5 Kasım 2012 Pazartesi

İslamoğlu Tef. Ders. KASAS (01-04)(121-A)






El Hamdu Lillahi Rabbil'Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, çöz düğümü dilimden, ki anlasınlar beni. Amin!

Değerli Kur’an dostları bugün muhteşem Kur’an ülkemizin yepyeni bir sitesiyle daha yüz yüzeyiz. Kur’an ın her yeni sitesine girerken yeni bir heyecanı yaşıyor olmamız çok doğal. Çünkü rabbimiz konuşuyor, çünkü Allah insana tenezzül buyuruyor, çünkü Allah insanı dikkate alıyor, kale alıyor, çünkü insan rabbine, her şeyini borçlu olduğu rabbine vahiy ile yöneliyor. İşte bu nedenle duyduğumuz bu yeni heyecan ile kasas suresine giriyoruz.

Kasas suresi elimizdeki tedvinde 28. sure. İsmini 25. ayetinde ki Hz. Musa’nın kendi menkıbesini muhatabına anlattığı o cümleden alır. Kıssanın çoğuludur kasas, kıssalar demektir. Hz. Osman ve İbn. Abbas Neml ile İsra suresi arasında indirildiğini söylerler. Gerçekten de konusuna baktığımızda kasas suresi Mekke döneminin, eğer bu dönemi 3 dilime ayıracak olursak 3. dilimine yakın bir zamanda indiğini görürüz. Önceki sure olan Neml suresinde hatırlayacaksınız Süleyman Belkıs menkıbesi anlatılmıştı, ve biz de tefsir etmeye çalışmıştık. Süleyman Belkıs menkıbesi bir hisse veriyordu. Kur’an ın tüm kıssalarının bir hisse için, anlatıldığı gibi o da bir hisse veriyordu.

Neydi o? O zaman vurgulamıştık güç ve iktidar ahlakı. Ey Süleyman dünyaya sultan olsan da bir karıncayı incitmemelisin mesajıydı. O kendisine hüküm, hikmet, nübüvvet ve kudret verilmiş biri olsan da bir kuştan dahi öğrenecek şeylerin var ey Süleyman mesajıydı. O, senin her şeyi bildiğini zannetmen yanlış olur. Sana hiç umursamadığın bir varlık dahi bir şey öğretebilir, ondan da bir şey öğrenebilirsin mesajıydı. Yani yine özetle güç ve iktidar ahlakını bir önceki surede gördük. Burada, bu surede ise servet ahlakından söz eden Karun kıssası, Kur’an da ki en ayrıntılı anlatımına kasas suresinde kavuşmakta.

Dikkat buyurunuz güç ahlakı, iktidar ahlakı, servet ahlakı, cinsel ahlak, siyasal ahlak, sosyal ahlak, yani bunu hayatın her alanına uzatabilirsiniz, Kur’an anlattığı her kıssa ile muhatabına bir alanın ahlakını öğretir. Yani Kur’an hikaye anlatmaz. Anlattığı bu kıssaların altında bir dip akıntısı olarak sürekli ders verir. Muhatabının hayatını, şahsiyetini, aklını ve tasavvurunu inşa eder. Onu eline alıp bir hamur gibi yoğurur ve şekil verir. Tabii eğer muhatabı Kur’an a kendisini teslim etmişse.

En geniş yer kasas suresinde Musa kıssasına verilir. 3 – 46. ayetler arasında. Bu kıssaya damgasını vuran nitelikler Hz. Musa’nın iç çekişmeleri ve çatışmaları, korkuları, şaşkınlıkları, hatası ve buna benzer kişisel, insani, beşeri tüm durumlar Hz. Musa şahsında bu kıssada ele alınır. Yani bir insan peygamber portresi. Dahası bir peygamberin insan boyutu öne çıkarılır. Ve zaten bu kıssanın hemen arkasından gelen bölümde;

   İnneke lâ tehdiy men ahbebte ve lakinnAllâhe yehdiy men yeşa' (56) sen sevdiğini doğru yola ulaştıramazsın, fakat Allah dilediğini dilerse, dileyeni doğru yola ulaştırır…!(??) Ayetinin gelmesi boşuna değil. İnsan boyutuyla Hz. Musa’yı işleyen ayetlerin arkasından Resulallah’ın da insan peygamberliğine dikkat çeken bir ayet 56. ayet.

Yine bu ayetin içinde yer aldığı uzun bölüm, ki 47 – 75. ayetler arasıdır, peygamberliğin insani doğasını işler. Devamındaki ayetlerse inkarcı toplumların akıbetiyle ilgilidir.

Yine bir ayet dikkat çeker bu ayetler arasıda. ve ma künna mühlikil kura illâ ve ehlüha zâlimun (59) Biz hiçbir ülkeyi helak etmemişizdir. Ancak oranın ahalisi, halkı birbirine zulmetmedikçe. Yani Allah’ın helakinin temel sebebi, inanca ilişkin bir sebep olmaktan daha çok, davranış ve ahlaka ilişkin bir sebeptir. Yani kendisine yönelik isyana değil, insanın insana yönelik zulmüne bir ceza olarak helak olmuşlardır. Onun için bu ayet gerçekten de dünyevi helak ve belaların; Toplumlarının bireylerinin birbirlerine olan zulümleri sebebiyle olduğunu gösterir.Zaten uhrevi ceza insanın hukukullaha, Allah’ın hakkına tecavüze yeltenmesine bir ceza olacaktır.

Sure son söz olarak tevhid akidesinin en temel düsturunu dile getirerek son bulur. lâ ilâhe illâ HU* küllü şey'in halikün illâ vecheHU, leHUl hükmü ve ileyHi türce'un. (88) O’ndan başka tapınmaya layık hiçbir varlık ilahi tanrı yoktur. Her şey helak olacaktır ancak o’nun zatı baki kalacaktır. Son hüküm O’na aittir ve herkesin, her şeyin dönüp dolaşıp geleceği yer O yüce Halîkın kapısıdır. İşte kasas suresi böylesine tevhidin direği olan bir ayetle son bulur. Şimdi sureye geçebiliriz.




1-) Taa Siiiyn Miiiym;

Ta, Siin, Miiim. (A.Hulusi)

01 - Ta, Sin, Mim. (Elmalı)


bunlar Hurufu Mukadda, daha önce defaatle değindiğimiz için süratle geçiyoruz.


2-) Tilke ayatul Kitabil mubiyn;

İşte bunlar O Kitab-ı Mubiyn'in (apaçık ortada olan Evrenin {KİTAP} sistem ve düzeninin) işaretleridir. (A.Hulusi)

02 - Bunlar sana âyetleri o mübîn kitabın. (Elmalı)


Tilke ayatul Kitabil mubiyn bunlar kitabın açık ve açıklayıcı ayetleridir.

Daha önce de hatırlayacak olursanız bu sureden önce yani 27 -26 – 25, tabii daha önceki 15. -11. surelerde de böyle buna benzer girişler vardır. Tilke ayatul Kitabil mubiyn bu kitabın açık ve açıklayıcı ayetleri. Mubiyn hem açık, hem açıklayıcı. Yani vahyin müfessir ve müfesser, Tefsirin hem öznesi hem nesnesi oluşuna tekabül eder. Hem tefsir eder vahiy. Neyi? Hakikati tefsir eder. Hem de tefsir edilir. Aynı zamanda onun anlamaya çalışan insan tarafından açıklanır. Yani vahyin çift boyutlu doğasına bir atıf. Ama bu tip tüm uyarıların Mubiyn vasfının Kur’an a vahye atıfla geldiği bu tip tüm ayetlerin temelde bir mesajı vardır, o da şudur; Dosta ve düşmana bu vahyin anlaşılmazlık iddialarının tümünü reddetmektir.

Peki, düşmandan anlaşılmazlık iddiası gelebilir. Ne karma karışık vahit diyebilir bazı oryantalistler gibi. Fakat dosttan nasıl gelir? Bugün asıl dosttan geliyor böyle ithamlar. Yani Kur’an ı biz anlayamayız. İşte bu tip her iddiayı kökten reddeder bu ayetler. Mübiyndir çünkü. Açık ve anlaşılır. Onun için vahyi biz anlayamayız söylemini Kur’an defaatle bu ayetlerle söyleyenin yüzüne çarpar.

Tabii herkes vahyi kendi aklı seviyesi, bilgisi, bilgi düzeyi, kapasitesi, hatta imanı derecesinde anlar. Herkes elbette aynı düzeyde anlayamayacaktır. Bırakınız vahyi vahiy dışı bir çok olayı bile insanlar baktığı yere göre, bakışına göre, duruşuna göre farklı farklı anlamaktadırlar. Vahye bakarken de öyledir. Nerden bakıyorsanız öyle anlayacaksınız. Doğru bir anlama doğru bir bakışla mümkündür. Doğru bir bakış doğru bir imanla mümkündür. Doğru bir iman doğru bir duruşla mümkündür. Doğru bir duruş, doğru bir tasavvurla mümkündür.


3-) Netlu aleyke min nebei Musa ve fir'avne Bil Hakkı li kavmin yu'minun;

İman eden bir kavim için, Musa ve Firavun'un haberinden bir kısmını sana Hak olarak tilavet edeceğiz. (A.Hulusi)

03 - Sana Musâ ve Firavun kıssasından hakkıyla biraz okuyacağız iman edecek kavim için. (Elmalı)


Netlu aleyke min nebei Musa ve fir'avne Bil Hakkı li kavmin yu'minun imanlı bir toplum oluşturmak için sana Musa ve Firavun arasında geçen olaylardan bir kısmını Bil Hakk; mutlak hakikate atıf olan boyutlarıyla aktaracağız.

Bil Hakk ibaresi bu gibi tüm ayetlerde bu kıssaların görünüşte bir kıssa olduğunu, fakat hakikatte bir hikaye değil, onun arkasındaki bir amacı gerçekleştirmek için anlatıldığını, bu amacın da bu kıssaların altında, satır aralarında o kıssaların kahramanlarının üzerinden muhataba örnek, ya da ibret sergilemek olduğunu imadır. Amacı da li kavmin yu'minun iman eden bir toplum için. Harfiyen çevirisi bu. Fakat iman eden bir toplum için ibaresi bu ayetin indiği zaman dilimi, bu ayetin içerisinde yer aldığı bağlam ve dış bağlam dikkate alındığında yine vahyin maksadı onun hepsinin altına konduğunda imanlı bir toplum oluşturmak için şeklinde anlamamız daha doğru olur. Yani bu kıssaları Mü’min bir toplumun oluşmasında yol gösterici olarak aktarıyoruz.


4-) İnne fir'avne alâ fiyl Ardı ve ce'ale ehleha şiye'an yestad'ıfü taifeten minhüm yüzebbihu ebnaehüm ve yestahyiy nisaehüm* innehu kâne minel müfsidiyn;

Muhakkak ki Firavun o bölgede üstünlük kurmuş ve oranın halkını çeşitli sınıflara bölmüştü. Onlardan bir sınıfı aciz bırakıp aşağılamak için, onların oğullarını boğazlıyor ve kadınlarını diri bırakıyordu... Muhakkak ki o, bozgunculardandı. (A.Hulusi)

04 - Çünkü Firavun o yerde baş kaldırmış ve ahalisini fırka fırka edip arkasına takmıştı, onlardan bir taifeyi ezmek istiyor, oğullarını boğazlatıyor ve kadınlarını hayata atıyordu, o cidden müfsitlerden idi. (Elmalı)


İnne fir'avne alâ fiyl Ardı ve ce'ale ehleha şiye'an şu bir gerçek ki Firavun malûm ülkede, fiyl ard, el ard. Oradali “lam”ı tarifi malum diye çevirmek mümkün, malum ülkede yani biliyoruz biz o ülkeyi Mısır’da, eski Mısır imparatorluğunda malum ülkede baskıcı bir idare kurmuş alâ fiyl ard. Baskıcı ve despot bir idare. Alâ; zorbalık demektir, despotluk demektir. Dikta anlamına gelir.

Tabii ğalebe karşılığıyla böyle, yoksa menfi değil müsbet anlamda kullanıldığı yerlerde olmuş bu kelimenin ama burada menfi anlamıyla kullanılıyor. Ve ülke halkını kastlara ayırmıştı. ve ce'ale ehleha şiye'an kastlara, sınıflara ayırmıştı. Yani üst sınıf, orta sınıf, alt sınıf. Yani çobanlar, çoban köpekleri, sürüler. Yani efendiler, köleler ve diğerleri. Böyle sınıflara ayırmıştı.

Aslında burada Firavni sistemin 2 niteliği dikkate alınıyor.

1. si zorba niteliği zorbalık, baskıcıdır. Firavun düzenlerinin tamamında baskı görürsünüz diyor bu ayetler. Bir düzenin firavun düzeni olup olmadığını anlamak için şu iki şey var mı yok mu ona bakmak lazım. Birincisi varlığını baskıya borçludur.

2 - İkincisi varlığını sınıf düzenine, insanlar arasındaki o sun’i, yapay ayrıma borçludur. Yani bir kısım azınlık kendi saadetin çoğunluğun felaketi üstüne bina eder. Bir kısım sadece yan gelir yatar, başkalarının emeğini sömürür. İşte böyle bir sisteme firavun sistemi denilebilir bu ayetten yola çıkarak. 2 niteliğini ele veriyor çünkü.

yestad'ıfü taifeten minhüm yüzebbihu ebnaehüm ve yestahyiy nisaehüm onlardan bir kısmını zayıf ve güçsüz düşürmek istiyor bu yüzden erkek çocukları öldürüyor, kızlarını kadınlarını sağ bırakıyordu. Nisaehüm aslında kadınları anlamına gelir. Ben’at da diyebilirdi ama böyle diyor. Bu kıssanın Kitabı Mukaddesteki anlatımına dayanarak müfessirlerimiz doğan erkek çocuklarını öldürdüğü, kız çocuklarını da yaşattığı, bıraktığı anlamına almışlar.

Bu şöyle de anlaşılabilir; erkek çocukları öldürüyor, onların annelerini sağ bırakıyordu yani kadınları. Annelerine acı çektirmek için. Eğer soy kırım yapmak istiyorsa aslında çocuğun kendisi yerine çocuğun tabir caizse imal eden merkezi imha etmesi daha doğru olurdu belki. Amacına daha uygun olurdu. Ama bunu yapmıyordu. Niçin Yani anneyi de cezalandırabilirdi, niçin yapmıyordu? Acı çektirmek için şeklinde de  anlaşılabilir.

Buradan anlıyoruz ki firavunun zulmü anaların rahmine uzanmıştı. Bir zulmün uzanabileceği daha öte neresi vardır? Anaların rahmine kadar uzanmışsa orada ne kalmıştır? Böyle bir yerde insanlar tükenmişlik duygusu değil de başka ne duyarlar. Ama bakınız Kur’an; böylesine ayyuka çıkmış bir zulmün örneğini vererek Mü’minlere böyle bir durumdan dahi nasıl muhteşem bir sonuç elde edilebileceğini insanlara misal olarak veriyor. Tabii bu ayetler tüm mazlumlar adına okunmalıdır. Çünkü bu ayetlerde mazlum rolünün üzerinde kaldığı İsrail oğulları tüm çağlarda mazlum olan insanların o dönemde ki örneğidir. Onun için bu ayetler her çağın kendi mazlumu için okunmalıdır.

Hatta ilginçtir o gün Firavunun zulmü altında ilahi yardıma mazhar olan İsrail oğulları, bugün Firavunun tahtına oturmuş durumdalar. Belki bu da apayrı bir ibret verici sahnedir. Zaten 5. ayet bu ayetlerin mazlumlar adına okunması gerektiğini de eleveriyor.

[Ek bilgi 2; …Firavun'un bir rüya gördüğünü, korkup kederlendiğini naklediyor. Rüyasında Kudüs tarafından gelen bir ateş gördü. Bu ateş, Mısır'a kadar uzanıp, Firavun'un evlerini yaktı. Fakat sadece Kıpti'lere zarar verdi, İsrail oğulları ise kurtuldular. 
Uyanınca hemen kahin ve müneccimlerden rüyayı tabir etmelerini istedi. Onlar dediler ki; "İsrail oğulları içinden bir çocuk dünyaya gelecek, Mısırlıların helakine ve senin krallığının yok olmasına sebep olacak. Doğacağı zaman da iyice yaklaştı."
Bu haber üzerine telaşlanan Firavun, İsrail oğullarından doğan bütün erkek çocukların öldürülmesini emretti….Kaynak;

(Sa'lebî, Kısas-ı Enbiya; İmam Suddî’den rivayet) http://www.tarihbilinci.com/sayfa/peygamberler/musa.htm)]

innehu kâne minel müfsidiyn çünkü o gerçekten de bozguncunun tekiydi.


Devam ediyor B sayfasına geçiniz.
121. videoyu toplu olarak http://kurantefsir.wordpress.com/2012/11/02/islamoglu-tef-ders-kasas-01-28121/ bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder