D sayfasından devam.
91-) Kezâlik* ve kad ehatna Bima ledeyhi hubra;
İşte
böyle... Biz Onu, ondaki ile ihâta etmiştik. (A.Hulusi)
091- Böyle,
halbuki onun yanında neler vardı tamamını biz biliyorduk. (Elmalı)
Kezâlik, onların yaşam tarzı da
böyleydi.
Evet, gerçekten de Razi’nin
açıklaması bu “kezalik” sözcüğü için çok hoş ve gerçekten ikna edici. Yani onların
yaşam tarzı da böyleydi. Onlar böyleydi işte. Bu da 3. ders. Dünya farklı
kültürlerden, farklı inanç sistemlerinden farklı yaşam tarzlarından oluşur.
[Ek bilgi: Örnek; http://www.youtube.com/watch?v=HhAvuPlhdNA&feature=related
)]
Zülkarneyn onlara dokunmamış,
kendi hallerine bırakmıştı. Hz. Peygamber de inşa ediliyor burada. Yani Dünya
Arabistan’dan, insanlık ta Araplardan
müteşekkil değil Ey Muhammed. Dolayısıyla hukuk ve iktidar pratiğini bu esasa
göre inşa et. Yani burada A’raf/199 ayetini hatırlıyoruz;
Huzil afve
ve'mur Bil urfi ve a'rıd anil cahiliyn (A’raf/199) Evet, fıtrata uygun yolu tut, iyiyi öner, cahilleri kendi
haline bırak. Demiyor muydu. İşte bize bu ayeti hatırlatıyor.
ve kad ehatna Bima ledeyhi hubra
fakat doğrusu biz onun sahip olduğu tasavvuru derin bir bilgiyle kuşatmışızdır.
Yani burada söylenen Zülkarneyn sıfatlı kişinin, farklılıklara karşı hoş görülü
davranışının ardında yatan gerçek sebebi, iktidarının uzun sürmesi ve bu kadar
geniş olabilmesi için insanları olduğu gibi hoş görebilme yeteneği, güzel
yönetebilme yeteneği. Yani çok kültürlülüğü, çok inançlılığı kendi içerisinde
böyle kabullenebilme yeteneği olduğu gibi bir ima seziliyor.
92-) Sümme etbe'a sebeba;
Sonra (Zül-Karneyn) bir yolu daha
kullandı. (A.Hulusi)
092 - Sonra
da diğer bir sebebi takip etti. (Elmalı)
Sümme etbe'a sebeba yeniden
kendisini amacına ulaştıracak bir araca başvurdu.
93-) Hatta izâ belağa beynes seddeyni vecede
min dunihima kavmen lâ yekâdune yefkahune kavla;
Nihayet
iki sed (set, dağ) arasına ulaştı... Orada neredeyse -hiçbir- uyarıyı değerlendirmeyecek
hâlde bir kavim buldu. (A.Hulusi)
093 - Tâ
iki sedd arasına vardığı vakit önlerinde bir kavim buldu ki hemen hemen söz
anlayacâk bir halde değil gibi idiler. (Elmalı)
Hatta izâ belağa beynes seddeyni vecede min
dunihima kavme nihayet iki set arasına ulaştığı zaman onların
arasında yaşayan bir topluluğa rastladı.
Tefsir edebiyatında b settin
Kafkasya da ki derbent setti olduğu yaygın kabul gören bir yorum. Fakat bu
konuda ne Kur’an da ne de sünnet ve hadiste hiçbir bilgi yok. Onun içinde mesel
ve cedel ayetini tekrar hatırlatıyor (54. ayeti), spekülasyon ve polemiğe
girmeyi doğru bulmuyoruz. Burada asıl verilmek istenen ne ona bakıyoruz.
lâ yekâdune yefkahune kavla
konuştuğu dilden pek anlamıyorlardı.
94-) Kalu ya Zelkarneyni inne ye'cuce ve
me'cuce müfsidune fiyl Ardı fehel nec'alü leke harcen alâ en tec'ale beynena ve
beynehüm sedda;
Dediler:
"Ey Zül-Karneyn! Şüphesiz ki yecüc ve mecüc Arz'da bozgunculuk
yapmaktadırlar! Bizimle onlar arasına bir set oluşturman için, sana bir ücret
ödeyelim mi?" (A.Hulusi)
094 - Dediler
ki ey Zülkarneyn! haberin olsun Yecuc ile Mecuc bu Arzda fesat yapıp
duruyorlar, onun için onlarla bizim aramıza bir set yapman şart ile sana biz
bir harç versek olur mu? (Elmalı)
Kalu ya Zelkarneyni inne ye'cuce ve me'cuce
müfsidune fiyl Ard ey Zülkarneyn dediler ye’cüç ve Me’cüc ülkede
bozgunculuk yapıyor.
Kim bu Ye’cüc ve Me’cüc? Sonraki
müfessirler tarafından Moğollar ve Tatarlar la özdeşleştirilmiş. Belli ki
sonraki müfessirler Moğol istilasından epey sıkıntı gören bu ümmetin tarihsel
tecrübesinden yola çıkarak böyle bir yoruma varmışlar. Ama tabii ilk
müfessirler bu yorumu yapmıyorlar. Fakat tarihsel delillere baktığımızda eğer
onlara ille de uyarlayacak olursak İskitler’e tekabül ediyor bu kavimler. Ki
kitabı Mukaddes’te bu Ye’cüc ve Me’cüc ile ilgili muğlak atıflar var. Avrupa
dillerine de Gog ve Magok olarak zaten geçmiş bunlar. Fakat cedele açık,
spekülasyona açık Kur’an ve sünnette haklarında başka hiçbir malumat verilmeyen
simgesel şeyler bunlar. Onun için biz meselin verdiği ibrete bakalım diyerek
geri ayete dönelim.
fehel nec'alü leke harcen alâ en tec'ale
beynena ve beynehüm sedda derhal onlarla bizim aramıza bir set
yapman karşılığında sana bir bedel ödemeye ne dersin.
[Ek
bilgi; ….Zülkarneyn; Allah’ın kendisine dünyada imkân sağlayarak uzak yerlere
gidebilmesi için “sebeb” isimli vasıtayı verdiği şahıstır. O, kendisine verilen
‘sebeb’le üç ayrı seyahate çıkmıştır: “Güneş’in battığı yere” “Güneş’in doğduğu
yere” “İki sedd / südd arasına” (İki bulut/nebula)
Gittiği
bu üç yerde bazı kavimlerle karşılaşmış, üçüncü seyahatinde vardığı yerdeki
kavmin isteği üzerine, onları Ye’cüc Me’cüc’den korumak için bir set inşâ
etmiştir.
Yaptığı
seyahatler sırasında, Güneş’in doğduğu yerden ayrılıp iki sedd / südd arasına,
cinlerin Ye’cüc Me’cüc’ün ve diğer insanların bulunduğu yeryüzünün ortasına
yöneldi; doğu tarafında Türk bölgesinde bir yola ulaştı. Salih insanlardan olan
bir topluluk O’na dedi ki:
“Ey
Zülkarneyn! Şu iki dağın arasında Allah’ın malukatından bir topluluk var.
Onlardan çoğu insanlar gibi ama, dört ayaklı hayvanlara benzerler. Ot yerler;
evcil ve yabani hayvanları, yırtıcı hayvanların avladığı gibi avlarlar.
Yeryüzünde Allah’ın yarattığı her canlının, yılanların ve akreplerin
artıklarını yerler. Onlarla beraber olduğumuzdan bu yana bize uğramadıkları
sene yoktur. Biz onların akıncılarının şu iki dağın arasından bize
saldırmalarını bekleriz, gözetleriz. Onlarla bizim aramızda sedd yapman için
sana vergi verelim mi?”
Zülkarneyn
dedi ki:”rabbimin beni içine yerleştirdiği şey (bana verdiği imkan) sizin
vereceğiniz şeyden daha hayırlıdır. Bana bedensel güçle yardım edin de, sizin
onlar arasına kat kat engel yapayım. Bana kayalar, demirler ve bakırlar getirin
ben de onların memleketlerini tanıyayım, ilimlerini bileyim, dağlarının arasını
ölçeyim.”
Sonra
onlara ulaşana kadar gitti; Memleketlerinin ortasına vardı. Onların hepsini
aynı ölçüde, kadınlarını ve erkeklerini aynı boyda buldu. Orta boylu insanın
yarısı kadardılar. Yaklaşık 85cm’dir. Bizim tırnaklarımızın yerinde onların
pençeleri vardı. Azı ve köpek dişleri yırtıcı hayvanların dişleri gibiydi. Bir
şey yedikleri zaman yaşlı katırın veya kuvvetli atın kıtır kıtır yemesi gibi
ses çıkardıkları duyulurdu. Vücutlarının her yanı kıllarla kaplı olduğundan
sıcak ve soğuktan zarar görmezlerdi. Her birinin büyük iki kulağı vardı.
Kulakları sırtlarını ve karınlarını örtüyordu. İstirahat ederken birini
üzerlerine örterler, diğerini altlarına sererlerdi. Onların bütün kadın ve
erkekleri ölecekleri zamanı bilirlerdi. Çünkü erkekleri bin çocuk yapmadan, kadınları
bin çocuk doğurmadan ölmezlerdi. Bin çocuk yapınca da ölürlerdi. Vakti gelince,
bizim bereketli yağmur dilediğimiz gibi yağmur dilerlerdi.
Yağmur
yağdığı zaman toprak yeşerir, onlar yerler ve bakılınca fark edilecek kadar
semirirler. Kadınları erkeklere koşarlar, onlarla birleşirler, münasebetten
bitkin düştükleri görülürdü. Köpekler gibi ulurlar, hayvanlar gibi
çiftleşirlerdi.
Zülkarneyn, bütün bunları
gördükten sonra iki dağın arasına döndü, iki dağın arasını ölçtü.
O,
Türk diyarındaydı. İki dağın arasının 100 fersah olduğunu gördü. İşe başlamaya
karar verince, suyu bulana kadar temel kazdı. Temelin genişliğini 50 fersah
olarak yaptı. Onun dolgusu kaya, toprağı akıcı bakırdı. Sonra akıcı bakırı
kayaların üzerine döktü. Sanki bir dağın yer altındaki temeli gibiydi. Sonra
temelleri demir bloklarla ve akıcı bakır ile yükseltti. Onun açıklıklarını sarı
bakır ile kapattı. Seddin inşâsını tamamlayınca insanların ve cinlerin yanına döndü….
(Dursun Ali TÖKEL - Yecüc ve Mecüc Hakkında Bilgi)]
95-) Kale ma mekkenniy fiyhi Rabbiy hayrun fe
e'ıynuniy Bi kuvvetin ec'al beyneküm ve beynehüm radma;
(Zül-Karneyn) dedi ki:
"Rabbimin bende açığa çıkardıkları daha hayırlıdır... Gücünüzle bana
yardım edin de, sizinle onlar arasına büyük bir set oluşturayım."
(A.Hulusi)
095 - Dedi
ki: rabbimin beni içinde bulundurduğu iktidar çok hayırlıdır. haydin siz bana
kuvvet ile yardım edin de ben onlarla sizin aranıza bir redim yapayım. (Elmalı)
Kale ma mekkenniy fiyhi Rabbiy hayr
şöyle cevap verdi; Rabbimin bu konuda bana verdiği imkan daha değerlidir. fe e'ıynuniy Bi
kuvvetin ec'al beyneküm ve beynehüm radma haydi sizler baba iş gücü
ile yardımcı olun da sizinle onların arasına bir set yapayım dedi.
96-) Atuniy züberel hadiyd* hatta izâ sava
beynes sadefeyni kalenfühu* hatta izâ ce'alehu naren kale atuniy üfriğ aleyhi
kıtra;
Bana
demir kütleleri getirin... Nihayet iki taraf arasını eşitleyince:
"Nefhedin = körükleyin" dedi... Tâ ki onu (demiri) kor hâline
getirince, "Getirin bana, üzerine eritilmiş bakır dökeyim" dedi.
(A.Hulusi)
096 - Bana
demir kütleleri getirin, tam iki ucu denkleştirdiği vakit körükleyin dedi, tam
onu bir ateş haline koyduğu vakit getirin bana dedi: üzerine erimiş bakır
dökeyim. (Elmalı)
Atuniy züberel hadiyd şimdi bana
demir plakalar getirin diye emir verdi. Zülkarneyn sıfatlı kişi. hatta izâ sava
beynes sadefeyni kalenfühu nihayet iki yamaç arasındaki boşluğu
doldurup düz hale gelince onlara körükleyin dedi. hatta izâ ce'alehu naren kale atuniy üfriğ
aleyhi kıtra sonunda demir akkor halini alınca onun üzerine dökmek
için bana erimiş bakır getirin dedi.
97-) Femesta'û en yazharuhu ve mesteta'û lehu
nakba;
Artık
onu, ne aşmaya muktedir olabildiler ve ne de delebildiler!
097 - Artık
onu ne aşabilirler ne de delebilirler. (Elmalı)
Femesta'û en yazharuhu ve mesteta'û lehu nakba
Evet, artık onların düşmanları ne onu aşabilirlerdi, ne de onda bir gedik
açabilirlerdi.
Yani kıssadan hisse; Burada çok
gelişmiş bir uygarlığa sahip bir yönetici dile getiriliyor. Bu yönetici hem
adil, hem güç sahibi, hem de bilgi sahibi. Dolayısıyla eğer kararlı, adil,
bilgili, hikmetli davranırsanız amacınıza ulaşır doğular ve batılar elinize
geçer mesajı burada açık.
98-) Kale hazâ rahmetün min Rabbiy* feizâ cae
va'dü Rabbiy ce'alehu dekkâ'* ve kâne va'dü Rabbiy hakkâ;
(Zül-Karneyn) dedi: "Bu
Rabbimden bir rahmettir... Dolayısıyla Rabbimin vaadi gelince, onu yerle bir
eder... Rabbimin vaadi Hak'tır." (A.Hulusi)
098 - Bu,
dedi: rabbimden bir rahmettir, rabbimin vaadi vakit de onu dümdüz edecektir,
rabbimin vaadi Hakk oldu. (Elmalı)
Kale hazâ rahmetün min Rabbiy
Zülkarneyn dedi ki; Bu rabbimin bir rahmetidir. feizâ cae va'dü Rabbiy ce'alehu dekkâ’
rabbimin vaat ettiği zaman geldiğinde onu yerle bir edecektir. ve kâne va'dü
Rabbiy hakkâ zira rabbimin vaadi mutlaka gerçekleşecektir.
Temsilin 2. hissesi de burada.
İktidar ve güç ne kadar büyük olursa olsun Allah’ın mutlak iktidarı karşısında
eriyip yok olur. Allah’ın vaadi gerçekleşir. Burada Hz. Peygamber de inşa
ediliyor. Senin ellerine kurulacak medeniyet te büyüyecek, doğulara ve batılara
sahip olacak. Öyle büyüyecek ki. Ama en sonunda hiçbir medeniyetin kalıcı
olmadığı vaadi Allah’ın bir vaadidir. Dolayısıyla senin ellerinle getirdiğim
imanla, getirdiğin ilkelerle büyüyecek bu medeniyetin de elbette kötü günleri
ve çöküş günleri olacaktır gibi bir inşa var burada.
[Ek Bilgi
http://ekabirweb.blogspot.com/2012/03/kehf-suresi-98-ayet-tefsiri-elmal.html link kırık değil kopyala yapıştır ara]
99-) Ve terekna ba'dahüm yevmeizin yemucü fiy
ba'din ve nüfiha fiysSuri fecema'nahüm cem'a;
O gün
onları serbest bırakırız, dalgalar hâlinde (iki
tür) birbirlerine girerler! Sur'a da
üflenmiştir; artık hepsini cem etmişizdir. (A.Hulusi)
099 - Ve
o gün onları bırakıvermişizdir, bir kısmı diğerinin içinde dalgalanıyorlar, sur’a
da üfürülmüştür, artık hepsini toplamış da toplamışızdır ve. (Elmalı)
Ve terekna ba'dahüm yevmeizin yemucü fiy ba'd
o gün geldiğinde biz onları birbirini kırıp geçiren dalgalar gibi çalkalanmaya
terk ederiz. ve
nüfiha fiysSûr ve sûr borusu çalınır. Kur’an sözü doğrudan kıyamete getirdi. Hem toplumsal, sosyal ve
medeniyetlere ilişkin kıyamet, hem de tüm yeryüzünün, insanlığın kıyameti. fecema'nahüm cem'a
nihayet hepsini bir araya toplarız.
100-) Ve aradnâ cehenneme yevmeizin lil
kafiriyne 'arda;
Hakikat
bilgisini inkâr edenlerin gözlerinin önüne o süreçte Cehennemi, öyle apaçık
sermişizdir ki! (A.Hulusi)
100 - Cehennemi
o gün kâfirlere bir gösteriş göstermişizdir. (Elmalı)
Ve aradnâ cehenneme yevmeizin lil kafiriyne
'arda işte o gün kafirlere cehennemi reddedemeyecekleri bir biçimde
arz ederiz. Çünkü onlar dünyada talep ettiler, biz de arz ederiz.
101-) Elleziyne kânet a'yünühüm fiy ğıtain an
zikriy ve kânu lâ yestetıy'une sem'a;
Onların,
Benim zikrim (hatırlanmam) konusunda, basîretleri perdeliydi! Dinleyip algılamaya da
kapasiteleri yetmiyordu! (A.Hulusi)
101 - Onlar
ki beni ihtar eden âyetlerimden gözleri bir gıtâ içinde idi, işitmeğe de tahammül
edemiyorlardı. (Elmalı)
Elleziyne kânet a'yünühüm fiy ğıtain an zikriy
onlar öyle kimselerdi ki beni hatırlatan her şeye karşı gözlerine bir perde
çekilmişti. ve
kânu lâ yestetıy'une sem'a üstelik onlar işitmeye de
yanaşmıyorlardı.
102-) Efe hasibelleziyne keferu en yettehızû
ıbadiy min dunİY evliyâ'* inna a'tedna cehenneme lilkafiriyne nüzüla;
Hakikat
bilgisini inkâr edenler, Beni bırakıp (hakikatlerindeki
El VELİYY isminin özelliğini inkâr edip)
kullarımı (dışarıdan) velî edineceklerini mi sandılar! Biz cehennemi, hakikat
bilgisini inkâr edenlerin yaşam ortamı yaptık! (A.Hulusi)
102 - Ya
o kâfirler beni bırakıp da kullarıma kendilerine Mevlâ ittihaz edeceklerini mi
zannettiler, biz Cehennemi o kâfirler için bir konukluk hazırladık. (Elmalı)
Efe hasibelleziyne keferu en yettehızû ıbadiy
min dunİY evliyâ' inkarda ısrar eden bu kimseler benim kullarımı
benden bağımsız olarak kendilerine kayırıcı dost edineceklerini mi sandılar.
Yani Allah’a karşı hiçbir peygamberin aziyz’in, veliy’nin kayıramayacağını,
bunun söz konusu olamayacağını bilmediler mi. Bu hayatta birileri sizi
düşmanınızdan korumak için önünüze set çekse Zülkarneyn gibi bunu yapabilir,
ama ahirette kimse Allah’ın önünüze set çekemez bunu unutmayın.
inna a'tedna cehenneme lilkafiriyne nüzüla
şüphesiz biz cehennemi kafirler için bir konuk evi olarak hazırladık.
103-) Kul hel nünebbiuküm Bil ahseriyne a'mala;
De ki:
"Yaptıkları yüzünden en büyük hüsrana uğrayacakları, haber vereyim
mi?" (A.Hulusi)
103 - Size,
de: amelleri en ziyade hüsrana gidenleri haber vereyim mi? (Elmalı)
Kul hel nünebbiuküm Bil ahseriyne a'mala
de ki; eylem olarak en büyük kayba uğrayacak olanı size haber vereyim mi?
104-) Elleziyne dalle sa'yühüm fiyl hayatid
dünya ve hüm yahsebune ennehüm yuhsinune sun'a;
Onlar
ki, dünya hayatında tüm çalışmaları boşa giden kimselerdir... Oysa onlar güzel
işler yaptıklarını sanıyorlardı! (A.Hulusi)
104 - Onlar
ki Dünya hayatta saiyleri boşa gitmektedir de kendilerini zannederler: ki
cidden güzel sanat yapıyorlar. (Elmalı)
Elleziyne dalle sa'yühüm fiyl hayatid dünya
bunlar dünya hayatında tüm yapıp ettiklerinin arkasında yatan algı tarzı sapmış
olan kimselerdir. Yani eylemin ana rahmi olan tasavvurdur. Oradaki mm. Sapma,
eylemde Km. lere tekabül eder. Onun için onların algısı sapmıştır. ve hüm yahsebune
ennehüm yuhsinune sun'a oysa ki bu tipler kendilerinin güzel ve
erdemli işler yaptığını sanmaktadırlar.
105-) Ülaikelleziyne keferu Bi âyâti Rabbihim
ve LıkaiHİ fehabitat a'malühüm fela nukıymu lehüm yevmel kıyameti vezna;
İşte
onlar, Rablerinin kendilerindeki işaretlerini (Esmâ'sını) ve O'na LİKÂ'yı (varlıklarında
Esmâ şuurunun açığa çıkacağını yaşamayı) inkâr
edenlerdir ki, bu nedenle de yaptıkları boşa giden kimselerdir! Artık onlar
için kıyamet sürecinde hiçbir ölçü ikame etmeyiz (yaptıklarına değer vermeyiz).
(A.Hulusi)
105 - Bunlar
işte o kimselerdir ki rablerinin âyetlerine ve likasına küfretmişlerdir de
hayır namına yaptıkları bütün amelleri heder olmuştur, artık Kıyamet günü biz
onlara hiç bir vezin tutturmayız. (Elmalı)
Ülaikelleziyne keferu Bi âyâti Rabbihim ve
LıkaiH bunlar rablerinin ayetlerini ve ona baş vurmayı, yani O’na
kavuşmayı, en sonunda O’nun la buluşmayı ısrarla inkar eden kimselerdir. fehabitat a'malühüm
bu yüzden onların tüm yapıp ettikleri boşa gitmiştir. fela nukıymu lehüm yevmel kıyameti vezna
çünkü onlara kıyamet günü hiç kıymet verilmeyecektir, vermeyeceğiz.
106-) Zâlike cezauhüm cehennemü Bima keferu
vettehazû âyâtiy ve Rusuliy hüzüva;
İşte
Hakikat bilgisini inkâr edenlerin yaşayacakları cehennem; işaretlerimi ve
Rasûllerimi alaya almalarının sonucudur! (A.Hulusi)
106 - İşte
böyle onların cezaları Cehennemdir, çünkü küfretmişler ve benim âyetlerimi ve
Peygamberlerimi eğlence yerine tutmuşlardır. (Elmalı)
Zâlike cezauhüm cehennemü Bima keferu vettehazû
âyâtiy ve Rusuliy hüzüva işte onların cezası inkarda direndikleri,
ayetlerimi ve elçilerimi alaya aldıkları için cehennem olacaktır.
107-) İnnelleziyne amenû ve amilus salihati
kânet lehüm cennatül firdevsi nüzüla;
Muhakkak
ki (hakikate)
iman edip bunun gereklerini uygulayanlara gelince; onların konak yerleri
Firdevs Cennetleridir. (A.Hulusi)
107 - İman
edip Salih Salih ameller işleyen kimselere gelince: onlar için Firdevs
Cennetleri bir konukluk olmuştur. (Elmalı)
İnnelleziyne amenû ve amilus salihat
fakat imanda direnenler ve güzel, erdemli davranış sergileyenler için kânet lehüm
cennatül firdevsi nüzüla onların buyur edilecekleri konuk evi
görkemli cennetler olacaktır.
108-) Halidiyne fiyha lâ yebğune 'anha hıvela;
Sonsuza
dek oradadırlar... Oradan hiç çıkmak istemezler de. (A.Hulusi)
108 - İçlerinde
muhalled olmak üzere kalırlar, onlardan çıkmak istemezler. (Elmalı)
Halidiyne fiyha orada sürekli
kalacaklar lâ
yebğune 'anha hıvela oradan asla ayrılmak istemeyecekler.
109-) Kul lev kânel bahru midâden likelimati
Rabbiy lenefidel bahru kable en tenfede kelimatu Rabbiy velev ci'na Bi mislihi
mededa;
De ki:
"Eğer Rabbimin kelimeleri (açığa çıkardığı
mânâlar) için deniz mürekkep olsa, Rabbimin
kelimeleri tükenmeden önce elbette deniz tükenirdi! Velev ki onun (o denizin) bir o kadarını
daha getirsek!" (A.Hulusi)
109 - De
ki: eğer rabbimin kelimâtı için deniz mürekkep olsa idi her halde rabbimin
kelimatı tükenmeden deniz tükenirdi, bir misli de meded getirsek bile. (Elmalı)
Kul lev kânel bahru midâden likelimati Rabbiy
lenefidel bahru kable en tenfede kelimatu Rabbiy velev ci'na Bi mislihi mededa
De ki; eğer rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hatta onun
bir mislini de üzerine ilave etmiş olsak yine de rabbimin kelimeleri tükenmeden
denizler tükenirdi.
110-) Kul innema ene beşerun mislüküm yuha
ileyye ennema ilâhuküm ilâhun vahıd * femen kâne yercu Lıkae Rabbihi felya'mel
amelen salihan ve lâ yüşrik Bi 'ıbadeti Rabbihi ehadâ;
(Rasûlüm) de ki: "Ben,
benzeriniz olan, bir beşerim (dolayısıyla siz
de benim gibisiniz); sadece (sizden ayrıcalıklı olarak)
Ulûhiyetin TEK'liği şuuruma vahyolunuyor! O hâlde kim Rabbine likâyı (Esmâ hakikati gereğini yaşamayı) umuyorsa, imanının gereğini yaşasın ve Rabbinin
kulluğunda (devam edip) O'na ortak koşmasın!"(A.Hulusi)
110 - De
ki ben sırf sizin gibi bir beşerim ancak bana şöyle vahyolunuyor: İlâhınız
ancak bir tek İlahtır, onun için her kim râbbinin likasını arzu ederse Salih
bir amel işlesin ve rabbinin ibâdetine hiç bir şirk karıştırmasın. (Elmalı)
Kul innema ene beşerun mislüküm De
ki elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım. Yani ne meleğim, ne ilahım,
sadece ölümlü bir insanım yuha ileyye ennema ilâhuküm ilâhun vahıd bana
ilahınızın, bir tek ilah olduğu vahy olunuyor femen kâne yercu Lıkae Rabbihi felya'mel amelen
Saliha artık kim rabbine kavuşmayı umuyorsa işte o dürüst ve Eremli
eylemler gerçekleştirsin ve lâ yüşrik Bi 'ıbadeti Rabbihi ehadâ ve rabbine
kulluk ederken hiç kimseyi ona ortak koşmasın. Kalıcı olan budur.
Avazeni bu cihanda Davud gibi
sal,
Baki kalan bu kubbede hoş bir
sada imiş.
Her şey geçicidir, peygamber
ümmetinin bir ferdi gibi gösteriliyor burada ki ümmet ve peygamberinin
risaletini. Ebediyen yaşatsın diye kalıcı olan Allah’tır ve güzel amellerdir.
Rabbimden bize kalıcı olan ameller yaptırtmasını niyaz ediyoruz.
“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”
Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.
95. videonun sonu.
95. videoyu toplu olarak http://kurantefsir.wordpress.com/2012/05/04/islamoglu-tef-ders-kehf-060-11095/ bulabilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder