6 Mart 2014 Perşembe

İslamoğlu Tef. Ders. HAKKA SURESİ (30-52)(180-B)d



c sayfasından devam

30-) Huzûhu feğulluhu;

"Tutun da bağlayın onu!" (A. Hulusi)

30 - Tutun onu hemen bağlayın onu. (Elmalı)


Huzûhu feğulluhu (meleklere denilecek ki) alın onu, bağlayın.


31-) Sümmel cahıyme sallûhu;

"Sonra Cahîm'e (cehenneme) atın onu!" (A. Hulusi)

31 - Sonra ancak Cahîme yaslayın onu. (Elmalı)


Sümmel cahıyme sallûhu sonra cehenneme yollayın.


32-) Sümme fiy silsiletin zer'uha seb'une zira'an feslukûh;

"Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincir içine sokun onu;" (A. Hulusi)

32 - Sonra bir zincirde, ki boyu yetmiş arşın, yollayın onu. (Elmalı)


Sümme fiy silsiletin zer'uha seb'une zira'an feslukûh sonra bir zincire vurun, uzunluğu 70 arşın olan bir zincire ve sıkıca bağlayın. Burada ki 70 rakamının kinaye olduğunu Zemehşeri söylüyor, gerçekten de 70 rakamı Kur’an ın bir çok yerinde kinaye olarak kullanılır. Uzun upuzun bir zincir. Zincirin uzunluğu aslında tutuklunun ya da hükümlünün biraz daha hareket serbestisine kavuşması gibi algılanabilir. Aslında burada ki vurgu o değil, zincir uzadıkça hükümlünün ağırlığı artar, yani taşımak zorunda kaldığı ağırlık artar. Onu ifade ediyor. Aslında buradaki zincirin uzunluğundan belki de şunu anlamak lazım Allah’a her isyanımız orada ki zincire bir halka ekletiyor. Allah korusun hafizanAllah ve iyyaküm diyelim Allah sizi de bizi de korusun.


33-) İnnehû kâne lâ yu'minu Billâhil'Azıym;

"Çünkü o, Esmâ'sıyla hakikati olan Aziym Allâh'a iman etmiyordu!" (A. Hulusi)

33 - Çünkü o Allah u azîmüşşana inanmıyordu. (Elmalı)


İnnehû kâne lâ yu'minu Billâhil'Azıym çünkü o, yüce Allah’a inanıp güvenmedi, suçu oydu. Yani Allah’a güvenmedi, Allah’a inanmadı. Allah ona güvendi ama El Mü’min olan Allah ona güvendiği için ona bir çok kredi açtı. Dünyaya gelirken hiçbir şey yoktu, ona bir çok şey verdi. Kendi varlığını verdi, yokluktan varlığa getirdi. Böyle cömert bir Allah’a karşı böylesine nankör nasıl cezalandırılacaksa şimdi öyle cezalandırıldı.


34-) Ve lâ yehuddu 'alâ ta'amil miskiyn;

"Yoksulları doyurmak konusunda hiç çabası yoktu (cimriydi)!" (A. Hulusi)

34 - Ve fukaranın yiyeceğine hiç bakmıyordu. (Elmalı)


Ve lâ yehuddu 'alâ ta'amil miskiyn yoksulu doyurmak için hiçbir çaba harcamadı, elini kıpratmadı. Yani doyurmadığı bir tarafa doyurmak için çaba da harcamadı.


35-) Feleyse lehülyevme hahuna hamiym;

"İşte bu süreçte onun hiçbir candan dostu yoktur." (A. Hulusi)

35 - bu gün de ona yok kanı sıcak bir hısım. (Elmalı)


Feleyse lehülyevme hahuna hamiym işte bu yüzden burada ne bir can dostu,


36-) Ve lâ ta'amun illâ min ğısliyn;

"İrinli artıklardan başka yiyecekleri olmaz;" (A. Hulusi)

36 - Ne de bir taam, bir «gıslîn» den başka. (Elmalı)


Ve lâ ta'amun illâ min ğısliyn ne de, devam ediyor çünkü; ne de pis bir atıktan başka. Ğıslıyn pis bir atıktan başka yiyeceğe sahiptir. Ğıslıyn yıkantı anlamına, zaten yıkadı anlamına gelen ğasele den, yıkantı. Türkçe de özellikle eskiler çok kullanırlar kirlenen şey yıkandıktan sonra geriye kalan artık anlamına kullanılmış. Sanki günah kirleriyle beslenecekler gibi bir mana çıkıyor. Cehennemlikler ahirette günah kirlerini yiyerek beslenecekler. Oranın hayatı manevi bir hayat, bambaşka bir hayat olduğu için tabii ki ahiretteki tüm durumlar zorunlu olarak mecazi bir dille, mecazla ifade edilmek zorunda. Dünyada ruhunu hangi gıda ile doyurmuşsa orada onu bulacak biz buradan bunu anlıyoruz.


37-) Lâ ye'küluhu illelhatıun;

"Suçlular sadece onu yer!" (A. Hulusi)

37 - Ki onu kimse yemez hatâkâr canîlerden başka. (Elmalı)


Lâ ye'küluhu illelhatıun o sadece günahkarların yediği bir yiyecektir.


38-) Fela uksimu Bima tubsırun;

Yemin olsun görmekte olduklarınıza, (A. Hulusi)

38 - Artık yok, kasem ederim ki gördüklerinize. (Elmalı)


Fela uksimu Bima tubsırun bakın gördüğünüz her şeye yemin ederim. Rabbimiz yemin ediyor. Bu sıradan bir yemin değil.


39-) Ve ma lâ tubsırun;

Ve görmediklerinize! (A. Hulusi)

39 - Ve görmediklerinize. (Elmalı)


Ve ma lâ tubsırun görmediklerinize de yemin ederim. Şahadet- gayb. İç-dış, dünya – ahiret. Vahyin görüneni görünmeyeni belki. Bütün bunlara delalet eder. Gördüklerinize ve görmediklerinize yemin ederim.


40-) İnnehu lekavlu Rasûlin keriym;

Muhakkak ki O, Keriym bir Rasûlün kavlidir (sözüdür). (A. Hulusi)

40 - O hiç şüphesiz kerîm bir Resulün getirdiği sözdür. (Elmalı)


İnnehu lekavlu Rasûlin keriym bu yemin neden edildi? Yeminin cevabı geldi şimdi; Şüphe yok ki o keriym bir elçinin sözüdür. Bu ayeti nasıl anlayacağız? Keriym bir elçinin. Elçi peygamberdir buradaki. Elçinin sözü ne demek peki? Kur’an vahiy peygamberin sözümü, böyle mi anlayacağız. Açık dostlar, elçiye ait söz değil, elçiye emanet edilen, git şunu söyle diye emanet edilen söz. Öyle değil mi? Yoksa neyin elçisi. O sözün elçisi. O sözü taşıyor. Onun için taşıdığı söz kendine ait değil ki. O sözü taşıyan bir elçi. Yani elçiye emanet edilmiş. Keriym sıfatı cinsinin kamil örneği oluşuna delalet eder burada. Cinsinin kâmil örneği olmak, yani ihaneti düşünülemeyecek olan demektir.


41-) Ve ma hüve Bikavli şa'ır* kaliylen ma tu'minun;

O bir şair sözü değildir... İmanınız çok kısıtlı! (A. Hulusi)

41 - Ve o bir şâir sözü değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz. (Elmalı)


Ve ma hüve Bikavli şa'ır* kaliylen ma tu'minun ve o bir şair sözü değildir. Ne kadar az inanıyorsunuz diye çevirmeyeceğim. Bir önceki çeviride olduğu gibi, ne kadar azınız inanıyor.


42-) Ve lâ Bilkavli kâhin* kaliylen ma tezekkerun;

Bir kâhin sözü de değildir... Hatırlayıp düşünmeniz de çok kısıtlı! (A. Hulusi)

42 - Bir kâhin sözü de değildir, siz pek az düşünüyorsunuz. (Elmalı)


Ve lâ Bilkavli kâhin O bir kahin sözü de değil kaliylen ma tezekkerun ne kadar azınız öğüt alıyor. Bu iki ayeti kerime bu surenin sebebi nüzulünde anlatılan Hz. Ömer’le ilgili bir hikayeyi akla getiriyor. Bu ibretlik hatıra da Hz. Ömer’in ağzından şöyle bir nakil gelir bize;

Müslüman olmadan önceydi. Bir gün çıktım kâbe ye vardım. Kâbe ye gittiğimde ortada kimse yoktu ama orada Allah resulü bu sureyi, Hakka suresini okuyordu. Ve ben surenin o iç sesi beni bürüdü, öylesine etkilendim ki “Bu bir şair olmalı” dedim. Hemen arkasından şu ayeti okudu; Ve ma hüve Bikavli şa'ır (41) o bir şair sözü değildir. Ben bu sözü içimden söylemiştim. Ama cevabını dışımdan aldım. Bunu duyunca dedim ki “o zaman bir kâhindir.” Ve lâ Bilkavli kâhin gelmesin mi arkasından. Artık bana inanmaktan başka çözüm yolu kalmadı. Ahmed Bin Hambel’in bize kadar naklettiği bu rivayet gerçekten de ilginçtir.


43-) Tenziylun min Rabbil'alemiyn;

Rabb-ül âlemîn'den bir tenzîldir (tafsile indirme)! (A. Hulusi)

43 - O rabbül'âlemînden bir tenzildir. (Elmalı)


Tenziylun min Rabbil'alemiyn Alemlerin rabbinden indirilmedir.


44-) Velev tekavvele 'aleyna ba'dal'ekaviyl;

Uydurup bize atfetseydi; (A. Hulusi)

44 - O bize isnaden bazı lâflar uydurmağa kalkışsaydı. (Elmalı)


Velev tekavvele 'aleyna ba'dal'ekaviyl eğer peygamber kısmen dahi söylemediğimiz sözleri uydurup bize isnat etseydi,


45-) Leehazna minhu Bilyemiyn;

Elbette O'ndan sağ elini (gücünü) alırdık. (A. Hulusi)

45 - Elbette biz onu ondan dolayı yemîniyle yakalar (kuvvetle tutar hıncını alır) dık. (Elmalı)


Leehazna minhu Bilyemiyn onu sağ kolundan şiddetle yakalar veya sağ kolumuzla, sağ elimizle, ki güçle, güce yemin aynı zamanda güce tekabül eder, güçle şiddetle yakalar,


46-) Sümme lekata'na minhülvetiyn;

Sonra, elbette O'nun şah damarını (carotis arter) keserdik! (A. Hulusi)

46 - Sonra da ondan vetînini (iliğini) keser atardık. (Elmalı)


Sümme lekata'na minhülvetiyn ve şah damarını kesip başını koparırdık. İfadeye bakın. Eğer o bizim söylemediğimiz bir sözü vahyin arasına kendisi uydurup ta katmış olsa, bize atfederek söylemiş olsaydı onu sağ kolundan şiddetle yakalar şah damarını keser, kafasını koparırdık.


47-) Fema minküm min ehadin 'anhu haciziyn;

Sizden hiçbir kimse de buna engel olamazdınız. (A. Hulusi)

47 - O vakit sizden hiç biriniz ona siper de olamazdınız. (Elmalı)


Fema minküm min ehadin 'anhu haciziyn sizden artık hiç kimse buna engel olamazdı. Hiç kimse, eğer o böyle yapsaydı biz onun kafasını keserdik, sizin içinizden de buna engel olacak hiç kimse çıkamazdı.


48-) Ve innehû letezkiretun lilmüttekıyn;

Muhakkak ki O (Kur'ân), korunmak isteyenler için düşündürücü hatırlatmadır! (A. Hulusi)

48 - Ve o hiç şüphesiz unutulmayacak bir öğüttür korunacaklar için. (Elmalı)


Ve innehû letezkiretun lilmüttekıyn ve hiç şüphe yok ki o yani Kur’an muttakiler için, sorumluluğunun bilincinde olan herkes için bir uyarı, bir öğüttür.


49-) Ve inna lena'lemu enne minküm mükezzibiyn;

Muhakkak ki biz, yalanlayanlarınızı elbette biliyoruz. (A. Hulusi)

49 - Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var. (Elmalı)


Ve inna lena'lemu enne minküm mükezzibiyn ama biz çok iyi biliyoruz ki sizden yalanlayanlar da çıkacak.


50-) Ve innehû lehasretun 'alelkafiriyn;

Muhakkak ki O (kıyamet süreci), hakikat bilgisini inkâr edenler için elbette büyük pişmanlıktır! (A. Hulusi)

50 - Ve her halde o, kâfirler üzerinde bir hasrettir. (Elmalı)


Ve innehû lehasretun 'alelkafiriyn yani sizden yalanlayanlar da çıkacak, biz bunu çok iyi biliyoruz. Şu da kesin ki bu durum kafirler için derin bir pişmanlık kaynağı olacak. lehasretun 'alelkafiriyn inkara gömülüp giden kimseler için derin bir pişmanlık kaynağı olacak.


51-) Ve innehû leHakkulyakıyn;

Muhakkak ki O (kıyamet süreci), elbette Hakk-el Yakîn'dir (hakikatin en açık seçik yaşantısıdır)! (A. Hulusi)

51 - Ve o hiç şüphesiz hakkul yakîndir. (Elmalı)


Ve innehû leHakkulyakıyn zira o mutlak hakikattir. Tartışılmaz hakikattir.


52-) Fesebbih Bismi Rabbikel 'Azıym;

Öyleyse, ismi Aziym olan Rabbin namına (Esmâ'sına kullukla) işlevine devam ederek O'nu tespih etmiş ol!(A. Hulusi)

52 - Haydi tesbih et rabbinin azîm ismiyle. (Elmalı)


Fesebbih Bismi Rabbikel 'Azıym o halde sözün özü neticesi şudur; sen ey muhatap, ey mü’min muhatap, ey insan. Eğer akıllıca bir iş yapmak istiyorsan rabbin adına, hem de azıym olan, muazzam olan yüce olan rabbin adına hareket et. Herkes bir şey adına hareket eder.

Bu ayet inince Resulallah; Bunu namazlarınızın rükûuna koyun diye emir buyurmuş. Onun için o gün bu gündür ulema namazın rükûunda sübhane rabbiyel azıym demeyi müstehap görmüşler. Her ne kadar bunun bir istisnası imam Malik bunun farz zannedileceği endişesiyle bunun sürekli yapılmasını hoş görmemiş. Ama efendimizin bu tavsiyesi namazlarımızın rükûuna bu ayeti, daha doğrusu bu ilahi emrin karşılığını taşıyarak tm mü’minin namazına girmiş. Rabbimizin adına hareket ettiğimizi namazlarda böyle ifade etmişiz.Yani namazda rükûa eğilmek Allah’ın önünde eğilmektir. Bunun manası Allah’tan başkasının, yani kulun önünde eğilmemektir. Allah’ın önünde eğilince de söylediğimiz söz şu oluyor;

Muazzam olan, muhteşem olan, yüce olan rabbimizin adına hareket ederiz. Sübhane rabbiyel azıym. Yüce rabbimiz adına hareket ederim.

Eğer bunu demişsek rabbimizin şanı ne yücedir diye tefsir etmek biraz daha şey geliyor bana. Daha açıklayıcı olan benim yaptığım bu tercüme gibi. Yüce rab adına hareket etmek. Eğer namazda bu sözü veriyorsak namazdan sonra sözümüzü yiyecek şeyler yapmamamız gerekiyor. Ki namazda söylediğimiz doğru olsun.

Rabbim ömrümüzü namaz kılsın inşaAllah. Rabbim kendi adına hareket edenlerden, şeytan adına hareket etmeyenlerden kılsın.


“Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.


Hakka suresinin sonu.
Hakka suresini toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder