13 Haziran 2011 Pazartesi

İslamoğlu Tef. Ders. Maide (101-102)(43-A)




Sevgili Kur’an dostları dersimize Maide suresinin 101. ayeti ile devam ediyoruz.


101-) Ya eyyühelleziyne amenû la tes'elu an eşyae in tübde leküm tesü'küm* ve in tes'elu anha hıyne yünezzelül Kur'anu tübde leküm* afAllahu anha* vAllahu Ğafûrun Haliym;

Ey iman edenler... Size açıklandığında hoşlanmayacağınız şeylerden, soru sormayın! Eğer Kur'ân inzâl edilmekteyken cevabından hoşlanmayacağınız şeyleri sorarsanız, cevabı size açıklanır! Allâh onları affetmiştir... Allâh Ğafûr'dur, Haliym'dir. (A.Hulusi)

101 - Ey o bütün iman edenler; öyle şeylerden sual etmeyin ki size açılırsa fenanıza gidecektir, halbuki Kur'an indirilmekte iken sorarsanız onlar size açılır, Allah onlardan şimdilik afiv buyurdu, Allah gafur, halîmdir. (Elmalı)


Ya eyyühelleziyne amenû Siz ey iman edenler, imanınızda sadık olduğunuzu göstermek istiyorsanız, la tes'elu an eşyae in tübde leküm tesü'küm açıklanması halinde sizi zora sokabilecek şeyler hakkında soru sormayın.

Hatırlayacağınız gibi geçen dersimizde işlediğimiz bu ayetin hemen üzerinde yer alan pasaj, Kur’an ın hayata ilişkin, yediklerimize ve içtiklerimize ilişkin bir takım hükümler içeriyordu. Ayrıntılar, tikeller, cüz i hükümler olmaktan daha çok bunlar, kendisine iman eden bir mümine helal ve haram, iyi ve kötü, temiz ve pis ayrımının bir bakış açısını kazandırıyordu. Yani insanın Allah karşısındaki duruşu, eşya karşısındaki duruşu, yedikleri ve içtikleri hep imanı ile alakalı bir problem olarak ortaya konuluyor, teslimiyetin güzel ve çirkini, helal ve haramı, iyi ve kötüyü Allah’a belirletmekte olduğu vurgulanıyordu.

Bir mümin imanını ispat etmek istiyorsa, yediklerine ve içtiklerine varıncaya kadar, onların iyi ve kötü standartlarının Allah tarafından konulacağını, konulmasını, konulmuş olduğunu peşinen kabullenmesi gerekiyordu. Bu aslında mümine verilen özel bir bakış açısıydı. Hayat tasavvuru, hayatı algılayış biçimi, neye göre algılıyorsunuz, güzellik duygunuz, o duygunun merkezinde yatan ölçü nedir. Doğru ve yanlış ölçüsünü sizin için kim belirleyecek. Helal ve haram, iyi ve kötü ölçüleri sizin; İndi, keyfi, bireysel, heva ve hevesinize mi bırakılmıştır. Yoksa bu konuda ölçü koyma yetkisini Rabbinize mi bıraktınız.

İşte bu bakış açısı oturtuluyor ve bu ayette de, aslında bir üst pasajda çokta bağımsız olmayan bir konu işleniyor. O da şu;

“Ey iman edenler, açıklanması halinde sizi zora sokabilecek şeyler hakkında soru sormayın.”

Bu ayet, üstte ki 99. ayetle doğrudan ilişkili. 99. ayette elçinin görevi mesajı apaçık tebliğ etmekten başka bir şey değildir. Deniliyordu. İlişkisi nedir sorusunu cevaplamak için bu ayetin iniş nedeni hakkında anlatılan birkaç olayı nakletmem gerekecek. Ki bu olaylardan bir tanesi, hacc meselesi.

Hacc la ilgili emir indikten sonra Resulallah bu emri, 99. ayette ifade edilen gerçeğe uygun olarak tebliğ eder. Yalnız ca tebliğ eder. Emri tebliğ eder. Ama oradan bir tanesi kalkar der ki;

- Efi kulli amin ya Resulallah.! Hacc bize her sene mi farz?

Resulallah cevap vermek istemez. Yani bu soru lüzumsuzdur ona göre. Çünkü onun vazifesi emri tebliğ etmektir. Emri tebliğ etmiştir. Görevini yapmıştır. 99. ayetle ilişkisi bu. Bir daha sorar soru sahibi sorusunu.

Resulallah yine cevap vermez, iltifat etmez soruya. 3. kez soruşunda ise;

Ben herhangi bir şey söylemedikçe, siz üzerime gelmeyin. Daha doğrusu bu noktada kendinize ek yükümlülükler getirecek bir takım işgüzarlıklara girişmeyin.

- Lev gultü neam levecebet. Eğer evet cevabı çıksaydı ağzımdan, bu da size vacip olurdu. Ben bıraktığım zaman siz de bırakın. Sizden önceki kavimler böyle yaptıkları için helak oldular.

Başka bir varyantında rivayetin, eğer evet deseydim vacip olurdu, vacip olsaydı güç yetiremezdiniz. Bu sefer de inkar etmek zorunda kalırdınız. Yani aslında insanın boyunu aşan mükellefiyetlere kendisini soktuktan sonra, bir de o mükellefiyetlerden, sorumluluktan kurtulmak için nasıl iki yüzlülük yaptığına, nasıl hakikati tahrif ettiğine tarih örnektir, şahittir. Ki, İsrail oğulları bunu Cumartesi yasağında yapmışlardı. Cumartesi yasağını kendileri istemişti.

Bize ibadet için haftada bir gün verilsin diye, ama bu gün verilince de kendileri ilk ihlal eden oldular. Uymadılar, uyamadılar. Cumartesi günü hiç iş yapmamak üzere istemişlerdi bu yasağı, fakat baktılar ki olmayacak, bu sefer Allah’a karşı hile yapmaya, kendi arzuları üzerine gelmiş olan bir sorumluluğu, hile yaparak aşmaya çalıştılar. Yani bay pas etmeye çalıştılar. Onun için de Cuma akşamından ağlarını denize, göle, ırmağa gererlerdi, Cumartesi akşamı çıkararak iş yapmamış olurlardı. Yani Allah’a karşı hile yöntemini  seçmiş oldular.

Aslında biraz önce naklettiğim bu hacc olayında; Eğer evet deseydim vacip olurdu ifadesi, peygamberin mutlak yasak koyma yetkisine delalet etmez. Bu yetki Allah’a aittir. Bu Kur’an ın da açıkladığı gibi;

..li tubeyyine lin nâsi mâ nuzzile ileyhim.. Nahl/44


Kendilerine indirilmiş olanı onlara açıklayasın diye, yani beyan görevine girer. Allah’ın emirlerini açıklama görevi çerçevesinde algılamak lazım. Resulallah’ın eğer evet deseydim vacip olurdu sözünü. Yoksa mutlak bir yasak koyucu olarak algılamamak lazım diye düşünüyorum.

İşte burada da, açıklanması halinde sizi zora sokabilecek şeyler hakkında soru sormayın deniliyor ki, sebebi nüzul, iniş nedeni bahsinde anlatılan bu kıssaya, bu rivayete de uygun düşüyor bir parça ama tek rivayet bu değil. Bir rivayet daha var, Yine aynı eşit doğrulukta, eşit değerde usül olarak bir rivayet. O da;

Bir gün Resulallah çok kızmıştı. Çok sinirlendirilmişti. Oturdu mescide ve dedi ki;

- Ne sorarsanız cevaplayacağım, sorun..!

Aşırı sinirlendirilmişti. Bir tanesi kalktı Ebu Huzafe diye biri;

- Benim babam kim. Diye sordu. Çünkü onun kendi babasına olan nispeti konusunda halk ileri geri laf ediyordu.

Resulallah oturdu. Bir başkası kalktı. Olay gittikçe elektriklendi, Resulallah’ın siniri yatışacağı yerde gittikçe daha da arttı. Bunun üzerine Hz. Ömer dizleri üzerine doğrularak

- Biz vallahi rabb olarak Allah dan, Kitap olarak Kur’an dan, peygamber olarak Muhammed’den razıyız. Dedi ve Resulallah’ın bu gerçekten de aşırı tepkisini hafifletti.

İşe bu olay üzerine indiği söylenir ki, Resulallah’ın orada verdiği bazı cevapların, doğru cevapların, soru sahiplerinin hoşuna gitmediği, hem sorup hem de gerçeğini öğrenince hoşlanmadığı ortaya çıkınca böyle bir ayet indirildi denilir.

Şu veya bu aslında bu ayetin bizim için taşıdığı zamanlar üstü anlam; Allah’ın sizin için koyduğu emir ve yasakların çerçeveleri ile oynayıp ta kendiniz için ek mükellefiyetler, ek sorumluluklar getirmeye kalkışmayın. Yani bu sınırları genişletmeye kalkmayın. Ek yasaklar koymaya kalkmayın. Altından kalkamazsınız. Allah’ın manevra alanını size bıraktığı ve sükut geçtiği, hakkında bir şey söylemediği konularda kendiniz için ek mükellefiyetler, sorumluluklar koyarak zorla kendinizi sıkıntıya sokmayın dır. Aslında bu ayetin mesajı budur.

ve in tes'elu anha hıyne yünezzelül Kur'anu tübde leküm Nitekim Kur’an iniyorken onlar hakkında soru sormayı sürdürürseniz, açıklanır. Yani burada inşa değil bu cümle, bence bir ihbar, haber cümlesi. Eğer siz bir takım kendinizi sıkıntıya sokacak sorular sormayı sürdürürseniz, o size Kur’an tarafından açıklanır. Açıklanır ama yeni sorumluluklara girmiş olursunuz. Yani bu da sizin hakkınızda hayırlı olmaz. Oysaki Allah kolaylık diliyor sizin için.

Bir başka ayetin mealini, veriyorum:

Allah sizin için zorluğu dilemez. Kolaylık diler. (Bakara/185)

Ama siz kendiniz için zorla zorluk mu istiyorsunuz. Devam ediyoruz;

afAllahu anha (açıklanmadığına göre) Allah sizden affetmiştir. O mükellefiyetleri kaldırmıştır. Ya da onlar hakkında sizden herhangi bir beklentisi yoktur Allah’ın. Açıklanmadığına göre. Allah’ın sükut geçtiğini siz de sükut geçin.

Aslında bu ayet bire bir indiği nesle bir vahiy terbiyesi de veriyordu. Şöyle ki; Şimdi siz bu evrensel vahiy iniyorken kendi özel meraklarınızı yenmek, hatta kendi kapasiteleriniz çerçevesinde, kendi özel eğilimleriniz çerçevesinde, belki sizin için kolay olabilecek bir takım sorular sorar ve o sorular sonucunda da Allah evrensel mesajında yeni bir takım yükümlülükler getirir. Fakat unutmayın ki, bu getirilen mesaj sadece size değil, tüm insanlığadır ve bunun da vebali size olur.

Siz bunun altından kalkabilirsiniz, fakat sizden sonra birileri gelir ve şartları sizin şartlarınızdan ağır olur ve onlar kalkamaz, siz onun bu sorumluluğu altında ezilirsiniz. Ve isteyerek ve istemeyerek birilerinin gazabına sebep olmuş olursunuz. Böyle ince bir terbiye de var burada. Harika bir vahiy terbiyesi görüyoruz. Vahyin ilk neslini.

vAllahu Ğafûrun Haliym; Adeta Allah’ın tüm sıfatları mutlaka ve mutlaka bire bir kul ile ilişki kurularak söylenir. Kur’an da Allah için gelen sıfatlar, kuldan, yani insandan bağımsız kullanılmazlar. Bu şu demektir. Allah Gafurdur, halimdir. Size de Allah’ın Gufran ve hilminden bir pay düşsün. Bunun tecellisi, bunun iz düşümü, bunun ahlakı sizde de ortaya çıksın. Allah çok bağışlayandır ve naziktir. Yumuşak huyludur. Kaba ve katı değildir.

Halim, tam Türkçeye sadece bir kelime ile, bir sözcükle Türkçe karşılığını bulamadım ben. Onun için en güzel çevirisi yine Haliymdir. Ama yine de bir çok kelime ile karşılamaya çalışıyorum, nezaketlidir. Yumuşak huyludur. Çok şefkat, merhamet ve hislidir. Onun için karşısındakini kırmak üzmek ve zora sokmak istemez. Dolayısıyla kullarını zora sokmak istemez. Onun için de siz Haliym olan Allah’ın bu hilmini niçin zorlamaya çalışıyorsunuz. Yani niçin zora sokmak istemezken kendi kendinizi ille de zora sokmak istiyorsunuz sorularınızla.

Fazla altını karıştırarak, çerçeveyi daraltarak, yasak sınırlarını genişleterek, serbestlik sınırlarını daraltarak, kendinize yeni sorumluluklar yükleyerek neden böyle kendinize zorla yük vuruyorsunuz denilmek isteniyor.


102-) Kad seeleha kavmün min kabliküm sümme asbehu Biha kafiriyn;

Sizden önce de bir topluluk bunu sordu; (aldıkları cevapları hazmedememeleri yüzünden) hakikat bilgisini inkâr edenlerden oldular. (A.Hulusi)

102 - Filvaki' öyle meseleleri sizden evvel bir kavım sordu da sonra o yüzden kâfir oldular. (Elmalı)


Kad seeleha kavmün min kabliküm sizden önceki insanlar da bu tür sorular sormuşlardı. sümme asbehu Biha kafiriyn; En sonunda bu yüzden Hakkı inkara kadar varmışlardı. Onlar da sormuşlardı,

Burada tarihi olarak bir takım örnekler verilmiyor ama bu örnekler Bakara suresinde, Alu İmran suresinde verilmişti, oraları işlerken, tefsir ederken hatırlayacaksınız İsrail oğullarının Yahudileşme sürecinde buna ilişkin örnekler verilmişti. Ben de biraz önce Cumartesi yasağı konusundaki İsrail oğulları davranışını buna bir örnek olarak vermiştim. Ki Kur’an dan alıntıladığım bir örnekti o.

Onun için Kur’an insanlık tarihinin tecrübesini, geldiği, indirildiği ilk muhatapları olan nesle sunuyor ve diyor ki; İnsanlık tarihinin tecrübesi ile sabit. Siz den öncekiler, bir takım ek yükümlülükler yüklendiler. Zorlayarak. Talep ettiler, ama altından kalkamadılar. Sonunda beceremediler.

Hatırlayacaksınız bu noktada daha önce geçen bir ayeti tefsir etmiştim. Ayeti kerimenin tefsiri sırasında da şu meşhur hadisi iletmiştim. “Siz yılmadıkça Allah yılmaz. Siz usanmadıkça Allah usanmaz.” Peygamberimiz böyle uyarıyor. Kendisine gelip de; biz dağa çıkacağız, ailemizi bırakacağız, dünyadan el etek çekeceğiz, geceleri sabahlara kadar ibadet, akşamlara kadar oruçla geçireceğiz, et yemeyeceğiz, bir takım zevk ve lezzet aldığımız şeylerden vazgeçip kendimize yasak kılacağız onları. Yani çileci bir hayat süreceğiz. Diye bu teklifle gelen, ya da böyle bir karar alanların kararını öğrenince onları çağırtıp onlara böyle demişti.

- Ben size güzel bir örnek değil miyim, Ben yerim, oruç tutarım. Ailemle beraber olurum, ibadet de ederim.

Yani dengeli bir hayat sürerim. Herkesin hakkını herkese veririm. Yani, çevremin hakkı var, ailemin hakkı var, nefsimin hakkı var, Allah’ın hakkı var. Bu hak ve hukuku dengeli biçimde eğer gözetmezseniz, birinin hakkını diğerine geçirmiş olursunuz. Dolayısıyla dengeyi bozmuş olursunuz. Onun için siz yılmazsanız, usanmazsanız Allah usanmaz.” Diyordu onlara.

İşte bu uyarı çerçevesinde aslında bu surede geçen o laif motif, o dip akıntısının bir devamıdır ve daima ayetler boyunca, pasajlar boyunca hep bu işleniyor. Allah’ın insana merhametli olduğu, Allah’ın kişiye, insana, insanın kendisine olan şefkatinden daha fazla şefkatli olduğunu gösteriyordu bu ayetler. Yine aynı konu ile ilgili devam ediyor müteakip ayet;

sümme asbehu Biha kafiriyn; diyor değil mi. 102. ayetin son cümlesi. En sonunda bu yüzden hakkı inkara kadar varmışlardı. Onlar da soru sormuşlar, sorumluluk genişletmeye kalkmışlar, sonunda becerememişlerdi.

Bu ibareyi farklı, alternatif bir anlamla da çevirebilirim Türkçeye; sümme asbehu Biha kafiriyn; ibaresinde ki Kafiriyn’i literal anlamıyla, sözlük anlamıyla alırsam; Sonra soruları sonucunda gelen şeyin üzerini örtmeye kadar vardırmışlardı. Önce soru sorarak hükmü indirtmişler, ondan sonra da beceremeyince de hükmün üzerini kapatmaya varmışlardı. Kapatmaya kadar işi götürmüşlerdi. Böyle bir alternatif mana da verebiliriz.

Devam ediyor B sayfasına geçiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder