkü insanoğlu bu konuyu bilgi ile çözemez. İnsanoğlu bu konuyu Allah’a teslimiyetle çözer. Çünkü öldükten sonra dirilip de bize anlatan olmaz. O halde tek bir yolu var Allah’a itimat etmek. O halde ahiret inancını Allah belirler. Allah nasıl inanmamızı istiyorsa öyle inanırsak ancak bu konuda kurtuluruz. Çünkü ahiret hakkında bize haber verecek ikinci bir kaynak yoktur. ve lâ yünebbiuke mislü Habiyr. (Fatır/14) her şeyden haberdar olanın verdiği haber gibisini kim verebilir diyor. Kimse veremez. Her şeyden haberdar olan Allah haber verir. O nedenle de ahiret konusunda eğer insanoğluna bırakılırsa iş he insan sayısınca bir ahiret inancı çıkacaktır. Ahiret inancı konusunda Allah’a teslim olmaktan başka çaresi yoktur.


9-) Yü'fekü anhu men üfik;

Çevrilmiş kimse Ondan döndürülür! (A. Hulusi)

09 - Ondan çevrilen çevrilir. (Elmalı)


Yü'fekü anhu men üfik işte bunu açıklayan bir ayette geldi. Ama savrulan kendi aleyhine savrulur. Yani bu konuda ille de yalan söylemek istiyorsa insan kendini aldatmış olur, kendine yalan söylemiş olur. İstikametten sapan yalana sürüklenir. Ya da sapan sapıktır şeklinde de mana verebiliriz. Gerçekten sapan yalana sürüklenir. Bu konuda eğer Allah’ı dinlemezse insan sapar. Çünkü heva ve hevesine göre hareket etmiş olur. Manevi ve gaybi hakikatlerde akıl yürütmeyle gerçek bulunmaz. Akıl yürüterek ahireti nasıl anlayabilirsiniz. Çünkü akıl yürütülecek alan değil ki. Bu ancak iman alanıdır. Onun içinde bu konuda iman etmeyen kendisini yalana sürüklemiş olur. Yü'fekü anhu men üfik.


10-) Kutilel harrasun;

Ölsün o yalancılar! (A. Hulusi)

10 - O kahrolası yalancılar. (Elmalı)


Kutilel harrasun kahrolsun keyfi yargılarını kesin gerçekmiş gibi pazarlayanlar. Yani kahrolsun spekülasyon yapanlar ahiret konusunda. Bunu söylüyor.


11-) Elleziyne hüm fiy ğamretin sahun;

Onlar ki cehalet ve körlük içinde ne yaptığını bilmeyenlerdir! (A. Hulusi)

11 - O sarhoşluk içinde yaptığını bilmezler. (Elmalı)


Elleziyne hüm fiy ğamretin sahun ki onlar gömüldükleri bataklıkta debelenip durmaktadırlar. Debelenen gafillerdir. Sahun; Unutanlar, kendilerini unutanlar, kendilerini kaybedenler, kendilerinin uzağına düşenler.


12-) Yes'elune eyyane yevmud diyn;

"Din süreci ne zamandır?" diye sorarlar. (A. Hulusi)

12 - Soruyorlar: ne zaman o ceza günü? (yevmi dîn) (Elmalı)


Yes'elune eyyane yevmud diyn hesap günü ne zamanmış bakayım diye sorarlar. Tabii küçümseyerek, inkar iması içeren bir biçimde. Sanki hesap günü hiç gelmeyecekmiş gibi, sanki hesaba çekilmeyeceklermiş gibi, yani Allah’tan kaçmak mümkinmiş gibi. Sanki varlık çift yaratılmamış gibi. Varlığın çift yaratılma sisteminden hayat müstesna imiş gibi. Hayat ta oysa ki çift yaratılmış. Hayatın bir kutbu dünya ise öbür kutbu ahiret. Onun içinde hayatın tek kutbuna inanıp onu yaşayıp da, yani inanmak ne demek, onu yaşayacaksınız, ona sıkı sıkıya sarılacaksınız, hayatı çift kutuplu yaratanın yarattığı hayatı ikiye bölüp tek kutbunu alayım, diğer kutbunu inkar edeyim diyeceksiniz. Bu her şeyden önce o hayatın sahibine ihanettir. Yes'elune eyyane yevmud diyn.


13-) Yevme hüm alen nari yüftenun;

O süreçte onlar ateşte kıvranırlar! (A. Hulusi)

13 - Ateş üzerinde kıvranacakları gün. (Elmalı)


Yevme hüm alen nari yüftenun onlar o gün ateşte azap görecekler. Onlar o gün ateşte sınanacaklar. Yuftenun; el fetnu; potada madeni ergitip cevherini cürufundan, hamını hasından ayırmaya denilir. Arapça da bu kelimenin etimolojisi, kök anlamı bu. İnsanı bir maden sayıp, insan madenini Allah saflaştıracak, cevherini ortaya çıkaracak, bu madenin içinde cevher var. İşte rabbül alemin olan Allah’ın insanı terbiye etmesi bu. Yeryüzünde insan terbiye oldu oldu. Yani cevheri ortaya çıktı saflaştı. Saflaştıysa zaten doğrudan saf olanların arasına girecek. Çünkü güzele güzel yakışır. Cennet güzeldir, cennetlikte güzeldir. Saflaşanlar, cevherler girecek cennete, cüruflar değil. Cüruflu cennete girilmez.

O halde Yevme hüm alen nari yüftenun şöyle de anlaşılabilir. Dünyada saflaşmayanlar ahirette potaya atılıp bilmem kaç derece ateşte saflaştırılacaklar. Yani orada ergitilecekler, orada bu işlem yapılacak. Ama orada bu işleme tabi tutulmak çok daha ağır bir bedel ödemektir. Ey insanoğlu fırsat eldeyken burada gönüllü olarak saflaş. Nasıl olsa ele geçeceksin, nasıl olsa potaya gireceksin. Şimdi şu hayatı bir pota, saflaşma süreci olarak oku ve buradan cevher olarak git. Cüruf olarak giderken orada potaya atarlar. Orada atarlarsa bu senin için hiçte iyi olmaz manasına da alabiliriz.

Burada ki yuftenun iki anlamda da alınabilir Ahirette ceza çekecekler, ahirette saflaştırılacaklar, yani terbiye edilecekler manasına da alınabilir.


14-) Zûku fitnetekum* hazelleziy küntüm Bihi testa'cilun;

(Zebânîler der ki): "Azabınızı tadın! İşte o acele istediğiniz buydu!" (A. Hulusi)

14 - Dadın diye fitnenizi: bu, işte o sizin acele istediğiniz. (Elmalı)


Zûku fitnetekum* hazelleziy küntüm Bihi testa'cilun ve onlara azabınızı tadın. Fitnenin bir anlamı azap, bir anlamı da saflaşma demiştim. Ya da haydi dünyada madem potadan kaçtınız burada potaya girip eriyin bakalım. Cevheriniz cürufunuzdan burada ayrılsın denilecek. İşte bu sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. Yani hemen gelsin diyordunuz değil mi ahiret, hemen gelsin diyordunuz son saat. Çabuk getir diyordunuz peygamberlerinize inkarcılar. Hadi o vaad ettiğin son saati getirsene diyordunuz. İşte geldi denilecek.


15-) İnnel muttekıyne fiy cennatin ve 'uyun;

Muhakkak ki korunanlar cennetlerde ve kaynaklardadırlar. (A. Hulusi)

15 - Şüphesiz ki muttakiler Cennetlerde pınar başlarındadır. (Elmalı)


İnnel muttekıyne fiy cennatin ve 'uyun ne var ki sorumluluk bilincine sahip olanlar, akıl sır ermez cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar.

Muttakıyn; Takva sahibi olmak. Aslında duruş sahibi olmak, esas duruş, Allah’a karşı klas duruş sahibi olmak. Muttaki bir isim, fiil değil. Elleziyne yettekune değil burada gelişi; İnnel Muttakıyne diyor, isim olarak geliyor. İsim olarak gelmesi, onun ahlak haline dönüşmesidir. İsnada isim olması bir şeyin, insanda sürekli sabit halde bulunmasıdır, ahlak haline dönüşmesi, yani kesintisiz bulunması.

Nedir bu kesintisiz bulunan? Aslında takva; va’ka kökünden türetilir. Va’ka sakınmak, korunmak, korumak, elde tutmak, muhafaza etmek, tir tir titremek, üzerine düşmek, üzerine titremek, onu muhafaza etmek için tüm dikkatini üzerinde yoğunlaştırmaktır. Yani dikkat yoğunlaştırmak. Bir insanın zeka seviyesi dikkat süresi ile orantılıdır. Onun için çocuklar akıl seviyeleri yükseldikçe dikkat süreleri artar. Mesela küçük bir çocuk 8 – 10 saniyeden fazla bir şey üzerinde dikkat edemez. Yani dikkatini yoğunlaştıramaz. Onun içinde 7 yaşına kadar çocuklarınıza bir şey söylersiniz, o ancak onu söylediğinizi, dakikalar içinde tutabilir.  Ondan sonra oğlum sana 100 defa söyledim. 100 defa da söyleseniz onun dikkati o kadarlıktır.

İnsanın aklı büyüdükçe dikkatini yoğunlaştırma süresi de büyür ve Muttakıy dikkatini bir ömre yayandır. Dikkatini Allah üzerinde yoğunlaştırandır. Yani artık Allah ne der sorusunu, ömrünün tümünün sorusu yapandır. Muttakıy budur. Onun için Muttakıy biri her anında Allah kaygısıyla doludur. Dikkatini o konuda yoğunlaştırmıştır. Hangi hal içinde bulunursa bulunsun, hangi ortamda olursa olsun, başına hangi durum gelirse gelsin, sevinç ve keder. Verilmiş ya da alınmış. Azaltma ya da çoğaltma. Yoksulluk ya da varsıllık. Bütün hayatın hangi cilvesi gelirse gelsin her durumda dikkatini dağıtamaz. Onun dikkati Allah üzerinde o kadar yoğunlaştırmıştır ki, kendisine bir servet vermekle elindeki tüm servetini almak arasında bu manada fark olmaz. Yani dikkatini dağıtamazsınız. O oraya yoğunlaştırmıştır. Her hadiseye yoğunlaştığı noktadan bakar. Allah ne der. Allah nasıl bakar. Yani benim duruşum Allah’a hoş gelsin de gerisine nasıl gelirse gelsin. Onun için muttaki tanımı budur aslında. Yani rabbimiz takvaya çağırırken insanoğlunun aklını maksimuma çağırmaktadır, aklı büyütmektedir. Aklın saflaşması, aklın cevherinin cürufundan ayrılıp saf akıl haline gelmesi. İşte cennet o saf akılların olacak.

Devam ediyor C sayfasına geçiniz.
165. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder