17 Ocak 2012 Salı

İslamoğlu Tef. Ders. Ra’d (03-05)(79-B)

A sayfasından devam


3-) Ve "HU"velleziy meddel'Arda ve ce'ale fiyha revasiye ve enhara* ve min küllissemerati ce'ale fiyha zevceynisneyni yuğşil leylen nehar* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yetefekkerun;

"HÛ", ki arzı yaydı (madde yapıyı - bedeni, kendisindekileri oluşturacak kapasiteyle meydana getirdi; konu dünyanın yuvarlaklığı değil, yeryüzü ve aynı zamanda bedenin yani madde boyutunun kapasitesidir); onda sâbit dağlar (bedenin organları) ve nehirler (bilinçleri besleyen sürekli bilgi akışı - sinir sistemi) oluşturdu... Her semerattan (üretilmişten) onların eşi olan ikizini (birimin madde ve ötesi olan yapısını) oluşturdu... Geceyi gündüze (cehalet karanlığını ilmiyle aydınlığa, hakikatin seyredildiği yaşama) dönüştürür... Gerçek ki, bunlarda tefekkür eden bir topluluk için nice işaretler vardır. (A.Hulusi)

03 - Hem o, odur ki Arza bir imtidad verdi ve onda oturaklı dağlar ve ırmaklar yaptı ve meyvelerin hepsinden onda iki çift yarattı, geceyi gündüze bürüyüp duruyor, her halde bunda tefekkür edecek bir kavim için âyetler var. (Elmalı)


Ve "HU"velleziy meddel'Arda ve ce'ale fiyha revasiye ve enhara dahası, O’dur yer yüzünü yayan ve bir yanda kalkmaz, kımıldamaz dağlar dikip öte yanda nehirler çağlatan, akıtan.

Dikkatinizi çekmiştir sanırım, dağlar ve nehirler. Yüksekler ve enginler, zirveler ve çukurlar. Bir çift kutupluluk girdi. Neleri vermeye çalışıyor bakınız. Bir polarite, iki kutupluluk. Devam ediyoruz.

ve min küllissemerati ce'ale fiyha zevceynisneyn ve orada her tür üründen cins cins çiftler var eden de O’dur.

Zevceynisneyn zevceyn zaten erkek ve dişi çiftlere denir. Yani çifter çifter çiftler manasına gelebilir. Cins cins çiftler diye çevirdim Türkçeye uygun olması açısından. Yine burada da tıpkı, dağlar ve dereler, yüceler ve enginler gibi cinsler, karşıt cinsler. Yani birbirinin devamı, hayatın iki yarım küresi. Biri olmadan diğeri anlaşılamayacak olan varlığın iki kutbu, iki ucu. Devam ediyoruz:

yuğşil leylen Nehar Gündüzü geceyle örten de O’dur. Yine bir varlık çifti, yine polarite, yine iki kutupluluk. Gece ve gündüz. Üstelik gündüzü örten gece. Yani gecenin arızi olduğunu, gündüzün tabii olduğunu da bu arada ifade etmiş oluyor Kur’an. Çünkü gece sonradan çıkıp gündüzü kapatıyor. Gündüz esas. Yoksa birbirini örttüğünü de söyleyebilirdi burada, ama öyle demiyor. yuğşil leylen Nehara gece gündüzü kaplıyor, içine alıyor.

inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yetefekkerun; elbet bütün bunlarda düşünen bir toplum için derin mesajlar vardır.

Botanik biliminin verileriyle, ayeti kerime de geçen ve min küllissemerati ce'ale fiyha zevceynisneyn ibaresinin ifade ettiği her tür üründen cins cins çiftler var eden O’dur derken herhalde düşünen bir akıl hemen fark edecektir ki; Tüm bitkiler tıpkı insanlar gibi erkekli dişili oluşurlar. Ama bunlar hepsi aynı sistemle üremezler. Mesela pamukta ikisi aynı çiçekte bulunur. Karşıt cinsler, erkek ve dişi tohumlar. Fakat kabakgillerde aynı çiçekte değil de, bitkinin değişik çiçeklerinde bulunur karşıt cinsler. Ama mesela fıstıkta, Antep fıstığında ayrı ayrı ağaçlarda bulunur tohumlar. Ağaçlar birbirinden alır verirler. Hurmada ise aynı ağaçta ve aynı yerde bulunur. Dolayısıyla burada söylenmek istenen ne: Allah’ın yaratışındaki bu zenginlik, bu farklılık, bu değişiklik, aslında gayesinin birliğine engel değil.

Doğaylısıyla ey insanoğlu farklı renklerde, farklı ülkelerde, farklı sınıflarda, farklı kapasitelerde, farklı kategorilerde olman amaç birliğine engel değil. Seni yaratan da böyle farklı renklerde, farklı ırklarda, farklı kavim ve kabilelerde, farklı kültürlerde, farklı coğrafyalarda, farklı kıtalarda yaratmış olmasına rağmen tek bir amaca hizmet için yaratmış olamaz mı. Düşünen akıl bunu bulur. İşte ayetin sonundaki mesaj buydu. Allah ayetlerini bunun için açıklıyordu.


4-) Ve fiyl Ardı kıtaun mütecaviratün ve cennatün min a'nabin ve zer'un ve nehıylün sınvanün ve ğayru sınvanin yüska Bi main vahıd* ve nufaddılu ba'daha alâ ba'din fiyl ükül* inne fiy zâlike le âyâtin likavmin ya'kılun;

Arzda (yeryüzünde - bedende) birbirine yaslanmış komşu kıtalar (veya organlar), üzümden bahçeler, ekinler ve çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır... (Hepsi) (Bi-)ma-i vâhid ile (TEK BİR İLİM'in kendilerinde açığa çıkmasıyla) sulanır (beslenir - hayatiyetini devam ettirir)... Yemişlerinde (ürettikleri itibarıyla) onların bazısını bazısına üstün tutarız. İşte bunda aklını değerlendiren bir topluluk için elbette nice işaretler vardır. (A.Hulusi)

04 - Arzda mütecavir kıt'alar, üzüm bağları, ekinler, hurmalıklar, çatallı çatalsız hepsi, bir su ile sulanır, halbuki yemişlerinde bazısını bazısına tafdıl ediyoruz, her halde bunda aklı olan bir kavim için âyetler var. (Elmalı)


Ve fiyl Ardı kıtaun mütecaviratün eğer daha da yetmediyse diyor Kur’an verilen, sunulan deliller, al, sana yeni deliller. Ve aynı dünyada birbirine komşu fakat bitki örtüsü canlı hayatı açısından da birbirinden farklı kara parçaları. ve cennatün min a'nabin ve zer'un asma bahçeleri, ekinler. ve nehıylün sınvanün ve ğayru sınvanin aynı kökten çatal çatal öbek halinde, küme halinde biten, ya da çatal kökten tek bir gövde halinde yükselen hurma ağaçları. Yani aynı kökten çatal çatal küme halinde bitmiş, bakıyorsunuz bir hurmaya. Öbürüne bakıyorsunuz çatal kökten tek gövdeli yükselmiş. yüska Bi main vahıd daha da ilginci hepsi de aynı suyla sulanıyor. Yani hepsi aynı suyla sulanmasına rağmen bu kadar farklı renkte, farklı kokuda, farklı tatta, farklı lezzette, farklı görünümde, farklı biçimlerde bu kadar bitkinin, ürünün, meyvenin hepsinin de aynı suyla sulanmasına rağmen. Hatta aynı suyla sulanıp aynı tohumdan bitmesine rağmen ayrı ayrı açıklamasının açıklaması nedir diyor. Devam ediyoruz;

ve nufaddılu ba'daha alâ ba'din fiyl ükül fakat biz onların her birine farklı bir lezzet vermişizdir. inne fiy zâlike le âyâtin likavmin ya'kılun; elbette bütün bunlarda olaylar ve eşya arasında bağ kurabilen bir akla sahip olan bir toplum için derin mesajlar vardır.

likavmin ya'kılun dan yola çıkarak olaylar ve hakikatler arasında bağ kuran akıl denildi. Çünkü akıl bağ kurabilen bir nimettir. Bağ kurmuyorsa akıl değildir. Akıl ugâll den gelir. Ugâll, yular demektir, bağ demektir, ip demektir. Onun için Allah ile insan, insanla ahiret, dünya ile ahiret, madde ile mana, ruh ile beden, ulvi ile süfli, bura ile öte, duygu ile düşünce, geçmiş ile gelecek, mazi ile istikbal arasında bağ kurar. Bunu akıl yapar. Bunu yapamıyorsa akıl yok demektir. O nedenle böyle açıkladım.

Burada hangi mesaj var bağ kurabilen biri için; Aynı aileden bakıyorsunuz Mus’ap Bin Umeyr imana ermiş, ama onun kardeşi küfürde. Aynı aileden bakıyorsunuz Hamza imana ermiş, ama kardeşi Ebu Lehep ölümüne imana düşman. Bunu anlamakta zorlananlar olmuş olabilir ki işte bir yanı ile de Kur’an bunu anlatıyor. Yani aynı sudan sulanır fakat böyle olabilir. Nihayetinde aklı kullanma meselesidir. Şuuru kullanma meselesidir. Fakat ayrı sudan sulanır, ayrı ayrı kıtalar gibi. Gider Anadolu’da doğar, gelir köle olarak Arabistan’a Süheyb, Rumi Suheb, Anadolulu Suheyb. Gelir Resulallah’ın arkasına iman eder. Ayrı kökten tek gövde olur.

Habeşistan’da doğar. Ayrı bir iklim, ayrı bir renk, ayrı bir ırk, ayrı bir kültür gelir Resulallah’ın arkasında Bilal olur, saf tutar. Fakat Resulallah’la aynı coğrafya da, aynı yerde doğar, hatta aynı yaşta olur. Dedeleri kardeş olur Utbe gibi; Fakat kendisi ayrı olur. Onun için bir yerde hayatın bu cilvesine de bir açıklık getiriyor.


5-) Ve in ta'ceb feacebün kavlühüm eizâ künna türaben einna lefiy halkın cediyd* ülaikelleziyne keferu Bi Rabbihim* ve ülaikel ağlalü fiy a'nakıhim* ve ülaike ashabün Nar* hüm fiyha halidun;

Eğer (kavrayamadığından dolayı) şaşıyorsan (bu işaretlerimize); asıl şaşılacak olan, onların şu sözüdür: "Biz toprak olduktan sonra, halkı cedîdde mi olacağız (yeni bir yaratılmayla yaşama devam mı edeceğiz)?"... İşte bunlar Rablerinin hakikatleri olduğu bilgisini inkâr edenlerdir (Allâh Esmâ'sı hakikatleri olduğu için sonsuza dek ölümsüz yaşayacaklarını kavrayamayanlardır)! Boyunlarında bukağılar (halkalar - karınlarındaki ikinci beyinin oluşturduğu madde bedenden ibaret olma düşüncesinin esirleri) olanlar da bunlardır! Bunlar Ateş (yanma) ehlidir... Onlar orada sonsuz yaşarlar! (A.Hulusi)

05 - Eğer teaccüb edeceksen işte teaccüb edilecek şey: onların şu lâkırdısı: biz bir toprak olduğumuz vakit mı, hele hele biz mi mutlaka yeni bir hilkat içinde bulunacağız!... İşte bunlar rablerine küfretmiş olanlar ve işte bunlar tomrukları boyunlarında ve işte bunlar ashabı nar, hep onda kalacaklardır. (Elmalı)


Ve in ta'ceb feacebün kavlühüm eizâ künna türaben einna lefiy halkın cediyd İlle de onların nasıl olup ta hala vahyi inkar edebildiklerine şaşacaksan, asıl onların şu sözüne şaş. Ne yani, biz toprak olup gittikten sonra yeni bir yaratılışın muhatabı mı olacağız, öyle mi? İşte bu sözlerine hayret et diyor.

eizâ künna türaben einna lefiy halkın cediyd ne yani diyorlardı biz toprak olup gittikten sonra geri dönüp bir daha yeniden yaratılışın muhatabı olacağız öyle mi? Asıl buna şaş diyor Kur’an ve devam ediyor:

ülaikelleziyne keferu Bi Rabbihim İşte burası çok önemli. Onların inkar ettikleri aslında rableridir. Böyle çevirmemin çok ince bir nüktesi var. Yani ahireti inkar eden aslında rabbini inkar etmiştir. Rabbini, dikkat buyurunuz lütfen, Allah’ı değil. Rab olarak geçiyor. Allah’ın rububiyyetini inkar ediyor bunlar yoksa Allah’ı değil. Çünkü hayata müdahil olmasına razı değiller. İnsan hayatına müdahil olmasına razı değiller. Onun için Allah’ın varlığına ve birliğine ve yaratıcılığına inanıyorlar. Fakat insanı yarattıktan sonra onun hayatı için bir takım yasalar ve düzenlemeler getirmesini kabul edemiyorlar. Onun için de asıl onlar Rablerini inkar ediyorlar. Allah’ın rububiyyetini kabullenemiyorlar. Ahireti inkar budur. Neden ahirete iman, Allah’ın hayata müdahil olduğuna imandır da onun için.Rububiyyete iman etmeden ahirete iman edemez.

ve ülaikel ağlalü fiy a'nakıhim Bu çok daha gerçekten çarpıcı; İşte “sorumluluklarını” reddeden bu tipler, boyunlarında tutsaklık damgası, tutsaklık tasması taşıyan tiplerdir. Böyle diyor.

Sorumluluğu ben tırnak içinde oraya açıklama babından getirdim. Ama açık. Öncesi ve sonrası ile birlikte düşündüğümüzde gerçekten de sorumluluğun kârı ortada. Ruhsal tutsaklık. Yoksa onların boyunlarında görünen bir tasma yok elbette. Peki nedir bu tasma? Ruhlarına giydirilmiş bir zincir bu. Ruhlarına vurulmuş bir kelepçe bu.

Ahirete inkarın nedeni iç güdülerinin esiri olmaları değil mi, şehvetlerinin esiri olmaları değil mi, tutkularının esiri olmaları, tutkularının tutuklusu olmaları değil mi. Onun için onları; boynuna kölelik tasması geçirilmiş, ya da boynuna tasma geçirilmiş affedersiniz köpekler gibi resmediyor Kur’an. Artık onlar birilerinin elindedir. Onlar iplerini iç güdülerinin eline vermiş, iç güdülerinin köpeği haline gelmişlerdir. Bu gerçekten çok ilginç, o nedenle ahireti inkar ediyorlar. Sorumluluğu inkar ediyorlar. Yaptıklarının altına girmiyorlar ve bunun da temelinde şunu söylemek istiyorlar asıl. Bunu demiyorlar ama aslında oradan çıkıyor. Çıktığı ilk yer bu düşüncenin; amaçsızlık.

Hayatın bir amacının olduğuna iman etmiş biri nasıl ahireti inkar eder. Onlar yaratılışın bir amacının olmadığını düşünüyorlar. Yaratılışın bir amacının olduğunu düşünseler, Allah’ın bu amacı koyduğuna da inanırlar. Allah’ın amaçsız olarak yaratıp bıraktığını düşünüyorlar.

ve ülaike ashabün Nar* hüm fiyha halidun; işte onlardır ateş yaranı. Onlar orada yerleşip kalacaklar.


Devam ediyor C sayfasına geçiniz.
79. videoyu toplu olarak http://kurantefsir.wordpress.com/2012/01/13/islamoglu-tef-ders-yusuf-01-1879/  bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder