12 Ağustos 2013 Pazartesi

İslamoğlu Tef. Ders. MUHAMMED (08 - 12) (160-A)






        “BismillahirRahmanirRahıym





Sevgili Kur’an dostları bugünkü dersimize Muhammed sure-i Celilesinin 8. ayeti ile devam ediyoruz. Her ne kadar geçen ders 8. ayeti de işlemişsek de bugün başlayacağımız pasaj o ayeti birlikte okumamızı gerektirdiği için bir kez daha meallendirmek istiyorum.





8-) Velleziyne keferu feta'sen lehüm ve edalle a'malehüm;


        Hakikat bilgisini inkâr edenlere gelince, yüzleri üzere düşüp helâk olmak hakkıdır onların! (
Allâh) onların yaptıklarını boşa çıkartmıştır! (A.Hulusi)



08 - Küfredenler ise yıkım onlara ne yapacaklarını şaşırtmaktadır. (Elmalı)





Velleziyne keferu küfürde direnenlere, küfürde ısrar edenlere gelince feta'sen lehüm ve edalle a'malehüm artık onları helak edici bir yıkım beklemektedir ve O, yani Allah yaptıklarını boşa çıkaracaktır. Küfürde direnenlerin iyilik yapmaları elbette mümkin, elbette iyilik yapmışlardır. Fakat onlar yaptıkları iyiliklerin karşılığını dünyada bekleyerek iyilik yapmışlardır. Onlara zaten inanmadıkları ve dolayısıyla bir karşılık beklemedikleri ahirette nasıl bir karşılık verilebilir ki. Onlar bekledikleri dünyada karşılığını almışlardır. O nedenle inanmadıkları bir ahirette karşılık almaları söz konusu değildir.





9-) Zâlike Bi ennehüm kerihu ma enzelAllâhu feahbeta a'malehüm;


        Bunun sebebi şudur: Onlar Allâh'ın inzâl ettiğini nahoş gördüler... Bu yüzden (
Allâh da) onların yaptıklarını boşa çıkarttı. (A.Hulusi)



09 - Öyle, çünkü onlar Allahın indirdiğini hoşlanmamışlardır, o da onların bütün amellerini heder etmektedir. (Elmalı)





Zâlike Bi ennehüm kerihu ma enzelAllâh bunun nedeni onların Allah’ın indirdiğinden nefret etmeleridir. Evet, açık ve net. Vahiyden nefret, aslında sorumluluktan nefrettir. Vahiyden nefret aslında rahmetten nefrettir, merhametten nefrettir. Vahiyden nefret vahyi gönderenden nefrettir. Dolayısıyla vahiyden nefret eden biri vahyin sahibinden nasıl ahiret ödülü bekler, beklemeye hakkı olur ki. O nedenle boşa çıkacaktır onların yaptıkları.



feahbeta a'malehüm işte bu yüzden boşa çıkacaktır yaptıkları.





10-) Efelem yesiyru fiyl Ardı feyenzuru keyfe kâne akıbetülleziyne min kablihim* demmerAllâhu aleyhim*ve lil kafiriyne emsâlüha;


        Arzda seyretmediler (
gezip dolaşmadılar) mi ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl oldu! Nazar edip (akıl gözü ile ders alarak) görsünler! Allâh onları dumura uğratmış! Bu hakikat bilgisini inkâr edenlere de onların benzerleri söz konusudur! (A.Hulusi)



10 - Ya Yer yüzünde bir gezmediler mi? Baksalar a kendilerinden evvelkilerin akıbetleri ne olmuş? Allah üzerlerinden tedmir eylemiş, o kâfirlere de öylesi yaraşır. (Elmalı)





Efelem yesiyru fiyl Ardı feyenzuru keyfe kâne akıbetülleziyne min kablihim* demmerAllâhu aleyhim Onlar yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı? Gezmediler mi? Görmediler mi? Kendilerinden önceki günahkârların sonlarının ne olduğunu. demmerAllâhu aleyhim Allah onları yerle bir etti, mahvı perişan etti. Kendilerinden önce inkârda direnenler Allah’ın gazabına uğradılar. Şöyle bir çıksın baksınlar, insanoğluna ebedi iktidarın verilmediğini, Malik el Mülk olanın, mülkün yegane sahibinin Allah olduğunu görmek isteyenler şöyle çıkıp bir baksınlar. Geçmişten bu güne kalan surlara baksınlar, şehirlere baksınlar, kalın kalın sur duvarlarına baksınlar. İnsanoğlu bunu nasıl yapar dedikleri kadiym yapılara baksınlar. O yapıları yapanların yerlerinde yeller esmiyor mu?



Şimdi onlarda geriye ne kaldı. Şimdi onlardan geriye kim kaldı. Bu binyıl sonuna dek, sonsuza dek yaşama iddiaları ile yer yüzünde iktidar kuranlardan geriye ne kaldı. Bir baksınlar, eğer bu gözle bakarlarsa hepsinin yerle yeksan olduklarını görürler, geriye Allah kaldı derler.



 ve lil kafiriyne emsâlüha bu vahyin muhatabı olan şu zamanın kafirleri de böyle bir sonu beklemektedirler. Yani onların başına gelecek olanda bu gibi bir şeydir, bunun örneğidir. Dolayısıyla bunun benzerini beklemektedirler başka bir şeyi değil. Yani hayatınız kimlere benziyorsa, akıbetiniz de onlara benzer. Önünüz kim gibiyse sonunuz da onlar gibi olur. Firavun gibi yaşayıp Musa gibi ölmek var mı? İbrahim gibi yaşayıp Nemrut gibi ölmekte yok. Dolayısıyla İbrahim gibi yaşamak, İbrahim gibi ölmenin ve İbrahim gibi ebedi gülmenin garantisidir. Nemrut gibi yaşayıp ahirette İbrahim gibi karşılanmayı beklemek hakikatle dalga geçmektir. Suyu getirenle testiyi kıranın bir tutulmasını beklemektir. İyi ile kötü arasındaki farkı yok saymaktır. Bu, bir insanın hakikate yapacağı en büyük zulümdür.





11-) Zâike Bi ennAllâhe Mevlelleziyne amenû ve ennel kafiriyne lâ Mevlâ lehüm;


        İşte (
gerçek durum) bu! Allâh, iman edenlerde Mevlâ'dır! Hakikat bilgisini inkâr edenlere gelince, onların mevlâsı yoktur! (A.Hulusi)



11 - Öyle, çünkü Allah iman edenlerin Mevlâ’sıdır, kâfirlere gelince onlar için Mevlâ yoktur. (Elmalı)





Zâike işte bu böyledir. Yani bu tartışılmaz. İyi ile kötü arasında ki fark tartışılmaz. Kötünün cezalandırılacağı, iyinin de ödüllendirileceği gerçeği tartışılmaz. Kötüye iyi muamele yapılmayacağı, iyiye de kötü muamele yapılmayacağı tartışılmaz. Allah’a sırt çevirenlerin akıbet ve ahiretlerinin perişan olacağı tartışılmaz. Suyu getirenle testiyi kıranın aynı tutulmayacağı tartışılmaz. Zalik; Bu böyledir, bu böyle biline, herkes bunu böyle bile.



Bi ennAllâhe Mevlelleziyne amenû çünkü, neden derseniz, neden bu böyledir derseniz çünkü Allah imanda sebat edenlerin dostudur. Kendisine düşmanlık gösterenlerinde düşmanıdır. Allah’ı düşman etmiş olanlar Allah’ı dost olarak bulamayacaklar. ve ennel kafiriyne lâ Mevlâ lehüm küfre saplananlarınsa, küfürde direnenlerinse dostu bulunmamaktadır. Çünkü onlar dünyada şeytanı kendilerine dost etmek için ebedi hayatta Allah’ın dostluğunu kaybetmişlerdir.





12-) İnnAllâhe yüdhılülleziyne amenû ve amilus salihati cennatin tecriy min tahtihel enhar* velleziyne keferu yetemette'une ve ye'külune kema te'külül en'amü vennaru mesven lehüm;


        Kesinlikle Allâh, iman edip imanın gereğini uygulayanları, altlarından nehirler akan cennetlere dâhil eder... Hakikat bilgisini inkâr edenler ise (
dünyadan, bedensel olarak) yararlanırlar ve en'amın (hayvanların) yediği gibi yerler! Ateş, onlar için kalacak yerdir. (A.Hulusi)



12 - Muhakkak ki Allah iman edip salih salih ameller işleyenleri altlarından ırmaklar akar Cennetlere koyacaktır, küfredenler ise zevk etmeğe bakarlar ve hayvanlar gibi yerler içerler, halbuki ateş ikametgâhı onların. (Elmalı)





İnnAllâhe yüdhılülleziyne amenû ve amilus salihati cennatin tecriy min tahtihel enhar şüphesiz Allah imanda sebat edipte salih amel işleyenleri, tabanından ırmakların çağladığı cennetlere koyacaktır. Öyle cennetler ki; Akıl, fikir ermez. Öyle cennetler ki insan tasavvur ve tahayyül dahi edemez. Güzelliğin üretildiği merkezler. Cennatü adn. Cennet, güzelliğin madeni, güzelliğin merkezi, kalıcı güzelliğin merkezi.



Bir önceki ayetle irtibatı var bu ayetin . Dostu Allah olanın akıbeti cennet olur diyor bu ayet. Cennete Allah sokar diyor, başka şey değil. Aynı zamanda zımnen bunları söylüyor. Yani iman eden ve salih amel işleyenleri Allah cennete sokacak. Dolayısıyla kişiyi cennete eylemi değil o eylemin değerini biçecek olan Allah sokacak.



Buradan belki şu kıyası yapmak mümkün. Bir ömürlük çabanızın karşılığı olarak boğaz kıyısında el kadar bir arazi alamazken, yeryüzünde ki hiçbir güzellikle kıyaslanamayacak kadar büyük bir güzellik olan, mutlak bir güzellik olan, güzelliğin üretildiği kaynak olan ve alanı, yüz ölçümü gökler ve yerler kadar olan Kur’an ın beyanıyla cennetleri, yeryüzünde ki bu kısacık bir ömürle nasıl alacağım diye soruyorsanız, almayacaksınız. Çünkü cennet bedel değil, ödüldür. Allah’ça bir ödüldür. Kul kul kadar yapar, Allah, Allah kadar yapar. Cennet Allah kadar ödüllendirmenin muhteşem bir ifadesidir.



velleziyne keferu yetemette'une ve ye'külune kema te'külül en'amü vennaru mesven lehüm Ama küfürde direnenler, yukarıda imanda sebat edenlerdi ayetin başı. Ayetin sonu ise küfürde direnenlere getirdi sözü. Küfürde direnenler geçici zevklerin peşine takılarak hayvanların yiyip içtiği gibi yiyip içerler de sonunda ateş onların meskeni olur.



Çok ilginç, Hayvanların yiyip içtiği gibi yiyip içerler. Kimler bunlar? yetemette'une. Aslında temette’ah bir güzelliği tüketime elverişli hale getirmek demektir. Tüketilebilir hale getirmek demektir. Yani geçici bir hazza dönüştürmek. Kalıcı bir güzelliğe dönüştürülmesi mümkünken, geçici bir hazza dönüştürmek. Ben bunu; Bir tohumu ekip meyvesini yemekle, tohumun kendisini yemek arasındaki farka benzetiyorum. Tohumu yemeniz de mümkün, tohumu ekip meyvesini yemeniz de mümkün. Tohumu yerseniz tohumu tüketmiş olursunuz Tohumu ekerseniz meyvesini yemiş olursunuz.



Allah’ın yer yüzünde insana sunduğu imkanları eğer yer yüzünü bir ekin olarak bilip Eddünya mezreatül ahire. (Hadis) Dünya ahiretin tarlasıdır hükmünce, siz dünyayı o tohumun çoğaltılacağı bir tarla olarak görürseniz ahirette biçersiniz. Fakat siz, size açılan o ilahi krediyi tüketirseniz tohumu yemiş olursunuz. Yani onu meta haline getirmiş, geçici bir hazza alet etmiş olursunuz.



Bu bakış açısı meselesidir, böyle yapmamanın garantili yöntemi ahirete iman etmektir. Öbür dünyanın varlığına iman etmeyen biri neden yer yüzünde ki hayatı ekin olarak görsün ki, neden eksin ki. İkinci bir dünyanın varlığına inanmıyorsa, dikeceğine de inanmayacaktır. Biçeceğine inanmadığı ekini eker mi kişi? Dolayısıyla biçeceğine inanmadığı için ekmediği bir ekinden ahirette bir şey beklemeye hakkı olur mu?



O nedenle hangi güzelliği koymuş olursa olsun ortaya, eğer bu dünyadan başka bir dünya olduğuna iman etmemişse, biçmek üzere ekmemiş insanın ahirette, ekmedim ama sen yine de bana ver demesine benzer. Ekmediğiniz bir şeyi talep edemezsiniz.



7. ayette ki in tensurullahe yensurküm eğer siz Allah’ın davasına yardım ederseniz o da size yardım eder ve yüsebbit akdameküm ve sizi ayaklarınızın üstünde sabit tutar, yani ayaklarınızı kaydırmaz ayetine bir atıf gibi geldi bana. Onda ifade edilenin zıddı aslında buradaki. Onda ifade edilen davası Allah olanın, derdi Allah olur. Derdi Allah olanın dermanı Allah olur. Kaygısı Allah olanı Allah’ta kaygı eder. Yani o da Allah’ın kaygısı olur. Fezkürûniy ezkürküm..(Bakara/152) budur. Siz beni kaygı edinin ki ben de sizi kaygı edineyim. Siz beni unutmayın ki ben de sizi unutmayayım. Siz beni anın ki ben de sizi anılacaklar listesinde tutayım.



İşte budur. Davası olmayan hayvanlaşır diyor ayet. Hayatın anlamı yitirilirse insanı insan eden fonksiyonlar atıl kalır. O zaman insan biyolojik varlığına indirgenir. Yani hayat insan için bir biyolojik hayata dönüşür. Dolayısıyla o diğer canlılardan farkı kalmayan biri olup çıkar. Yer, içer, uyur, çiftleşir ve ölür. Yani yemekhane, yatakhane, abdesthane ve iş hane arasında hortum olmak gibi bir basit işleve indirgenir.



Bu insanın kendi kendisine yaptığı en büyük hakarettir. Çünkü insan kendi türünün en üstünüdür. Çünkü insan kendisinden aşağı varlıklara nispetle değil, Allah’a nispetle anlaşılan ulvi, şerefli, ahseni takvim üzere yaratılmış muhteşem bir şah eserdir. İnsan ilahi bir şah eser oluşunu görmezden gelirse, kendisini bir solucanla, bir deniz yıldızıyla, bir sümüklü böcekle, bütün ömrü 60 – 65 gün olan bir sinekle eğer eşitlerse ona verilecek değerde ancak o kadar olur.



A. İmran/196-197 ayetlerini hatırladım;



Lâ yeğurrenneke tekallübülleziyne keferu fiyl bilad. (A. İmran/196) Doğrudan efendimiz A.S. a hitap ediyor vahiy. Şu ülkelerde gerine gerine, başlarını dike dike, bir elleri yağda bir elleri balda dolaşan kafirler seni aldatmasın. Yani onların böyle rahat yaşamaları seni aldatmasın.



Metaun kaliylün Bu çok geçici bir durum, kısa süreli bir zevk, kısa süreli bir saltanat, hepsi o işte. Gördüğünün hepsi o. Yani onların bir yatırımı yok. Kendilerine verilmiş tüm imkanı tüketen insanlar. Aslında onlara acımak lazım. Yarın eliboş kalacakları için. Kendilerine açılmış ilahi krediyi har vurup harman savurdukları için. Bir miras yedi gibi kötü hovarda bir miras yedi gibi mirası yedikleri için acımak lazım. Mirası yerken seyrederseniz sadece, belki imrenirsiniz. Fakat miras bitince ne olacak, bir de onu düşünün ve şimdiden acımaya başlayabilirsiniz.



Evet, Metaun kaliyl sümme me'vahüm cehennem* ve bi'sel mihad. (Bakara/197) Sonra dönecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir. Ayetini hatırladım.



Devam ediyor B sayfasına geçiniz.

160. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder