25 Ocak 2012 Çarşamba

İslamoğlu Tef. Ders. Ra’d (27-30)(80-C)


B sayfasından devam


27-) Ve yekulülleziyne keferu levla ünzile aleyhi ayetün min Rabbih* kul innAllâhe yudıllu men yeşau ve yehdiy ileyHİ men enab;

O hakikat bilgisini inkâr edenler: "O'na Rabbinden bir mucize inzâl edilseydi ya?" derler... De ki: "Muhakkak ki Allâh dilediğini saptırır, kendisine dönüp yöneleni de hakikate erdirir." (A.Hulusi)

27 - Yine o küfredenler diyorlar ki: Ona Rabbinden bir âyet indirilseydi ya!.. De ki, hakikat Allah dilediği kimseyi şaşırtıyor kim de gönül verirse kendini hidayet buyuruyor. (Elmalı)


Ve yekulülleziyne keferu levla ünzile aleyhi ayetün min Rabbih Yine küfürde direnenler; ona rabbinden bir mucize indirilmesi gerekmez miydi. Yine aynı akıl diyor dikkat buyurunuz. Biraz önce kendisinin içinde bulunduğu dünyevi refahı, hakikat üzerinde oluşuna bir delil olarak gösteren, bağlantıyı koparmış akıl, yani bağ olduğunu unutup referans olduğunu zanneden akıl. Aracı olduğunu unutup amaç olduğunu düşünen akıl. İp olduğunu unutup kendinsin merkez olduğunu düşünen akıl, böyle bir akıl. İyi ve kötüyü tanımakla görevli olduğunu unutup tanımlamaya kalkışan akıl. İşte böyle uzatabiliriz.

O diyordu bunu. Ne diyordu levla ünzile aleyhi ayetün min Rabbih ona rabbinden bir belge, bir mucize indirilmesi gerekmez miydi. Neden. Bağ koparmış bir akıl söyler bunu. Eğer bağlantıyım koparmamış olsaydı en büyük mucize ile yüz yüze olduğunu fark etmesi lazımdı vahiyle. Şu vahyin büyük mucizesini görmeyen bir akıl, başka mucizeler gelse ne yapacak ki. Zaten daha önceki toplumlara gelmiş ve onlarda hiçbir şey değişmemişti. Onun için onlar gözlerinin önündeki büyük mucizeyi görmüyorlar. Çünkü bağlantı kuramıyorlardı. Onun için ek ve ilave olağanüstülükler istiyorlardı.

Kul bu akla şu cevabı ver bu müşrik akla innAllâhe yudıllu men yeşau ve yehdiy ileyHİ men enab; Allah dileyen kimsenin sapmasını diler, kendisine yönelen kimseyi ise doğru yola yöneltir.

Çok ilginç değil mi. Gerçekten de Kur’an da yehdiy men yeşau , yudıllu men yeşau ibarelerini çift failli olarak çeviririm. Yani Yeşa’ fiilinin öznesi hem Allah açık özne. Gizli özne ise sonunda bir “H” zamiri varmış gibi takdir edilerek insan. Onun için de şöyle çeviririm. Dileyenin hidayetini diler, isteyenin sapmasını diler şeklinde. İşte bu çevirimin bir numaralı dil dışındaki açık delili de bu ayettir. Bakınız 1. cümlede yudıllu men yeşau dileyen kimsenin sapmasını diler diye çeviriyorum. Neden; Çünkü gizli failinin insan olması bir yana, açıkça Kur’an ı bir istikraya tabi tuttuğunuzda, yani tüme varım için okumaya tabi tuttuğunuzda hemen şu ayeti görüyoruz;

..ve ma yudıllu Bihî illel fasikıyn; (Bakara/26) O yoldan sapmış olanlar dışında kimseyi saptırmaz.

Açık değil mi, ispata ne gerek var. Yani aslında saptıran O değil, sapanı saptırıyor. Daha doğrusu sapmayı tercih edenin tercihine saygılıdır Allah. Onu tercihiyle baş başa bırakıyor. Verdiği iradeye müdahale etmiyor ve tercihi yönünde o da iradesini diliyor. İşte 2. Cümlede bu açığa çıkıyor. Gizli özne 2. cümlede açık özneye dönüşüyor ve yehdiy ileyHİ men enab kendisine yönelen, enab, yani tevbe ile eş anlamlıdır, inabe, yönelmek, dönmek, kendisine yönelen kimseyi de doğru yola yöneltir. Yöneleni yöneltir. Burada ortaya çıkıyor 2. özne, açıkça ortaya çıkıyor. Başka ayetlerde gizli kalan özne işte bu ayette, Ra’d suresinin 27. ayetinde ortaya çıkıyor.

Onun için Kur’an da ki tüm bu formda gelen ayetleri iki özneli olarak çevirdim: Hidayetini isteyenin hidayetini ister, sapmak isteyeni saptırır. Bu Allah’ın iradesi insanın tercihi sonunda gerçekleşir demektir. Yani Allah iradesini, insanın tercihinden bağımsız tecelli ettirmiyor. Bunu yasa olarak kendisi koymuştur. Vermeyi dilemeseydi, dilemeyi vermezdi sözünde, özdeyişinde anlamını bulan hakikat işte budur.


28-) Elleziyne amenû ve tatmeinü kulubühüm Bizikrillâh* ela Bi zikrillâhi tatmeinnül kulub;

Onlar ki iman etmişlerdir ve şuurları Allâh'ı hakikatlerinde olarak hatırlayıp hissetmenin tatminini yaşar! Kesinlikle biline ki, şuurlar Bizikrillâh (Allâh'ı, Esmâ'sının işaret ettiği anlamlar doğrultusunda hakikatinde HATIRLAYIP hissetmek) ile mutmain olur! (A.Hulusi)

28 - Onlar ki iman etmişlerdir ve kalpleri Allahın zikri ile yatışır, evet Allahın zikriyledir ki kalpler yatışır. (Elmalı)


Elleziyne amenû ve tatmeinü kulubühüm Bizikrillâh İşte onlar iman eder ve kalpleri Allah’ın vahyi ile mutmain olan kimselerdir. Onlar iman ederler ve kalpleri Allah’ın vahyi ile mutmain olur.

Ben burada zikrullah tamlamasını, yani zikri vahyin bir sıfatı olarak çevirdim ki doğrusu budur. Bunu Allah’ı anmak diye de çevirenler olur, fakat bu bağlamda hem siyad hem sibat vahiyden söz etmektedir burada. Onun için bu bağlamda Zikrullah’ın anlamı Allah’ın vahyidir. Zaten;

İnna nahnu nezzelnez Zikra.. (Hicr/9) ayetinde olduğu gibi; zikri biz, işte biz indirdik derken vahiy kastediliyordu. Tüm vahiylerin ortak özelliklerinden biri de zikir olmasıdır.

Kalbi tatmin eden vahiy, siz ne ile tatmin oluyorsunuz. Herkes benin gibi bunu kendisine sormalı. Ey nefsim, ey öz benliğim, sen ne ile tatmin oluyorsun. Küçük ruhlar, küçük akıllar basit şeylerle tatmin olurlar. Büyük akıllar büyük değerlerle tatmin olurlar. İlahi değerlerden aşağısıyla tatmin olan akıllar, bir şekere razı olan küçük, bebe aklına benzer. Olgunlaşmamış akıllardır.

ela Bi zikrillâhi tatmeinnül kulub; Bakın, akleden kalpler yalnızca Allah’ın vahyi ile tatmin olur.


29-) Elleziyne amenû ve amilus salihati Tûba lehüm ve hüsnü meab;

İman edip imanın gereğini yaşayanlar var ya, onlara Tûba (cennet ağacı) ve hakikatlerindekini yaşamanın güzellikleri vardır. (A.Hulusi)

29 - Onlar ki iman etmişlerdir ve Salih ameller işlemektedirler, ne hoş, tubâ onların, istikbal güzelliği onların. (Elmalı)


Elleziyne amenû ve amilus salihati Tûba lehüm ve hüsnü meab; iman eden ve Salih amel ortaya koyan bu kimseler var ya, göz aydınlığı onlarındır. Güzel yurt, muhteşem gelecek onlarındır. Yani Allah’tan aşağısıyla, ilahi değerlerden aşağısıyla tatmin olmayanlar ödüllerin en büyüğünü hak edecekler. Cennetten aşağısıyla razı olmayanlar, cennetle ödüllendirileceklerdir. Neye razı olduğunuz, ne ile tatmin olduğunuza bağlı.


30-) Kezâlike erselnake fiy ümmetin kad halet min kabliha ümemün litetlüve aleyhimülleziy evhayna ileyke ve hüm yekfürune BirRahmân* kul HUve Rabbiy lâ ilâhe illâ HU* aleyHi tevekkeltü ve ileyHİ metab;

İşte böylece, kendinden önce nice toplumlar gelip geçmiş bir topluluk içinde seni açığa çıkardık ki; Rahmân'ı inkâr edenlere, sana vahyettiğimizi okuyup bildiresin... De ki: "Rabbim 'HÛ'! Tanrı yoktur sadece 'HÛ'! Tevekkülüm O'nadır ve metab (tövbe - dönüş) O'nadır." (A.Hulusi)

30 - İşte böyle kendilerinden evvel nice ümmetler geçmiş olan bir ümmet içinde gönderdik ki onlar rahmana küfredenlerken sen onlara karşı sana vahy ettiğimiz kitabı okuyasın, de ki: o rahman benim Rabbim, ondan başka ilâh yok, ben ona dayandım tevbem de onadır. (Elmalı)


Kezâlike erselnake fiy ümmetin kad halet min kabliha ümemün litetlüve aleyhimülleziy evhayna ileyk Böylece ey nebiy, ey peygamber, kendisinden önce nice inkarcı toplumların gelip geçtiği bir toplumun ardından elçi olarak seni seçtik ki, sana vah yettiklerimizi kendilerine ulaştırasın diye. ve hüm yekfürune BirRahmân Fakat ilginç olan onlar, Rahman’ı inkar ediyorlar. Gerçekten ilginç. Allah’ı değil Rahman’ı inkar ediyorlar. Rahman olan Allah’a itirazın nedeni ne ola gerek. Gerçekten ilginç, vahyin; O’nun rahmetinin eseri oluşu. Vahit O’nun rahmetinin bir eseri olarak ifade buyruluyor Kur’an ın her tarafında. Bunu biliyorlar ve bu vasfıyla hayata müdahil olan bir Allah’la karşı karşıyalar. Sıkıntıları buradan kaynaklanıyor. Onun için Hudeybiye’de Süheyl Bin Amr; BismillahirRahmanirRahıym yazdıran Resulallah’ı sert bir biçimde azarlıyor; O da neymiş biz Onu bilmiyoruz, onu sil, Bismikallahümme yaz diyordu. Rahman olan Allah’ı kabul etmek istemiyordu. Rahman sıfatına karşı korkunç bir tepkileri vardı. İşte oradan geliyor. Rahman vasfıyla Allah, hayatlarına müdahil oluyordu. Yani onlar Rububiyyeti inkar ediyorlardı. Rububiyyeti inkarın aynı o mantığın sonucu oluşunu bir sonraki cümleden anlıyoruz.

Kul HUve Rabbiy Evet, de ki O benim rabbimdir. Çok ilginç, hemen yukarıdan Rahman’ı inkar edenlerden söz ediliyor. De ki O benim rabbimdir. Rahmaniyyetten rububiyyete geçiverdi ve devam ediyor ayet;

 lâ ilâhe illâ HU Burada da uluhiyete geçti. Yani insanın başını döndüren Allah’ın sıfatları Rububiyyet, Rahmaniyyet ve Uluhiyeti arasında ve zatı arasında bir, gerçekten de muhteşem bir yolculuk yaptırıyor zihne. Burada söylenmek istenen açık. Rahmaniyyetin inkarı, Rububiyyetin inkarından dolayı idi. Rububiyyetin inkarının varacağı sonucunda netice ise Uluhiyyetin inkarıdır. Onun için bunları hep birbiri ile adeta bir referans gibi, birbirinin referansı gibi, birbirinin devamı olarak niteliyor ve müşriklerin, inkarcı aklın Rahmaniyyeti inkarının Rububiyyetin inkarından kaynaklandığını, bunun ise uluhiyeti inkar demeye geldiğini açıkça ifade ediyordu.

aleyHi tevekkeltü ve ileyHİ metab; Yalnızca O’na güvendim, yüzümü çevirdim O’na.


Devam ediyor D sayfasına geçiniz.
80. videoyu toplu olarak http://kurantefsir.wordpress.com/2012/01/20/islamoglu-tef-ders-rad-19-4380/ bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder