15 Kasım 2012 Perşembe

İslamoğlu Tef. Ders. KASAS (48-54)(122-D)

C sayfasından devam.

48-) Felemma caehümül Hakku min ındiNA kalu levla utiye misle ma utiye Musa* evelem yekfüru Bima utiye Musa min kabl* kalu sıhrani tezahera* ve kalu inna Bi küllin kafirun;

Oysa indîmizden kendilerine Hak (Rasûl) geldiğinde dediler ki: "Neden Musa'ya verilmiş olanın (mucizelerin) benzeri (Ona da) verilmedi?" Daha önce Musa'ya verilmiş olanı inkâr etmemişler miydi? "Birbirini destekleyen iki sihir" demişlerdi... Ayrıca: "Muhakkak ki biz bunların hepsini inkâr ediyoruz" dediler. (A.Hulusi)

48 - Ya bundan evvel Mûsâ’ya verilene küfretmediler mi? İki sihir tezâhür etti dediler ve biz hiç birisine inanmayız dediler. (Elmalı)


Felemma caehümül Hakku min ındiNA ama kendilerine bizim katımızdan gerçeğin ta kendisi geldiğinde; kalu levla utiye misle ma utiye Musa Musa’ya verilenin bir benzeri ona da verilseydi ya derler. Polemik amacıyla bu tür itirazı ederler. İman etmek için değil. İnkar etmek için birer bahane kılarlar bunu. Çünkü ayetin devamında zaten söyleniyor.

evelem yekfüru Bima utiye Musa min kabl peki ama onlar bundan önce Musa’ya geleni de inkar etmemişler miydi? Yani ona iman mı etmişler miydi ki böyle konuşuyorlar. Dahası; kalu sıhrani tezahera* ve kalu inna Bi küllin kafirun bu kez de birbirini destekleyen iki gözbağcılık mahsulü, iki sihir mahsulü diyorlar. Neye? Tevrat, daha doğrusu Kitabı mukaddes ve Kur’an için. İncilin geçmemesi aslında anlaşılabilir bir şey çünkü Hz. İsa’nın da İncil de ifade buyurduğu gibi; Ben benden önceki yasayı inkar etmek için gönderilmedim, onu tasdik etmek için gönderildim diyordu ya. O nedenle Kitabı Mukaddes hem İncili hem Tevrat’ı içeriyor. Bu ikisi dedikleri de o iki kitaba gidiyor.

Ve ilave ediyorlar, ne diyorlar? inna Bi küllin kafirun biz zaten hepsini birden inkar ediyoruz. Yani polemik yapmak için yaptıkları itiraz ortada, Musa’ya verildiği gibi ona da verilseydi ya..! Bununla ne kastediyorlar? Bir anda gelseydi, tek celse de gelseydi. İyi de siz Musa’ya gelene iman etmemişsiniz ki. Demek ki bazı itirazlar daha iyi delili görüp de iman etmek için değil, aslında inkara bahane aramak için ileri sürülür ve böyle bir polemiğe cevap vermek gerekmez.


49-) Kul fe'tu Bi Kitabin min indillâhi huve ehda minhüma etebı'hu in küntüm sadikıyn;

De ki: "Eğer sözünüzde sadıksanız, bu ikisinden (Kur'ân ve Tevrat'tan) daha doğru yolu gösteren Allâh indînden bir bilgi (kitap) getirin de ona tâbi olayım!" (A.Hulusi)

49 - De ki: o halde bu ikisinden daha doğru bir kitap getirin Allah tarafından da ben ona tabi' olayım eğer sadıksanız. (Elmalı)


Kul fe'tu Bi Kitabin min indillâhi huve ehda minhüma etebı'hu in küntüm sadikıyn de ki; eğer doğru sözlü kimselerseniz haydi Allah katından doğru yola bu ikisinden daha iyi yönelten başka bir kitap getirin de ben de ona uyayım.

Sorun hakkın ve hakikatin peşinden gitmektir ayetin ifade ettiği hakikat bu. Yani şunun, bunun değil, hakkın ve hakikatin. Sizin derdiniz hakikati aramak değil. Benim derdim ise hakikati aramak. Bundan daha iyi hidayeti gösteren bir kitap getirinde ben ona uyayım. Onun için sizin derdiniz bu olmadığı için polemik yapıyorsunuz.


50-) Fein lem yesteciybu leke fa'lem ennema yettebi'une ehvaehüm* ve men edallu mimmenittebe'a hevahu Bi ğayri hüden minAllâh* innAllâhe lâ yehdil kavmez zâlimiyn;

Çağrına uymazlarsa, bil ki onlar yalnızca kendi asılsız hayallerine tâbi oluyorlar! Allâh'tan (hakikatleri Esmâ mertebesinden, kendilerinde açığa çıkan hakikat ilmi olmaksızın), kendi (vehminin getirisi olan) hayal ve tasavvurlarına tâbi olandan daha sapkın kimdir? Muhakkak ki Allâh zâlimler kavmini hidâyet etmez. (A.Hulusi)

50 - Yine sana icâbet etmek istemezlerse artık bil ki onlar sırf kendi hevaları peşinde gidiyorlar, halbuki Allah dan bir doğru delil olmaksızın mücerret kendi hevası peşinde giden kimselerden daha şaşkın kim olabilir? Muhakkak ki Allah zâlimler güruhunu muvaffak etmez. (Elmalı)


Fein lem yesteciybu leke fa'lem ennema yettebi'une ehvaehüm fakat eğer senin bu çağrına cevap veremiyorlarsa iyi bil ki onlar kendi keyfi ve bencil yargılarına, yani hevalarına, heveslerine uyuyorlar. Vahye uymayan keyfine, hevasına uyar. İç güdüsüne uyar Burada söylenen bu. Furkan/43. ayetinde de Eraeyte menittehaze ilâhehu hevahu. (Furkan/43) buyruluyordu ya. Hani şu hevasını, güdüsünü, keyfini tanrı yapanı, tanrı edineni görmedin mi..!

ve men edallu mimmenittebe'a hevahu Bi ğayri hüden minAllâh Allah’ın rehberliği dışında kendi keyfi ve bencil yargılarına uyan kimseden daha sapkın kim olabilir. innAllâhe lâ yehdil kavmez zâlimiyn şüphe yok ki Allah zulmü tabiat haline getirenleri, ez zâlimiyn; sadece bir kez zulmetmiş olan değil, zulmü içselleştirmiş, zulmü ahlak haline getirmiş, yani zulmü sıfat edinmiş olanlar. Onun için zulmü tabiat haline getirmiş bir toplumu doğru yola iletmez.


51-) Ve lekad vassalnâ lehümül kavle leallehüm yetezekkerun;

Andolsun ki onlara sözümüzü ardı ardına ulaştırdık... Umulur ki hatırlayıp düşünürler! (A.Hulusi)

51 - Celâlim hakkı için onlar hakkında sözü uladık da uladık ki iyi düşünsünler. (Elmalı)


Ve lekad vassalnâ lehümül kavle leallehüm yetezekkerun doğrusu biz bu ilahi sözü onlara adım adım ulaştırdık ki belki sorumluluklarını hatırlarlar. Yani üzerinde uzun uzun durup düşünerek hayata geçmesi için çalışarak tedriciliğe bir dikkat çekiliyor burada. 23 yıllık süreç içinde vassalnâ bir mana; nezzelna. Yani peyderpey, adım adım açıklayarak, tafsil ederek, birbiri ile takviye ederek indirdik.


52-) Elleziyne ateynahümül Kitabe min kablihi hüm Bihi yu'minun;

Ondan önce kendilerine Hakikat BİLGİsi (Kitap) verdiğimiz kimseler var ya, onlar O'na (hakikatlerine) iman ederler. (A.Hulusi)

52 - Bundan evvel kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. (Elmalı)


Elleziyne ateynahümül Kitabe min kablihi hüm Bihi yu'minun kendilerine daha önce kitap verdiğimiz kimseler ona inanmak durumundadırlar. Hatta hüm Bihi yu'minun ibaresinin, öznenin yüklemden önce geldiğini düşünürsek bu beleğatta anlama, takviye yapar. Yani pekiştirir iyice anlamı. Yani inanmak zorundadırlar diye de çevirebiliriz eğer samimilerse. Eğer daha önceki kitaplara inananlar samimilerse, iyi niyetlilerse, bilinçlilerse buna da inanmak zorundadırlar. Yani bunu demeye getiriyor bu ayet.

Aslında bu ayetin iniş nedeni olarak İbn. Hişam, İbn. İshak ve Beyhaki’nin naklettiği ilginç bir olay var o dönemde yaşanmış olan. Habeşistan dan Cafer bin Ebi Talib’in vesile olduğu 20 ye yakın din adamı Mekke’ye gelirler. Orada Kur’an ı dinler ve Kur’an a vurulurlar tabir caizse ve bunun kaynağından dinlemek ve öğrenmek için Mekke’ye gelirler. Yani inançlarını ciddiye alırlar, imanlarını ciddiye alırlar, vahyi ciddiye alırlar. Dahası kendilerini ve akıbetlerini ciddiye alırlar.

Bu grup Mekke’de Resulallah’la buluşur, Resulallah’ı dinler, göz yaşları içerisinde Kur’an ın vahiy olduğuna tanıklık ederler. Bu manzaraya şahit olan Mekke’de ki küfrün ileri gelenleri onları paylamaya, azarlamaya hatta sürmeye kovmaya kalkarlar. İşte ayette bahsedilen bire bir yaşanmış olay buna bir atıf. Fakat tabii ki ayet sadece sebebi nüzulüyle sınırlandırılamayacak kadar evrensel bir manayı bize iletiyor ve gelecekte eğer ehli kitap samimi iseler, Hıristiyan olsun, Yahudi olsun, kendi inançlarında samimi iseler Kur’an vahyini görür görmez Kur’an vahyine teslim olmaları lazım. Çünkü kendi inandıkları değerleri en güzel biçimde, en eksiksiz biçimde ve korunmuş olarak Kur’an temsil etmektedir. Yani Kur’an İncil ve Tevrat’ı, Resulallah’ta İsa ve Musa’yı temsil etmektedir.


53-) Ve izâ yütla aleyhim kalu amenna Bihİ innehül hakku min rabbina inna künna min kablihi müslimiyn;

Onlara bildirildiğinde: "Biz O'na iman ettik... Muhakkak ki O, Rabbimizden Hak'tır... Doğrusu biz O'ndan önce de, Rabbimize teslim olmuşluğumuzun farkındaydık!" dediler. (A.Hulusi)

53 - Hem kendilerine tilâvet olunur olunmaz «biz, dediler: buna iman ettik bu şüphesiz hak, rabbimizden, biz doğrusu evvelinden Müslüman idik».(Elmalı)


Ve izâ yütla aleyhim kalu amenna Bihİ innehül hakku min rabbina onlar, kendilerine Kur’an vahyi iletildiğinde; Buna iman ettik, çünkü bu rabbimizden gelen hakikatin ta kendisidir. inna künna min kablihi müslimiyn zaten biz bundan önce de ona kayıtsız şartsız teslim olmuş kimselerdik. Ya da zaten biz daha önce de Müslüman idik derler.

Evet, gerçekten üzerinde durulması, hem de çok durulması gereken bir ayet. Neden Çünkü bu gün “Ben Müslüman’ım” diyenler, dinin nedir sorusuna İslam diyenler; Kur’an ın söylediği manada Müslümanlık ve İslam’ı kastetmiyorlar. Kur’an İslam derken dinlerden bir dini kastetmiyor. Müslüman derken de dinlerden, dini zümrelerden birine mensup olanı kastetmiyor. Kur’an İslam derken Hakikatlerin tümünün tek adını söylüyor.

Allah katında tek Hakk din İslam’dır. (A.İmran/19) Kim İslam’dan başka bir dinle gelirse ondan o kabul edilmez. (A.İmran/85) der. Tüm tarih boyunca geçmiş Hakk ehlinin tek dinidir. Onun için Müslüman da bu tanımdan yola çıkılarak tanımlanır. Nedir? Dini zümrelerden bir zümre değil Allah’a teslim olmuş kimse. Çünkü İslam bir isim olmaktan daha çok bir hal bir duruş bir tavır, yani teslimiyet halidir.

Onun için içinde yaşadığı dini geleneğin zincirini kırarak Mü’min olmuş bu insanların daha önce de “Biz Müslüman’dık” demelerini bugünün bir çok Müslüman’ına anlatamazsınız. Çünkü onlar daha önce de nasıl Müslüman’dılar? Evet, onlar kendi kitaplarına inanırken de Müslüman’dılar. Çünkü zaten Kur’an inmemişti. Kur’an dan evvel ulaştıkları hakikat o vahiy idi. Ulaştıkları hakikatin, ulaştıkları kadarına iman ettiler. Ama ne zaman ki Kur’an a muttali oldular ona da iman ettiler. Çünkü dertleri hakikate teslim olmaktı, Dertleri bir  zümreye ait olmak değil, şucu bucu olmak değil, dertleri Allah’a teslim olmaktı. O nedenle de burada özellikle üzerinde durulması gereken bir husus bu. Onlar daha önce de Müslüman idiler.

Bu ayet, İslam ve Müslüman teriminin yeniden ele alınıp Kur’an a göre anlamlandırılmasını şart koşuyor. Kur’an Nuh’u Müslüman olarak niteler. İbrahim’i Müslüman olarak niteler, Musa’yı ve tüm İsrail oğullarını Müslüman olarak niteler. Hatta Hz. Musa’ya iman etmek üzere sihirbazlıklarından vaz geçen firavunun sihirbazlarını da Müslüman olarak niteler. Yine tüm İsrail oğulları peygamberlerini Müslüman olarak niteler. Ayet rakamlarını ve sure isimlerini çıkarıp gelmeyi isterdim. Fakat merak edenler baştan sona Kur’an da seleme kökünden gelmiş olan kelimelere bakarak bunları tespit edebilirler. Göreceklerdir ki Kur’an da Hz. Süleyman’dan Hz. İbrahim’e, Hz. Musa’dan Hz. Nuh’a kadar bütün Müslümanlar, bütün peygamberler ve onlara uyan bütün insanlar Müslüman olarak nitelendirilirler. O halde Müslüman olmak sadece son peygamberin getirdiği vahye mensup olmak değil, tüm peygamberlerin getirdiği vahye mensup olmaktır.

Onun için tüm peygamberlerin getirdiği hakikatleri tasdik etmektir. Hz. Nuh’a iman edenler de bizim kadar Müslüman idiler. Hz. İbrahim’e iman edenler de bizim kadar Müslüman idiler. Hz. Lût’un müminleri de bizim kadar Müslüman idiler. O nedenle İslam insanlığın değişmez değerlerine verilen öbür isimdir. İnsanlığın değişmez değerlerinin öbür adıdır. Müslüman ise Allah’a teslim olan kişidir.


54-) Ülaike yü'tevne ecrehüm merreteyni Bima saberu ve yedreune Bil hasenetisseyyiete ve mimma rezaknahüm yünfikun;

İşte onlara sabrettikleri için bunun karşılığı iki kere verilir... Bunlar, kötülüğü güzel davranışla yok ederler ve beslediğimiz yaşam gıdalarından karşılıksız bağışlarlar. (A.Hulusi)

54 - İşte bunlar ecirlerine iki kere nâil kılınacaklar, çünkü sabretmişlerdir, hem de kötülüğünü iyilikle def eyler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayra sarf ederler. (Elmalı)


Ülaike yü'tevne ecrehüm merreteyni Bima saberu ve yedreune Bil hasenetisseyyiete ve mimma rezaknahüm yünfikun işte böylelerinin her şeye rağmen hakta direnmeleri, kötülüğü iyilikle salmalarına ve  kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak etmelerine karşılık kendilerine iki kat rızık verilecektir. Hem önceki vahye iman ettikleri, hem de öğrenir öğrenmez son vahye iman ettikleri için iki kat verilecektir ecir kendilerine. Neden iki kat? Çünkü;

1 – İnanç çevresine mensup olduktan sonra o kabuğu ve o zinciri kırarak, o inancın en son versiyonunu tabir caizse görür görmez, öğrenir öğrenmez son gelen vahye de iman etmek öyle kolay bir şey değil. Bunu yapan bu insanlar çevreleri tarafından dışlanacaklar, bir çok zulme maruz kalacaklar, maddi ve manevi açıdan mağdur olacaklardı elbet. Çok ağır bedeller ödemişlerdi ve ondan sonrakilerde ödeyeceklerdir.

Aslında burada Yünfikun diye bitiyor. Fiil muzari olarak geliyor. Gelecek zamanı da içeren geniş zamandır muzari. Yani bundan sonra da yapacaklar. Ehli kitaptan bundan sonra da Kur’an vahyine teslim olan herkesi içeriyor, herkesi muhatap alıyor bu ayet.

[Ek bilgi-1; “Yani, birinci ödül Hz. İsa'ya (a.s) iman etmelerinden, ikinci ödül Hz. Muhammed'e (s.a) iman etmelerinden ötürüdür. Aynı husus, Buhari, Müslim ve Hz. Ebu Musa el-Eşari'den naklen rivayet edilen bir hadisde de açıklanmıştır: "Allah Rasûlü şöyle dedi: "Çifte ödül alacak üç kişiden ehli kitab'a mensup olanı kendi peygamberine içten inanmıştı. Sonra Hz. Muhammed'e (s.a) iman etti." (Tefhimu’l Kur’an/ Ebu’l alâ Mevdudi)]

[Ek bilgi-2; İyiliğe iyilik her kişinin kârı (işi)
Kemliğe (kötülüğe) iyilik er kişinin kârı (işi)
diye meşhur olan söz de (Atasözü) bu mânâyadır. (ElmalıTefsiri)]

[Ek bilgi-3; {Alimler bu hususta şu izahları yapmışlardır:

1) Onlara, bir, Hz. Muhammed peygamber olarak gönderilmezden önce onu bekleyip, ona iman ettikleri, bir de peygamber olarak gönderildiğinde ona iman ettikten için iki kat mükâfaat verilecektir. Bu, doğruya en yakın olan görüştür. Çünkü Allah Teâlâ, onların, Hz. Muhammed (s.a.s) peygamber olarak gönderildikten sonra, onu tasdik edip, ona iman ettiklerini beyan buyurunca, onların, Hz. Muhammed (s.a.s) peygamber olarak gönderilmezden önce de iman etmekte olduklarını beyan buyurmuş, sonra da onların ücretlerinin iki kat olduğunu bildirince, ayetin bu manaya alınması gerekir.

2) Onlar, bir Hz. Muhammed (s.a.s)'den önce yaşamış olan peygamberlere imar ettikleri, bir de Hz. Muhammed (s.a.s)'e iman ettikleri İçin, iki kat ücreti hak etmişlerdir.

3) Mukatll şöyle der: "Bunlar, Hz. Muhammed (s.a.s)'e iman edince, müşrikler onlara sövüp-saymışlar; ama onlar müşriklerin sözlerine aldırmamışlardır. Bundan dolayı, bir aldırmayışlarına, bir de iman edişlerine karşılık onlara iki ücret verilmiştir." Rivayet olunduğuna göre, onlar müslüman olunca, Ebu Cehil onlara lanet etmiş, ama onlar ona cevap vermemişlerdi. Süddî ise şöyle der: "Yahudiler, Abdullah b. Selâm'ı ayıplayıp, ona sövüp saydıkça, o, "Selam size" deyip geçmiştir."  (Tefsir-i Kebir/ Fahruddin Râzi)}]


Devam ediyor E sayfasına geçiniz.
122. videoyu toplu olarak http://kurantefsir.wordpress.com/2012/11/09/islamoglu-tef-ders-kasas-29-59122/ bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder