6 Kasım 2012 Salı

İslamoğlu Tef. Ders. KASAS (05-08)(121-B)



A sayfasından devam

5-) Ve nüriydü en nemünne alelleziynestud'ıfu fiyl Ardı ve nec'alehüm eimmeten ve nec'alehümül varisiyn;

Biz de diledik ki, o bölgedeki âciz bırakılıp aşağılananlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve kendilerini vârisler kılalım. (A.Hulusi)

05 - Biz de istiyorduk ki o yerde ezilmekte olanlara lütfedelim, onları öncül imamlar yapalım, hem onları vârisler kılalım. (Elmalı)


Ve nüriydü en nemünne alelleziynestud'ıfu fiyl Ard Sonuç? Sonuç açık firavununuzun zulmü anaların rahmine kadar uzansa dahi Allah’ın bir dileği var, Allah’ın bir yasası var. Nedir o? Ve biz de istiyorduk ki ülkede zayıf ve güçsüz bırakılanlara destek çıkalım. ve nec'alehüm eimmeten ve onları imamlar, öncüler, önderler kılalım ve nec'alehümül varisiyn ve kendilerini ülkeye mirasçı yapalım. Yani dün kendilerine yer yüzünü ve hayatı çok görenlere yarın tersine çevirip biz hayatı çok görelim. Alttakileri üste, üstekileri alta indirelim.

Tevhid, adalet ve özgürlük mücadelesi veren tüm toplumlar için bir müjdedir kasas suresinin 5. ayeti. Bu vahyin ilk muhatapları belki de bu ayetler onlara en acı zamanlarında ulaşmıştır. Hatırlayınız, yani bu surenin iniş zamanının yaklaşık Mekke’de ki Şib-i Ebi Talip boykotuna denk bir zamandır. Öyle bir boykottu ki o insanlar çocuklarının ağzına verecek değil bir lokma ekmek, su bulamıyorlardı. Mü’minlerin etrafı kuşatılmış, içeri tabir caizse bir sinek bile bırakılmıyordu. Ancak geceleri düşmanların gözünü kaydırarak oradakilerin akrabaları meçhul bir yerden bir yüklü deveyi mahalleye doğru sürecekler de o gelenle ölmeyecek kadar idare edecekler. Böylesine korkunç bir ambargo.

İşte bu ayetlerin indiği zaman diliminin muhtemelen bu ambargoya denk gelmiş olabileceği hatırlandığında, aynı zamanda bu ayetlerin ilk muhataplarına nasıl büyük bir müjdeyi verdiğini de öğrenmiş oluyoruz. Ve hatta Resulallah’ın nübüvveti boyunca 2 yerde, biri Hendek’te onu biliyoruz, biri de işte burada. Bu bağlamda kendisine iman eden insanlara dönüp; Onlar açlıktan bağırlarına taş basarken. Yani karınlarına taş bağlama sözcüğü ifadesi bizde nedense anlatılırken mecazdan hakikate dönüştürülerek sanki karınlarına taş bağlamış gibi anlatılır. Bağra taş basmak gibidir. Bağrına taş basanlar, bağırlarına taş basmazlar, taşı kucaklamazlar. Bu o kadar açlardı, o kadar perişan olmuşlardı anlamı taşır. Yani böylesine bir zaman diliminde Resulallah onlara yer yüzünün o günkü 2 imparatorluğunu müjdeliyordu.

Gerçekten bu müjde karşısında sadece iman işlerdi başka bir şey değil. Eğer iman olmasaydı her halde muhataplar bunu gülünç bir iddia olarak alacaklardı. Ama öyle olmadı. Çok geçmeden ortaya çıkacaktı. İman ettiler ve iman ettiklerine memnun oldular. Sonunda şahit oldular.

[Ek bilgi: {Ebü Talhâ (Rad.) anlatıyor: "Resülullah (A.S.)'a açlıktan şikayet ettik ve karınlarımızı açıp gösterdik. Herkeste bir taş vardı. Resülullah (A.S.) da karnını açtı, O'nda iki taş vardı."} Tirmizi, Zühd 39, (2372).]


6-) Ve nümekkine lehüm fiyl Ardı ve nüriye fir'avne ve hamane ve cünudehüma minhüm ma kânu yahzerun;

Onları o bölgede güvenli kılalım; Firavun'u, Haman'ı (başrahibi) ve o ikisinin ordularını korktuklarına uğratalım! (A.Hulusi)

06 - Ve Arzda onlara kuvvet ve müknet(Güç, kudret, kuvvet.) verelim de Firavuna ve ordularına onlardan korktukları şeyi gösterelim. (Elmalı)


Ve nümekkine lehüm fiyl Ard dahası onları yer yüzünde güvenli bir biçimde yerleştirelim. Yani inancımız uğruna köle edildiğiniz bir ülkeden sürgünü göze alırsanız, efendisi olacağınız bir ülke size ödül olarak sunulur. Söylenen bu. ve nüriye fir'avne ve hamane ve cünudehüma minhüm ma kânu yahzerun firavunu Haman’ı ve bunların ordusunu berikilerin eliyle korktukları şeye uğratalım. Yani korktuklarını başlarına getirelim.

Haman; Bazı tefsirlerde farklı değerlendirmeler müsteşrikler tarafından istismar edilmiş. Ama aslı Ha’amen olsa gerektir ki Amon dininin rahipler sınıfına, dolayısıyla bu rahiplerinde başında ki en yetkili rahibe verilen bir sıfattır. Amon dini bildiğiniz gibi eski Mısır’ın dinidir, kültüdür ve eski Mısır’da Amon dininin baş rahibi doğal olarak Firavunun da yardımcısı, yani ülkenin 2. adamı sayılıyordu. Onun için bu ayette firavunun hemen arkasından Haman sayılarak aslında ülkedeki dini erk’e de bir gönderme yapılıyor.

Korktukları şey neydi başlarına getirilecek olan? Çok önceleri, ne kadar? yaklaşık 500-600 yıl önce Hiksos hanedanı diye bir hanedan kuzey doğudan gelip Mısır’ı fethetmişlerdi. Fetheden fatihlerdi. Bu fatihler döneminde Hz. Yusuf ülkenin dizginlerini eline aldı. Bu fatihler Hz. Yusuf’un önünü açtı. Adeta bir uzak akrabalığı da bu sayede kullanmış oldular. Onun için İbraniler le Hiksos hanedanı arasında böyle bir işbirliği gerçekleşti. Mısır için altın bir dönemdi. Yusuf suresinden öğrendiğimiz ve tarihten de bildiğimiz gibi.

Fakat Mısır’lılar bunun bir daha tekerrür etmesinden korkuyorlardı. Özellikle firavun hanedanı. Neden çünkü iyi yönetim örneği kendi kötü yönetimlerini ve zulümlerini ortaya çıkaracaktı. Onun için böylesine adil ve iyi bir yönetimin bir daha ortaya çıkmamasını, dolayısıyla iktidarları için tehlike oluşmamasını istiyorlardı. İşte korktukları şey buydu. 2. bir Hiksos vakası, 2. bir Yusuf olayı. Bir Yusuf daha çıkarsa Mısır halkına bunların zulmünü çekmelerine kim ikna edebilirdi. Onun için korktukları şey buydu.


7-) Ve evhaynâ ila ümmi Musa en ardı'îh* feizâ hıfti aleyhi feelkıyhi fiylyemmi ve lâ tehafiy ve lâ tahzeniy* inna radduhu ileyki ve ca'ıluhu minel murseliyn;

Musa'nın anasına şöyle vahyettik: "Onu emzir... Onun hakkında korktuğunda da Onu nehre (Nil'e) bırak... Korkma, mahzun olma! Muhakkak ki biz Onu sana geri döndüreceğiz ve Onu Rasûllerden kılacağız." (A.Hulusi)

07 - O esnada Musâ’nın anasına şu vahyi verdik: onu emzir, derken aleyhinde bir korku hissettin mi o vakit onu deryaya bırakıver, hem korkma ve mahzun olma, biz muhakkak onu sana iade edeceğiz ve kendisini mürselînden yapacağız. (Elmalı)


Ve evhaynâ ila ümmi Musa en ardı'îh işte bunu gerçekleştirmek için oradaki “vav”a böyle uzun bir cümle işlevsel olarak atfedebiliriz. İşte bunu gerçekleştirmek için Musa’nın annesine şöyle vahy etmiştik. “onu bir müddet emzir.” feizâ hıfti aleyhi feelkıyhi fiylyemmi ve lâ tehafiy ve lâ tahzeniy fakat onun başına bir iş gelmesinden korktuğunda onu suya bırak, sakın endişe edeyim ve üzüleyim deme.

Olayların akışını zihnimizde biz tamamlıyoruz. Firavun ülkede ezilen konumda olan mü’min ve muvahhit İbranileri eziyor, yok etmek istiyor. Onları bir soy kırıma tabi tutuyor. Öyle bir soykırım ki doğan tüm erkek çocuklarını öldürtüyor. İşte bu soykırım sırasında bir mucize gerçekleşiyor. Kelimenin tam manasıyla bir mucize. Bu mucize nasıl gerçekleşiyor. Yani aslında burada verilen örnek; hiçbir Firavunun gücü Allah’ın taktirinin önünde duramaz. Budur, mesajda budur.

İşte bu mucizenin nasıl gerçekleştiğini ve firavunların zulmünün Allah’ın takdirini değiştiremeyeceğini, bu takdir firavunu dahi kendi senaryosunda bir figüran olarak kullanacağını gösteriyor. Biz de onun ibretlik kıssasını okuyoruz. Anneye vahiyle veya ilhamla, -ki farklı farklı değerlendirmeler var- böyle bir emir veriliyor. Yani korkma deniliyor aynı zamanda.

Her firavunun bir Musa’sı var mıdır? Evet, eğer firavun varsa her Firavunun bir Musa’sı vardır. Bazen Musa’lar Firavunun sarayında ve kucağında büyür. Bu ilahi bir iranidir. Tarih buna şahittir, tanıktır.

inna radduhu ileyki ve ca'ıluhu minel murseliyn çünkü biz kesinlikle onu sana geri döndüreceğiz ve onu elçilerden biri yapacağız. Bu ayette ifade edilen husus Tevrat’ta ve diğer İsrailî kaynaklarda hiç yer almamaktadır. İlginçtir. Zaten bu gibi Kur’an kıssalarında anlatılan ahlaki boyutu kıssanın Tevrat’la karşılaştırdığınızda hiç yer almaz. Yani orada sıradan bir milli lider nasıl çıktı. Bir kavmin milli kahramanı nasıl çıktı üslubuyla ele alınır. Fakat burada bir peygamberin bir zulmü nasıl önlediğinin örneklik ve ibretlik öyküsü anlatılır.


8 - Feltekatahu alü fir'avne li yekûne lehüm adüvven ve hazena* inne fir'avne ve hamane ve cünudehüma kânu hatıiyn;

Firavun'un ailesi Onu kaybolmuş çocuk olarak bulup aldı. Kendileri için düşman ve hüzün vesilesi olacağı için... Muhakkak ki Firavun, Haman ve o ikisinin orduları yanlış işler yapıyordu! (A.Hulusi)

08 - Bunun üzerine âli Firavun onu lekıyt(Kaybolmuş) olarak aldı, çünkü ileride kendilerine bir düşman, bir gam olacaktı Doğrusu Firavun de Hamân de, askerleri de hep cânîler diler. (Elmalı)


Feltekatahu alü fir'avne li yekûne lehüm adüvven ve hazenen derken Firavunun ailesi onu buldular, sonunda kendileri için düşman ve bir hüzün kaynağı olacak bu bebeği sahiplendiler. Evet, ilahi kader ağlarını örüyor. Gerçekten de önüne kimse geçemiyor. Hz. Peygamber bir keresinde öyle diyordu ya; “Allah dilerse dinine bir kafir eliyle yardım eder.” Nasıl eder sorusunu merak ediyor musunuz? İşte burada olduğu gibi.

inne fir'avne ve hamane ve cünudehüma kânu hatıiyn belli ki Firavun, Haman ve onların askerleri yanılgı içindeydiler. Ve mekeru ve mekerAllah.. hatırlayınız ayeti. Onlar hileli bir düzen kurdular, Allah’ta onların düzenine karşı o düzeni alt edecek bir düzen kurdu. vAllahu hayrul makiriyn. (A.İmran/54) Allah’ın alt eden düzeni düzenlerin en hayırlısıdır.

Devam ediyor C sayfasına geçiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder