15 Ekim 2011 Cumartesi

İslamoğlu Tef. Ders. Tevbe (085-091)(65-B)


A sayfasından devam


85-) Ve lâ tu'cibke emvalühüm ve evladühüm* innema yüriydullahu en yuazzibehüm Biha fiyd dünya ve tezheka enfüsühüm ve hüm kafirun;

Onların zenginlikleri ve evlatları seni imrendirmesin! Allâh bunlarla dünyada onlara (mekr yoluyla) azap vermeyi ve hakikat bilgisini inkâr eder hâlde canlarının çıkmasını irade ediyor. (A.Hulusi)

85 - Hem onların ne malları, ne evlatları gözüne batmasın, o hiç bir şey değil, ancak Allah onları Dünyada bunlarla muazzep kılmayı ve kâfir oldukları halde canlarının çıkmasını murad buyuruyor. (Elmalı)


Ve lâ tu'cibke emvalühüm ve evladühüm ve onların malları da, çocukları da seni imrendirmesin. innema yüriydullahu en yuazzibehüm Biha fiyd dünya şu kesin ki Allah bu şeyleri onlar için dünyada bir azaba dönüştürmek, ve tezheka enfüsühüm ve hüm kafirun; ve canlarını inkara gömülüp gitmişken çekip almak istiyor.

Aslında ayet münafığın zihnindeki tek dünyacı algılayışa kinayeli bir atıf yapıyor. Tek dünyacı. Demiştim ya iki yüzü olanın iki dünyası olmaz diye. Bir adamın iki yüzü olması için tek dünyası olması lazım. Burada da Resulallah’a hitap ediyormuş gibi yapan ayet, aslında tek dünyacı mantığa hitap ediyor ve onların tek dünyası seni imrendirmesin diyor mümine. İmrendirmesin, çünkü onların çift yüzü var. Çift yüzü olunca tek dünyasının da gününü göremeyecek, hatta o tek dünyayı da mahvedecek, perişan edecek. Maskelerle ne kadar yaşanabilir ki, maskelerle mutlu olabilmiş bir iki yüzlü bulunabilir mi.


86-) Ve izâ ünzilet suretün en aminu Billâhi ve cahidu mea RasûliHİste'zeneke uluttavli minhüm ve kalu zerna nekün me'al ka'ıdiyn;

"Esmâ'sıyla hakikatiniz olan Allâh'a iman edin ve Rasûlü ile beraber mücahede edin" diye bir sûre inzâl edildiğinde, içlerinden zengin olanlar (cihada çıkmamak için) senden izin istediler ve "bırak bizi, evlerinde oturanlarla beraber olalım" dediler. (A.Hulusi)

86 - Allaha iman edin ve Resulünün maiyetinde cihada gidin diye bir Sûre indirildiği zaman içlerinde servet sahibi olanlar senden izin istediler ve «bırak bizi oturanlarla beraber olalım» dediler. (Elmalı)


Ve izâ ünzilet suretün en aminu Billâhi ve cahidu mea RasûliHİ hem ne zaman Allah’a güvenip iman edin ve elçisiyle birlikte cihat edin diyen bir pasaj indirilse, sureyi pasaj diye çevirdim, çünkü bu günkü ıstılahi anlamını kazanmamıştı o gün sure. Sure sure değil, pasaj pasaj indiriliyordu Kuran. O nedenle pasaj diye o günkü anlamıyla çevirdim. Bugünkü anlamıyla değil.

İste'zeneke uluttavli minhüm ve kalu zerna nekün me'al ka'ıdiyn; İçlerinden durumu gayet müsait olanlar bile senden izin isteyerek derler ki; Bırak bizi, oturanlarla birlikte oturalım.

İşte yukarıda halifiyn sözcüğünü açıklarken not düşmüştüm 83. ayette, bunda ka’ıdiyn deniliyor, oturanlarla birlikte oturan. Yani bunlar savaştan kaçanlar değil oturanlar. Savaştan muaf tutulanlar. Mazereti, gerçek mazereti olanlar. İşte kadınlar, çocuklar, hastalar ve yaşlılar gibi.


87-) Radu Bi en yekûnu me'al havalifi ve tubia alâ kulubihim fehüm lâ yefkahun;

Savaşa katılmayıp geride kalan kadınlar, çocuklar, âcizler ile beraber olmaya razı oldular... Kalplerine mühür vuruldu (anlayışları kilitlendi)! Artık onlar anlayamazlar! (A.Hulusi)

87 - Kadınlarla beraber olmaya razı oldular, kalplerinin üzeri tab edildi, artık onlar gayeyi fehmetmezler. (Elmalı)


Radu Bi en yekûnu me'al havalif  tekrar sözü başa aldı Kuran ve onların aslında sadece savaştan kaçma suçu değil, sadece cihadı terk etme, firari olma suçu değil, bu suçun arkasında daha temel bir problem yatıyor. Bir inanç problemi. O da Allah’a güvenememe. Allah’ın, yaptıklarını değerlendireceğine olan kuşkuları. Allah hakkında kuşku duymadan biri böyle bir eyleme girişemez. Bunu da Allah böyle açıklıyor bize. Allah’ın baktığı yerden böyle görünüyor olay. Geri kalanlarla birlikte olmayı gönülden kabullendiler.

ve tubia alâ kulubihim fehüm lâ yefkahun; sonunda kalplerine mühür basıldı, artık onlar gerçeği kavrayamazlar.

Bakınız, mühür basılan bir süreç nasıl başlıyor. Gerçeği kavrayamama aslında, mühür basılma da hep bunlar mecazi, hep bunlar temsili ifadeler. Simgesel bir anlatım var burada. Yoksa kalplerinde mühür izi falan görmezsiniz tabii ki. Ama mantık tersine çalışıyor. Artık mantık istikametini kaybetmiştir. Koordinatlarını yitirmiştir. Onun için de hiçbir zaman doğruyu göremez.

Neden? Çünkü yamuk bakan nasıl doğru görür ki. Yamukluğu bakışlarında değil baktığında aramaya başlayacaklar. Ben yamuk bakıyorum diyemedikleri sürece de her doğruyu yamuk görecekler. Hatta onu düzeltmeye kalkmaları bir cinayet olacak, felaket olacak. Düşünebiliyor musunuz, yamuk bakan biri eşyayı düzeltmeye kalkıyor. Her düzelttiğini yamultacaktır. Onun için koordinatlarından şaşırmıştır. O bakışın koordinatlarını yitirmiştir. Onun için her baktığına yamuk bakacaktır. Hakikati de tersinden görecektir.

Eylemi akıl yönetir öyle değil mi dostlar. Eylemin sonucu ise kalbi etkiler. Kirli akıl, kirli eylem üretir, kirli eylem kalbi kirletir. Ve sonra düşünün, paslanmış bir yürek.


88-) Lakinir Rasûlü velleziyne amenû meahu cahedu Bi emvalihim ve enfüsihim* ve ülaike lehümül hayrat* ve ülaike hümül müflihun;

Fakat Rasûl ve beraberindeki iman etmişler, mallarıyla, canlarıyla mücahede ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır! İşte kurtuluşa erenler bunlardır. (A.Hulusi)

88 - Lâkin Peygamber ve maiyetindeki Müminler mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler, bunları görüyor musun bütün hayırlar işte onlar için ve işte bunlar murada iren müflihler. (Elmalı)


Lakinir Rasûlü velleziyne amenû meahu cahedu Bi emvalihim ve enfüsihim Fakat, elçi ve onunla birlikte iman edip, mallarıyla ve canlarıyla cihat eden kimseler var ya, ve ülaike lehümül hayrat  İşte onları hayırlı sonuçlar beklemektedir. Güzel meyveler beklemektedir. Birden fazla güzellik beklemektedir. ve ülaike hümül müflihun; üstelik kurtuluşa erecek olanda onlardır.

Ayet açık, tefsiri içinde. Bu ayet müfesser değil, müfessir adeta. Yani tefsire ihtiyaç duymuyor kendisi tefsir ediyor. Razi’ye göre hayırlı sonuçlar cihadın dünyevi meyveleri, ürünleri, fetih, insan kazanımı, iktidar, devlet vs. gibi. Bizce çok daha öte bir şey. Özgürlük ve izzet, haysiyet, onur, şeref, iman ve adalettir.


89-) E'addAllâhu lehüm cennatin tecriy min tahtihel'enharu halidiyne fiyha* zâlikel fevzül azıym;

Allâh onlara, içinde sonsuz yaşayacakları altlarından nehirler akan cennetler hazırladı... İşte budur çok büyük başarı! (A.Hulusi)

89 - Allah onlara altından nehirler akar cennetler hazırladı içlerinde muhalled olacaklar, işte o fevziazîm, bu. (Elmalı)


E'addAllâhu lehüm cennatin tecriy min tahtihel'enharu halidiyne fiyha ve daha ne hazırlamıştır Allah onlar için, Allah onlar için zemininden ırmaklar çağlayan içerisinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. zâlikel fevzül azıym; işte budur muhteşem zafer.

Evet, savaşlar zafer için yapılır değil mi? Aslında hayatın kendisi bir sefer, kendisi bir savaş ve hayatın en büyük zaferi, hayatı Allah’a kirlenmemiş olarak sunmaktır. Budur hayatın bitimsiz zaferi.


90-) Ve cael muazzirune minel'a'rabi liyü'zene lehüm ve kaadelleziyne kezebullahe ve RasûleHU, seyusıybülleziyne keferu minhüm azâbün eliym;

Bedevîlerden mazeret uyduranlar, savaşa katılmama izni almak için geldiler... Allâh'a ve Rasûlüne yalan söyleyenler de (mazeret bile göstermeden) oturup kaldılar... Onlardan hakikat bilgisini inkâr edenlere, acı bir azap isâbet edecektir. (A.Hulusi)

90 - Bedevîlerden özür bahane edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler, Allaha ve Resulüne yalân söyleyenler de oturdular, muhakkak bunların kâfir olanlarına elîm bir azab isabet edecek. (Elmalı)


Ve cael muazzirune minel'a'rabi liyü'zene lehüm kendilerinin savaştan muaf tutulmaları için beyan edecek özrü olacak bedeviler hiç değilse geldiler. Bedevilerden söz ediyor bu cümle. Hiç değilse geldiler ve özür dilediler diyor. ve kaadelleziyne kezebullahe ve RasûleH Allah ve resulünü yalanlayanlar ise oturup kaldılar. seyusıybülleziyne keferu minhüm azâbün eliym; Onlardan küfürde ısrar edenlere er geç acıklı bir azap umulacaktır.

Dikkatinizi çekti ise eğer ayet bedevilerden söz ederek girdi. Tebük tavrına ilk tepkidir ayet. Bedevilerin Tebük seferindeki tavırlarını ele alan pasajın ilk ayeti. Fakat ilginç olan bir durum var mazeret ileri süren bedevilerden söz ediyor ayet. Geçerli, geçersiz veya yalan da olabilir bu mazeretler ki, kelimenin etimolojisi bize onu veriyor zaten. Yani; muazzirun Müfessirlere göre Mu’tezzirun anlamına gelir demişler. Buda sürülen mazeretin niteliğini ifade etmez. Bir mazeret ileri sürüldüğünü ifade eder. Mazeretin niteliği doğru olabilir. O zaman mazur görülür. Yalan da olabilir, geçersiz de olabilir. Onun için her tür mazerete delalet eden bir kelime bu.

Fakat ayet bir şeyi daha tespit ediyor, bedeviler; yani kaba saba, şehirlilikten nasip almamış adamlar özür dilediler, beri tarafta şehirliler özür dilemediler. Oysa ki özür dilemek şehirli tavrıdır. Rafine bir tavırdır, ince bir tavırdır, kibarlıktır. Burada ayet bunu eleştiriyor. Siz ey şehrin münafıkları, ey Medine’nin medeni olmamış münafıkları. Bedevilerin bile özür dilediği bir durumda siz özür dilemediniz.

Burada benim dikkatimi çeken bir başka şey de Kuran ne kadar hassas bir ayırıma tabi tutuyor. Kuran, mazereti geçerli olsun ya da olmasın özür dileyenlerle dilemeyenleri aynı kefeye koymuyor. Aynı sepete koyup değerlendirmiyor, ayırıyor. İşte bu temyizdir, işte bu seçmedir, işte bu ayıklamadır. Yani küçük bir şey gibi gözüküyor özür dilemek, ama Allah özür dileyenleri, dilemeyenlerle aynı kategoride saymıyor. Bu da önemli.


91-) Leyse aled du'afai ve lâ alel merda ve lâ alelleziyne lâ yecidune ma yünfikune harecün izâ nasahu Lillâhi ve RasûliHİ, ma alel muhsiniyne min sebiyl* vAllâhu Ğafûrun Rahıym;

Allâh ve Rasûlüne içtenlikle durumlarını açan malî yetersizlik içinde olanlara, hastalara ve bu yolda bağışlayacak bir şeyi bulamayanlara (sefere çıkmadıkları için) bir vebal yoktur... İyilik yapmak için yaşayanların kınanması söz konusu değildir. Allâh Ğafûr'dur, Rahıym'dir. (A.Hulusi)

91 - Allah ve Resulü için nasihat ettikleri takdirde ne zuafaya, ne hastalara, ne de sarf edeceklerini bulamayanlara harec yoktur, Muhsinleri muahezeye yol olmadığı gibi Allah da gafur, rahîmdir. (Elmalı)


Leyse aled du'afai ve lâ alel merda ve lâ alelleziyne lâ yecidune ma yünfikune harecün izâ nasahu Lillâhi ve RasûliH zayıflar, hastalar, infak edecek bir şey bulamayan yoksul kimseler için, Allah’a ve Resulüne karşı samimi oldukları sürece bir sorumluluk yoktur.

Dikkat buyurun lütfen, bakınız burada; nasahu Lillâhi ve RasûliH Allah’a ve Resulüne, elçisine nasihat ettikleri sürece anlamına gelir literal olarak. Lafzi anlamı budur. Demek ki peygamberden bize; eddiynü nasihatün inneddiynü nasihatün haberi gelirse din nasihattir. Ya..! din lafmış diye anlamayacağız. Nasihat, Allah’a ve elçisine samimi olmakmış. Din samimiyettir diye anlayacağız öncelikle. Onun için burada da o anlatılıyor. Allah’a ve resulüne nasihat, Allah ve elçisine samimi davranmaktır.

Eğer samimi davranmıyorsa bir insan, burada problem, davranıştan daha öte yürekle ilgili, inanışla ilgili bir problemdir. Çünkü gören bir Allah’a inanmıyor demektir ki en büyük problem de buradadır.

ma alel muhsiniyne min sebiyl iyilik yapanları sorumlu tutacak bir gerekçe de yoktur. vAllâhu Ğafûrun Rahıym; zira Allah çok bağışlayan, merhametiyle kuşatandır.


Devam ediyor, C sayfasına geçiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder