3 Ekim 2011 Pazartesi

İslamoğlu Tef. Ders. Tevbe (035-037)(62-E)

D sayfasından devam.



35-) Yevme yuhma aleyha fiy nari cehenneme fetükva Bi ha cibahühüm ve cünubühüm ve zuhurühüm* hazâ ma keneztüm lienfüsiküm fezûku ma küntüm teknizun;

Cehennem Nârı'nda, altın - gümüşün üzeri kızdırılıp, bunlarla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı (çepeçevre azap görecekleri) süreçte (denilecek ki): "İşte bu nefsleriniz için toplayıp sakladıklarınız; artık tadın hazine edindiğinizi (sonuçlarını)!" (A.Hulusi)

35 - O gün ki bunların üzeri Cehennem ateşinde kızdırılacak da kendilerinin alınları, böğürleri, sırtları bunlarla dağlanacak: işte bu diye sizin nefisleriniz için derip tıktıklarınız, haydi dadın bakalım ne derip tıkıyordunuz. (Elmalı)


Yevme yuhma aleyha fiy nari cehenneme fetükva Bi ha cibahühüm ve cünubühüm ve zuhurühüm o servetin cehennem ateşinde kızartılıp onların alınlarının, yanlarının, sırtlarının dağlanacağı o gün onlara; hazâ ma keneztüm lienfüsiküm fezûku ma küntüm teknizun; işte sırf kendiniz için yığdığınız servetiniz. Haydi şimdi görün bakalım yığdığınız servetin gününü denilecek.

İfadeye bakın, onların alınlarına, böğürlerine, sırtlarına o kızdırılan altın ve gümüş basılacak, yani ütülenecek adeta onunla. Nikva der ütüye Araplar. Fetukva, aynı kökten gelir. Adeta o kızartılmış altın ve gümüşle ütülenecek ve denilecek ki; Görün gününü servetinizin haydi. Siz sırf kendinizin sanıyordunuz. Kamuya ait sorumluluğunuz yok sanıyordunuz. Allah’ın size serveti verirken onu bir imtihan aracı olarak verdiğini unuttunuz, sınavı kaybettiniz.


36-) İnne 'ıddeşşühuri indAllâhisna aşere şehren fiy Kitabillâhi yevme halekas Semavati vel'Arda minha erbaatün hurum* zâliked diynül kayyimü fela tazlimu fiyhinne enfüseküm ve katilül müşrikiyne kâffeten kema yükatiluneküm kâffeten, va'lemu ennAllâhe me'al müttekıyn;

Muhakkak ki Allâh indînde, semâları ve arzı halk ettiği süreçte Allâh ilminde, ayların adedi on ikidir... Onlardan dördü haramdır (aylar); (Muharrem, Receb, Zilkaide, Zilhicce)... İşte Din-i Kayyim (geçerli, payidar sistem) budur... Onlar (haram aylar) içinde nefslerinize zulmetmeyin... Müşriklerle savaşın, onların hep birlikte sizinle savaştıkları gibi... İyi bilin ki Allâh korunanlarla beraberdir (mâiyet hakikatine işaret). (A.Hulusi)

36 - Doğrusu, ayların sayısı Allah yanında on iki aydır, Gökleri, Yeri halk ettiği günkü Allah yazısında; bunlardan dördü haram olanlardır, bu işte en pâyidâr, en doğru dindir, onun için bunlar hakkında nefislerinize zulmetmeyin de müşrikler size kaffeden harp ettikleri gibi siz de onlara kaffeden harp edin ve bilin ki Allah korunanlarla beraberdir. (Elmalı)


İnne 'ıddeşşühuri indAllâhisna aşere şehren fiy Kitabillâhi yevme halekas Semavati vel'Ard bilin ki Allah’a göre ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı gün Allah’ın koyduğu yasa gereğince 12. dir.

Ne alakası var yukarıdaki ayetle bu ayet arasında ki peş peşe geliverdi..! Serveti Allah’tan bağımsız algılayan dünyevileşmiş mantığın doğa yasalarına bile müdahale etmekten çekinmeyeceği, böyle bir cürete kalkışmaktan çekinmeyeceğini ifade ediyor. Şimdi peşindeki ayeti de okuduktan sonra daha iyi anlayacağız.

minha erbaatün hurumun onlardan 4. haram aydır. zâliked diynül kayyim bu doğru bir değerlendirmedir. fela tazlimu fiyhinne enfüseküm o halde bu konuda kendinize kötülük etmeyin. ve katilül müşrikiyne kâffeten kema yükatiluneküm kâffe fakat onların sizinle topyekun savaştığı gibi siz de onlarla topyekun savaşın. va'lemu ennAllâhe me'al müttekıyn; ama iyi bilin ki Allah sorumlu davrananlarla beraberdir.

Müminlere, dünyevileşmiş tiplerin ahlak dışı çıkarları için neler yapabileceklerine örnek gösteriliyor. Ki deniliyor ki; Onlar ahlak dışı, servetlerini elde tutmak için, tek dünyalarını kurtarmak için gözleri kara savaşa atılıyorlar da siz insanlığın selameti uğruna niçin kaçıyorsunuz. Onlar sırf kendi çıkarlarını korumak için canlarını ortaya atıyorlar işte yukarıda örneklendiği gibi. Ama siz insanlığın çıkarı uğruna ve kendi ebedi istikbaliniz için niçin varlığınızı ortaya koymuyorsunuz dercesine işte bu örneği getiriyor. Ki bu ayeti bire bir açıklayan bir ayet şu;


37-) İnnemen Nesiy'ü ziyadetün fiyl küfri yudallu Bihilleziyne keferu yuhıllunehu âmen ve yuharrimunehu âmen liyüvatıu ıddete ma harramAllâhu feyuhıllu ma harramAllâh* züyyine lehüm sûu a'malihim* vAllâhu lâ yehdil kavmel kafiriyn;

Haram ayları ertelemek ancak küfürde bir arttırmadır! Hakikat bilgisini inkâr edenler, onunla saptırılır... Onu bir yıl helal sayarlar, bir yıl da haram yaparlar ki; Allâh'ın haram kıldığının (yalnızca) sayısına uysunlar da (arkasındaki esas önemli olayı örtüp böylece) Allâh'ın haram kıldığını helal kılsınlar! (Oysa haramiyet, ayların özelliğinden değil Allâh hükmündendir)... Kötü uygulamaları onlara süslü gösterildi... Allâh, hakikat bilgisini inkâr edenler topluluğuna hidâyet etmez. (A.Hulusi)

37 - O Nesi' (denilen sıvış adeti) ancak küfürde bir fazlalıktır ki onunla kâfirler şaşırtılır, onu bir yıl helâl bir yıl da haram itibar ederler ki Allahın haram kıldığının sayısına uydursunlar da Allahın haram buyurduğunu helâl kılsınlar, bu suretle kötü amelleri kendilerine süslenip güzel gösterildi, Allah da kâfirlerden ibaret bir kavmi hakka hidayet etmez. (Elmalı)


İnnemen Nesiy'ü ziyadetün fiyl küfr Nesiy, yani aylara yapılan ilave olsa olsa küfre yapılmış bir ilavedir.

İçimden en doğru çeviri bu çeviridir diye geldi. Ki gerçekten Nesiy; ilave yapmaktır. Ziyadetün kelimesi de ilave yapmaktır. Adeta aylara yapılan ilave olsa olsa küfre yapılan bir ilavedir. Aynen bunu diyor. Muhteşem bir kolerasyon var iki sözcük arasında. Ziyade ve nesiy arasında.

Nesiy ne demek; İlave etmek anlamına geliyor sözcük anlamı, eklemek, ilave etmek. Yani müşrikler biliyorsunuz kameri takvim kullanıyordu bölgede. Kameri takvim 36 senede bir çevrim tamamlayan ve yılın her gününe denk gelen bir takvim. Şemsi, güneş takvimi gibi değil ay takvimi. Yılın tüm günlerini gezen 36 yılda da bu gezisini tamamlayan bir takvim kameri takvim.

Dolayısıyla Mekke ticaret toplumu, ticari çıkarları uğruna zamanla bile oynamaya kalkıyor. Bu takvimi bir yerde durdurmak istiyor. En ılıman, en güzel en hoş iklimde durdurmak istiyor, durdurmak içinde ilave yapıyor aya. Yani tabii ve doğal biçimde işlemiyor zaman, zaman yapaylaştırılıyor.

Aslında Nesiy’in ilave yapmak biçiminde değil bazen ertelemek biçiminde de uygulandığını söyleyenler de olmuş. Yani bu konuda tartışmalar yapılmış, ben o özü etkilemediği için tartışmalara girmiyorum, Nesiy’in mantığını vermek istiyorum. Asıl müşrik Mekke toplumu niçin nesiy yapıyordu. Zamanla oynuyordu, yani zamanı kitabına uyduruyor. Donut diyebiliriz amiyane tabirle. İnsanın keyfi ve çıkarcı amaçlarla toplumun huzurunu barışını, can güvenliğini bir nesiy uygulaması ile tehlikeye atıyorlardı.

Niçin? Çünkü 4 aylık haram ay, ya da 3 aylık ki ihtilaf var. Haram ay uygulaması, bu aylarda savaşmanın yasak olduğu topyekun kabul edilmiş konsensüs sağlanmıştı. Bu konuda tüm toplumlar arasında bölgede bir icma vardı. Bu da bir can güvenliği idi. Hacc mevsimine denk gelen o mevsimde herkesin canı güvenlikte olduğu için dürüst insanlar, mazlum insanlar zumla uğramıyorlardı ve ibadetini yapmak isteyen insanlar geliyorlar, ticaretini, ibadetini yapıp gidiyorlardı.

Bunlar böyle bir uygulamayı başlatmakla aslında can güvenliğine de kastediyorlardı. Çünkü insanların buna karar veren sadece belli elit, serveti elinde tutan insanlardı. Serveti elinde tutan insanların kendilerinde bir gücü daha vehmettiğini görüyoruz. Ne gücünü? Zamanı oynatma gücünü. İşte böyle ters bir mantık.

Aslında oradan yola çıkarak tüm çağların insanlarına verdiği mesaj şu. Eğer servet Allah’tan bağımsızlaştırılıp koparılırsa, işte insanı böyle sahte bir ilahlığa kadar götürür iddiası var.

yudallu Bihilleziyne keferu inkarı içselleştirenlerin çarpıtma yöntemidir bu. yuhıllunehu âmen ve yuharrimunehu âmen liyüvatıu ıddete ma harramAllâhu feyuhıllu ma harramAllâh Allah’ın haram kıldığı ay sayısına denk getirmek amacıyla bu uygulamayı, bir yıl serbest, bir yıl yasak sayıyorlar ve işte bu şekilde Allah’ın yasakladığını meşru görüyorlardı. Bir yıl serbest, bir yıl yasak sayarlar böyle oynarlardı zamanla ve Allah’ın yasakladığını meşru kabul ederler. Allah’ın yasakladığından kasıt; Bir nebevi peygamberden, İbrahim peygamberden gelmesi muhtemel olan bu uygulamayı oynatıyorlardı yerinden.

züyyine lehüm sûu a'malihim kötü fiilleri onlara pek cazip göründü. vAllâhu lâ yehdil kavmel kafiriyn; kaldı ki Allah inkara gömülmüş bir toplumu doğru yola yönetmez.

Rabbimizden servetin, sıhhatin, hayatın, iktidarın ve sahip olduğumuzu sandığımız her bir şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunun farkında olan bir şuur niyazıyla.


“Ve ahiru davana velil hamdülillahi rabbil alemiyn”


62. videonun sonu.
62. videoyu toplu olarak http://kurantefsir.wordpress.com/2011/09/16/islamoglu-tef-ders-tevbe-024-03762/  bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder