21 Kasım 2012 Çarşamba

İslamoğlu Tef. Ders. KASAS (75-76)(123-C)




B sayfasından devam

75-) Ve neza'na min külli ümmetin şehiyden fekulna hatu burhaneküm fealimu ennel Hakka Lillâhi ve dalle anhüm ma kânu yefterun;

Her ümmetten bir şahit (Rasûl) çıkartıp dedik ki: "Hadi kesin delilinizi getirin!" Bunun üzerine bildiler ki Hak Allâh içindir! Uydurdukları şeyler de, kendilerinde kaybolup gitti! (A.Hulusi)

75 - Hem her ümmetten birer şahit çıkardık ta haydin bürhanınızı dedik mi o vakit Hakk Allahın olduğunu bilmişler ve o uydurdukları şeyler kendilerinden kayıp olup gitmişlerdir. (Elmalı)


Ve neza'na min külli ümmetin şehiyde zaten, yani burada şöyle bir ara cümle fahval hitaptan söz geliminden anlıyoruz; O demeye kalmadan, o sorduğu cevap vermeye kalmadan biz her ümmetten bir şahit çıkarmış olacağız.

Hani biraz önce 65. ayette tefsir ederken demiştim ki yarısı ilerde gelecek 75. ayette o işte bu. A’raf/6. ayetini ikiye bölelim, birinci kısmını 65. ayet 2. kısmını 75. ayet temsil ediyor. İşte burada ikinci bölüm geldi. Ne bu?

Ve neza'na min külli ümmetin şehiyde yani biz her ümmetten bir tanık çıkarmış olacağız o ağzını açmadan. Kim o tanıklar? Elbette ki öncelikle peygamberler. Peygamberler gönderildikleri ümmetlerine tanıktırlar, şahittirler. Allah onların tanıklığını dikkate alacaktır. Onun için de şehiyddirler. fekulna hatu burhaneküm ve dönüp; Haydi getirsenize delilinizi diyeceğiz. fealimu ennel Hakka Lillâhi ve dalle anhüm ma kânu yefterun sonuçta onlar fena bir biçimde anlayacaklar ki gerçek bütünüyle Allah’tan yanaymış. Evet, ennel Hakka Lillâh gerçek meğerse Allah’tan yanaymış. Ve çarpık tasavvurlarının ürettiği sahte tanrılar kendilerini yalnız bırakmış olacak. Yani çekilip gidecekler. Veya görünmeyecekler ve dalle anhüm ma kânu yefterun.

Yefterun burada üretilen şey, ürettikleri şey demektir. Yani yok aslında, aslı yok. Fakat üretmişler. Sanal tanrılar, simülatif tanrılar. Yok aslında. Sanal tanrı. Yani tanrı zannettikleri, tanrı işlevi yükledikleri. Ama değil. Buna iftira diyor Kur’an. Hem de iftiranın en büyüğü Allah’a iftira. Bu manada biz yamuk tasavvurun ürünü diyoruz buna. Tasavvurlarında imal ettikleri. Yok ama varmış gibi imal ettikleri şey.

Çarpık tasavvur sahte tanrıların imalathanesidir. Eğer bir tasavvur çarpılmışsa, yamulmuşsa, şaşırmışsa sürekli sahte tanrı üretir. Kendi ürettiği tanrıya kendisi kul olmaya başlar. Korku üretir, endişe üretir, tutku üretir. Kara, ak değil kara sevda üretir. Her ne ise, ama ürettiğine döner kendisi tapınmaya başlar.

Yeni bir pasaja giriyoruz. Bütün bu ayetler aslında bu pasajda verilen örneğe bir giriş hükmü taşıyordu. İşte bu surenin en çarpıcı örneklerinden biri. Servet ahlakıyla ilgili bir tarihi örnek.


76-) İnne Karune kâne min kavmi Musa febeğa aleyhim* ve ateynahu minel künuzi ma inne mefâtihahu letenuü Bil usbeti ülil kuvveti, iz kale lehu kavmühu lâ tefrah innAllâhe lâ yuhıbbül ferihıyn;

Muhakkak ki Karun, Musa'nın kavminden idi de onlara haddi aşıp zulmetti... Ona öyle hazineler vermiştik ki onların anahtarları güçlü bir gruba ağır gelirdi... Hani yurttaşları ona dedi ki: "Şımarma, muhakkak ki Allâh şımarıp taşkınlık gösterenleri sevmez." (A.Hulusi)

76 - Hakikaten Karûn Musâ’nın kavminden idi de onlara karşı bağyetmiş idi, ona öyle hazîneler vermiştik ki anahtarları cidden güçlü kuvvetli bir bölüğe ağır geliyordu, o vakit kavmi ona şöyle demişti: güvenme çünkü Allah güvenenleri sevmez. (Elmalı)


İnne Karune kâne min kavmi Musa Unutmayın ki Karun da Musa kavmine mensup biriydi.

Karun bazıları Tevrat’ın sayılar bölümünde hikayesi anlatılan Korah la özdeşleştirirler Karun’u. Kur’an da anlatılan Karun’u ki Kur’an da da sadece burada geçmez aslında. Mü’min suresinde de geçer, ankebut suresinde de geçer , hatta üçlü olarak geçer. Firavun, Haman, Karun oralarda. Nedir bu üçlü. Bu üçlü; üç erke delalet eder tarih boyunca. Siyasal erk; firavun. Bürokratik erk Haman. Ekonomik erk Karun. Bu üçü tarih boyunca küfür ve zulüm merkezleri bu üç alanı hedeflemişlerdir. Siyaset, bürokrasi ve ekonomik. Bu üç alanda birden eğer küfrün ve zulmün eline geçerse artık orada, o toplumda zulüm payidar olur. O toplumu zulüm yönetmeye başlar. Onun için siyasal erki firavun, bürokratik erki Haman, ekonomik erki Karun’la temsil ediyordu firavun zulmü ve işte bunların üçüncü ayağı olan ekonomik ayağı olan Karun’un o Karunlaşma mantığı, süreci burada ele alınıyor.

Tevrat’ta geçen Korah’la Kur’an da anlatılan Karun bazı müfessirler benzeştirse de, hatta aynılaştırsa da iki olay arasında fark var.

1 – Ankebut ve Mü’min, Ahkâf, suresinde Karun Firavun ve Haman ile birlikte işbirlikçi olarak anılır. Çok ilginçtir Hz. Musa’nın kavmindendir. İsrail oğullarındandır, onlara mensuptur bu ayette söylendiği gibi. Hatta tüm yorumcular Hz. Musa’nın akrabası olduğunu söylüyorlar. Amca çocuğu, ya da yeğeni olduğu söylüyorlar. Yani bu kadar yakın bir akraba. Fakat ilginçtir, İsrail oğullarına mensup olmasına, kendisini ezen firavuna yardakçılık ve işbirlikçilik yapıyor. İsrail oğullarına mensup olmasına rağmen. Hz. Musa’ya yakın olmasına rağmen. Böyle bir işbirlikçinin hayatı anlatılıyor. Servet uğruna, serveti elde tutmak uğruna ait olduğu iman kitlesinden kopup, kendisine zulmeden insanın iktidarına payanda olmak, koltuk değneği olmak. İşte bu ilginç bir tarihsel örnek, ibretlik bir sahne bu aslında.

2 – İkincisi Yani Karun, Haman’la birlikte, firavunla birlikte anılıyor, oysa Korah olayı mısırdan çıkıştan sonra. Tevrat’ta anlatılan korah olayı. Çıkıştan sonra İsrail oğulları içerisinde meydana gelmiş bir olay. İkincisi Karun olayı mal mülk eksenli olarak Kur’an da ele alınıyor, Korah olayı Tevrat’ta ki Hz. Musa’ya ufak çaplı bir siyasal isyan olarak ele alınıyor. Müşterek tek noktası akıbetleri, yere batma biçiminde. İki olayda da sonuç yere batma biçiminde gerçekleşiyor ki bu mecazdır aslında. Bu insanların sonuç alamamaları ve en sonunda kaybetmeleri anlamına geliyor.

Tefsirlere göre Hz. Musa malının sadakasını istemiştir Karun’dan, fakat Karun vermeyi reddetmiştir. Yine bir başka yoruma göre tefsirde bunun üzerinde Hz. Musa’ya Karun, iftira komplosu kurmuştur. Yani bütün bu olaylar olmuştur veya olmamıştır tefsirlerin naklettiği bu olaylar, ama Karun Kur’an da açıkça ifade edildiği gibi İsrail oğullarına mensup biridir, buna rağmen zulmün işbirlikçisidir. Kendisine zulmeden bir gücün koltuk değnekliğine gönüllü olmuştur ve burada da o dile getiriliyor.

Ayetten ibret alınacak nokta şu; Hz. Musa’ya akraba olacak kadar yakın bir insan azabiliyor ve Hz. Musa ona hidayet edemiyor. Yani hidayet elinde olmuş olsaydı bu akrabasına ve kavminin bu seçkin insanına ederdi. Burada 56. ayete de zımni bir gönderme var. Yani sen sevdiğini doğru yola iletemezsin;

İnneke lâ tehdiy men ahbebte ve lakinnAllâhe yehdiy men yeşa' (56) fakat Allah isterse dilediğini doğru yola ulaştırır ayetine de bir zımni atıf var gibi. Aynı zamanda bu atıf Yahudilerin kutsal ırkçlığını ret. Ey kutsal ırkçılığı, yani ırki değerlerini imanlarıyla karıştıran kavim. Bakın Karun’da İsrail oğullarından dı ama ihanet etti. Sizin en büyük düşmanınızın koltuk değneği oldu. O halde siz kutsal ırk teranesine, yalanına nasıl sarılabiliyorsunuz. Eğer ırk belirleyici olsaydı Karun’un ırkı da sizdendi. Ama görüyorsunuz belirleyici değil.

febeğa aleyhim fakat onların omuzlarında yükselerek haddi aştı. Beğa aleyhi câr ve mecruru ile birlikte gelince ekonomik bir sömürüye bir atıf. Yani Febeğa aleyhim onların omuzlarına çıktı, onların omuzlarından onlara zulmetmeye başladı. Beğa; haddi aştı, sınırı geçti, taşkınlık yaptı anlamına. Ama aleyhim ibaresi ile birlikte onların omzuna basarak yükseldi, fakat bunu onların aleyhine kullandı sonucunu çıkarabiliriz.

Etrafınızda görebilirsiniz bu örnekleri. Siz yüceltirsiniz, daha doğrusu sizi sömürerek bir yere gelir, veya sizin sayenizde, veya sizin yardımınızla, desteğinizle bir yere gelir, geldiği yerde sizin kafanıza ayaklarıyla vurmaya başlar. Böyle bir tipi canlandırıyor aynı zamanda.

ve ateynahu minel künuzi ma inne mefâtihahu letenuü Bil usbeti ülil kuvve zira biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını taşımak bile güçlü kuvvetli bir müfrezeye, yani bir manga adama zor gelirdi. Bil Usbe. Aslında kırka kadar insan topluluğuna denilir. Burada mafâtihahu; hem anahtar anlamında ki miftah, yada Miftah, yani hemzesiz. Hem de korumaya alınan şey hazine. Anahtar kilit altındaki şey anlamına gelen meftah’ın çoğuludur. Onun için iki anlama da alınabilir aslında.

Bu ayetler serveti yermiyor, dikkat buyurun. Biz vermiştik diyor rabbimiz biz vermiştik. Kötü bir şey olduğunu söylemiyor servetin. Fakat servetle şımarmayı ve paylaşmamayı yeriyor.

Cüneyd-i Bağdadi’nin fakr tarifini hatırlayın lütfen. Ne diyordu? Fakr’ı tarif ederken; fakirlik nedir fakr nedir; Her şeye sahip olduğun halde hiçbir şeyin sana sahip olmasına izin vermemendir. Evet, bazı insanlar vardır ki hiçbir şeye sahip değildir, fakat en ufak bir şeye sahip olsalar kendisine onun sahip olmasının önüne geçemezler. Hatta hatta bazıları sahip olmadıkları şeyin kölesidirler. Lafıyla dahi kölesi olduklarını gösterirler. Sahip değildir ama, mesela zenginin malı züğürdün çenesini yorar hesabı, sahip olmadıkları şeyler onların gece rüyalarını gündüz hayallerini süsler.

İşte budur bela. Fakr nedir? Her şeye sahip olsan da hiçbir şeyin sana sahip olmasına izin vermemendir. Yani aracı araç olarak tutmandır. Serveti binek olarak tutmandır, servetin bineği olman, daha doğrusu serveti sırtına bindirmen değil.

iz kale lehu kavmühu bir gün kavmi ona dedi ki; lâ tefrah innAllâhe lâ yuhıbbül ferihıyn şımarma, çünkü Allah şımarıkları sevmez.


Devam ediyor D sayfasına geçiniz.
123. videoyu toplu olarak http://kurantefsir.wordpress.com/2012/11/16/islamoglu-tef-ders-kasas-60-88123/ bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder