28 Haziran 2013 Cuma

İslamoğlu Tef. Ders. ZUHRUF (31 - 39) (154-E)

D sayfasından devam


31-) Ve kalu levla nüzzile hazel Kur'ânu alâ racülin minel karyeteyni 'azıym;

Dediler ki: "Bu Kur'ân şu iki şehrin büyük adamlarından birine niye indirilmedi?" (A.Hulusi)

31 - Ve «ne olurdu şu Kur'an iki memleketten bir büyük adama indirilse idi» dediler. (Elmalı)


Ve kalu levla nüzzile hazel Kur'ânu alâ racülin minel karyeteyni 'azıym yine dönüp de dediler ki bu ilahi mesaj şu iki şehrin en büyük zenginlerine inmeli değil miydi,

Bu Mekke’den Velid Bin Mugıre. Kaynakların verdiği isim bu. Taif’ten ise farklı isimler veriyor kaynaklarımız, müfessirler. Habib Bin amr bin  Es-Sakafi mesela bir tanesi. Yine bir başkası Kinâne Bin Abdi Yaleyl. Veya daha bir başkası Urve Bin Mes’ud. Taif’ten olan isim galiba ihtilaflı. Yine Ümeyye bin Ebis Salt es-Sakafi. O da beklermiş peygamberliği kendisine.

Yani burada aslında ne demek istiyorlar? Neden bunu söylüyorlar? Şu iki şehrin en zenginlerinden birine gelmeli değil miydi. Bakış açıları bu. Allah birine servet vermişse onu destekliyor, onun hayatını onaylıyor demektir. Zaten Resulallah’a itirazları da buradan. Şu anda etrafımızın en zengini biziz. Biz Mekke’liler Allah bizi destekliyor niye uğraşıyorsun.

Ama çok daha derinde bir başka nüktesi daha var ayetin. Pasif tanrı inancı. Yani Allah’a statü dayatıyorlar. Allah’ın belirlediği statüyü kabul etmek yerine Allah’a statü dayatıyorlar. Yani bizim tayin ettiğimizi tayin eder Allah. Allah’ın tayin ettiğini biz kabul etmeyiz. İşte bu tam da pasif Allah inancı. Biz belirleriz, Allah’ta onu seçer. Akıllarını kullanmayan atalarının izi üzere bir sürü güdüsüyle giden şu insanlara bak. Yani kendilerini sürü yerine koyacaklar, fakat iş Allah’ın emirlerine gelince Allah’a statü dayatacaklar. Biz kimi gösteriyorsak aday, sen de onu seç diyecekler. Mantık bu, yaklaşım bu. Serveti kendi başına bir değer olarak görmek.


32-) Ehüm yaksimune rahmete Rabbik* nahnu kasemna beynehüm me'ıyşetehüm fiyl hayatid dünya ve refa'na ba'dahüm fevka ba'dın derecatin li yettehıze ba'duhüm ba'dan suhriyya* ve rahmetü Rabbike hayrun mimma yecme'un;

Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların geçimlerini aralarında biz taksim ettik... Kimilerini kimilerinden (zenginlik ve etiket olarak) daha yüksek kıldık ki, bazısı bazısına boyun eğdirsin... Rabbinin rahmeti, onların toplayıp biriktirdikleri şeylerden (zenginlikten) daha hayırlıdır. (A.Hulusi)

32 - Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Onların o Dünya hayattaki maişetlerini aralarında biz taksim ettik ve bir kısmını diğerinin derecelerle üstüne çıkardık ki bazısı bazısını tutsun, çalıştırsın rabbinin rahmeti ise onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır. (Elmalı)


Ehüm yaksimune rahmete Rabbik rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Yani Allah’lığa mı soyundular (Haşa) Allah onlara yetki verdi de Allah yerine onlar mı paylaştırmaya başladı. Bu ne küstahlık demeye getiriyor ayet. Zımnen Allah’tan yetki gaspına mı kalkışıyorlar. Bu bir yetki gaspı.

nahnu kasemna beynehüm me'ıyşetehüm fiyl hayatid dünya ve refa'na ba'dahüm fevka ba'dın derecatin li yettehıze ba'duhüm ba'dan suhriyya asıl onlar arasında bu dünya hayatında ki geçimlerini paylaştıran ve bir kısmı diğer kısmını istihdam etsin diye birbirlerine farklı oran ve alanlarda üstün kılan biziz biz.

Farklılıkları övüne ya da dövünme gerekçesi kılmasınlar. Allah’ın yer yüzünde ki servet dağılımı gerçekten akıl ermez muhteşem bir ölçüye dayanır. Dolayısıyla servet, yani ele giren ve elden çıkan, insanın Allah nezdinde ki konumunu belirlemez. Yani eline girerse Allah nezdinde sevgili, Elinden çıkarsa Allah nezdinde sevgisiz değil. Böyle bir şey, ele giren ve elden çıkanın İnsanı ve Allah’ı belirlediğini düşünmektir ki bu korkunç bir küfür olur. Bu sadece bir imtihan sırrıdır. Ele giren de elden çıkanda aslında bütünden bağımsız olmayan küçük birer parçadır. Ve bu imtihan sürekli tekrarlanır. Varlıkla ve yoklukla sürekli sınar insanı.

Bunu bir paylaşma vesilesi bilirse eğer, bunu bir emanet bilirse eğer ve paylaşırsa, yani kendisine veren fazlalığın, kendisine istihdam için bir alan olarak görür ve paylaşmak için bir fırsat olarak görürse imtihanı doğru vermiş olur.

ve rahmetü Rabbike hayrun mimma yecme'un rabbinin rahmeti var ya, onların biriktirdiği her şeyden daha değerlidir. Evet, sonuç bu.


33-) Ve levla en yekûnen nasu ümmeten vahıdeten lece'alna limen yekfüru BirRahmâni li buyutihim sükufen min fiddatin ve me'arice aleyha yazherun;

Eğer insanların (zenginlikleri) tek bir anlayış toplumu hâline gelmeleri sonucunu getirmeseydi (zenginlik dışa dönük yaşamı getireceği için kişiyi içe dönük zenginlikten engeller), elbette Rahmân'ın hakikatleri olduğu gerçeğini inkâr edenlerin evlerini gümüşten tavanlar ve çıkacakları gümüşten merdivenlerle donatırdık. (A.Hulusi)

33 - Ve eğer insanlar hep (küfre sapacak) bir ümmet olacak olması idi biz. (Elmalı)


Ve levla en yekûnen nasu ümmeten vahıdeten eğer bütün insanlar tek tip bir toplum halini almayacak olsalardı, yani yalın haliyle metin bu. (Ama parantez içinde bir açıklama koymak gerekir, küfürde tek tip bir toplum. Küfürde birleşmiş tek tip bir toplum halini almayacak olsalardı.)

lece'alna limen yekfüru BirRahmâni li buyutihim sükufen min fiddatin ve me'arice aleyha yazherun O zaman Rahmanı inkar eden şu kimselerin konaklarını gümüşten damlarla ve üzerinde gösteriş yapacakları seyir teraslarıyla donatırdık.

Zaaflarla malûl insanın varlıkla sınandığında kendini kaybedeceği ve yabancılaşacağının en güzel ifadesi. Aslında insanoğlunu altın ve gümüşe boğardık diyor, bunun ifadesi bu. Altın ve gümüşe boğardık ama niye yapmadı? İnsanoğlu temelde zaaflıdır. Aslında sürekli acısız, sıkıntısız, dertsiz, tasasız, her istediğinin önüne geldiği bir hayat insanoğlunu kendinden koparır. Bu tabii bir sonuçtur. Yapısı buna müsaittir. Ve bu durum eğer insan oğluna dünyevi nimetlerinin önünü sonsuzca açsaydık herkes küfürde birleşirdi.

Görüyorsunuz müthiş ve aslında insanın yapısal tahlili yapılıyor burada. İnsan meyyal. Eğer böyle olsaydı cenneti özler miydi. Altın ve gümüşe boğsaydı Allah insan oğlunu o zaman mahrumiyet nimettir. Bu bunu diyor tek kelimeyle mahrumiyet nimettir.


34-) Ve libuyutihim ebvaben ve süruren aleyha yettekiun;

Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerlerinde yaslanacakları koltuklar. (A.Hulusi)

34 - Ve odalarına kapılar ve üzerlerine kurulacakları koltuklar kanepeler. (Elmalı)


Ve libuyutihim ebvaben ve süruren aleyha yettekiun dahası evlerini gümüş kapılarla, üzerinde yayıla yayıla oturacakları koltuklarla donatırdık.


35-) Ve zuhrufa* ve in küllü zâlike lemma meta'ul hayatid dünya* vel ahıretü 'ınde Rabbike lil müttekıyn;

Altından süs eşyaları! İşte bunların hepsi dünya hayatının geçici zevklerinden başka bir şey değildir! Sonsuz gelecek yaşam ise Rabbinin indînde korunanlar içindir. (A.Hulusi)

35 - Ve altın ziynetler yapardık ve doğrusu bütün bunlar Dünya hayatın geçici metaı, rabbinin indinde. Âhiret ise korunan müttefikiler içindir. (Elmalı)


Ve zuhrufen sureye adını veren ayet geldi; ve Altına boğardık onları. ve in küllü zâlike lemma meta'ul hayatid dünya ne ki bütün bunlar şu dünya hayatının geçici zevkinden başka bir şey değil..

Kur’an da sık kullanılan bir kavrandır meta’ul hayatid dünya. Meta’ aslında farklı anlamların içi içe olduğu bir kavramdır. Dile nispetle, yani duyuya nispetle lezzet manasına gelir. Nefse nispetle haz manasına gelir. Zamana nispetle az manasına gelir. Burada tadımlık bir haz, geçici bir lezzet. Tüm kullanıldığı yerlerde hep o dur. Dünyevi lezzetlerin niteliği meta’ dır. Dile nispetle lezzet, nefse nispetle haz, zamana nispetle az. Dolayısıyla meta’ geçici bir tadımlık bir lezzet. Hepsi o kadar.

vel ahıretü 'ınde Rabbike lil müttekıyn rabbinin katında daha değerli olan ahiret ise sorumluluğunu yerine getirenler içindir. Müttakıyn; kendini tutanlar, kendine sahip olanlar, tadımlık bir haz için kendini kaybetmeyenler. Evet, deveyi yardan atan bir tutam ottur derler değil mi halk dilinde. Güzel bir atalar sözü. Deveyi yardan atan bir tutam ot. Yani insan eğer aklını kullanmaz da deve gibi hareket ederse, bir tutam ota uçurumdan kendini aşağı atar.


36-) Ve men ya'şü an zikrir Rahmâni nukayyıd lehu şeytanen fehuve lehu kariyn;

Kim (dünyevî - dışa dönük şeylerle) Rahmân'ın zikrinden (Allâh Esmâ'sının hakikati olduğunu hatırlayarak bunun gereğini yaşamaktan) âmâ (kör) olursa, ona bir şeytan (vehim, kendini yalnızca beden kabulü ve beden zevkleri için yaşama fikri) takdir ederiz; bu (kabulleniş), onun (yeni) kişiliği olur! (A.Hulusi)

36 - Ve her kim Rahmanın zikrinden teâmî (Yalandan görmezliğe gelme.) ederse biz ona bir Şeytan sardırırız artık o ona arkadaştır. (Elmalı)


Ve men ya'şü an zikrir Rahmâni nukayyıd lehu şeytanen fehuve lehu kariyn İşte surenin berceste ayeti geldi. Kim Rahmanın bu muhteşem uyarı dolu mesajına karşı tavuk karası bir gözle bakarsa ona bir tür şeytani öteki kişilik musallat ederiz de kendisi onun uydusu haline gelir. Yani ona öyle bir şeytanı musallat ederiz ki, kişiliği şeytanın arkadaşı olur.

Fussilet/25 te geçmişti buna benzer bir ayet ve ayrıntılı olarak işlemiştik. ‘haşa, yağşu; tavuk karası demektir. Yani yamuk bakan doğru göremez, kötü bakan bakılan zerinde hiçbir kalıcı etki yapmaz. Siz yamuk bakın kötü görün ama gördüğünüz güzelse sizin kötü görüşünüz onun üzerinde hiçbir etki yapmaz. Sadece kendinizi yanıltmış olursunuz.

İnsanın iç dünyasında çift tohum var dostlar. Negatif tohum, pozitif tohum, biraz önce söyledim. Negatif tohum nefis, pozitif tohum ruh. Hangisini beslerseniz o büyür ve eğer negatif tohumu beslerse nefis şeytanlaşır ve insan onun uydusu haline gelir ve etrafında sürekli döner. Böyle olursa eğer, artık onun emrinden dışarı çıkamaz.


37-) Ve innehüm leyesuddunehüm 'anissebiyli ve yahsebune ennehüm mühtedun;

Muhakkak ki bunlar onları (hakikate erme) yolundan alıkoyarlar da, onlar hâlâ kendilerinin doğru yolda olduklarını zannederler! (A.Hulusi)

37 - Ve her halde onlar onları yoldan çıkarırlar, onlar ise onları doğru sanırlar. (Elmalı)


Ve innehüm leyesuddunehüm 'anissebiyl artık o, onları doğru yoldan çıkarır. Yani merkez oldu ya, kendisi de uydusu oldu ya, yörüngesine girdi ya, o, onu doğru yoldan çıkarır. ve yahsebune ennehüm mühtedun işin kötüsü de nedir biliyor musunuz? Berikiler de zanneder ki kendileri doğru yoldadırlar. İşin kötüsü budur.


38-) Hattâ izâ caena kale ya leyte beyniy ve beyneke bu'del meşrikayni fe bi'sel kariyn;

Nihayet bize geldiğinde: "Keşke benimle senin aranda iki doğunun uzaklığı (ulaşılmaz mesafe) olsaydı... Ne kötü bir arkadaşmışsın!" dedi. (A.Hulusi)

38 - Nihayet bize geldiği vakit ah, der: keşke benimle senin aranda iki maşrık bu'du (Can sıkılması) olsa idi! sen ne kötü arkadaşmışsın. (Elmalı)


Hattâ izâ caena kale ya leyte beyniy ve beyneke bu'del meşrikayni fe bi'sel kariyn en sonunda, tabii iş işten geçtikten sonra çıkıp huzurumuza geldiğinde şeytani kişiliğine der ki; Nolaydı keşke benimle senin aramda doğu ile batı kadar bir mesafe, fark olaydı. Yani doğu ile batı kadar birbirimize uzak olsaydık, bu kadar yakın olmasaydık. Meğer uydusu olduğum yoldaş ne kadar da fena imiş.

Evet, söylenecek söz yok aslında. Eğer günah kişiliğiniz haline gelmişse, nefsiniz yörüngesine girdiğiniz bir merkez olmuşsa, o zaman artık siz hakikat ve Hakka kapanmışsınız demektir. Artık gözünüz kör olmuş demektir.


39-) Ve len yenfe'akümül yevme iz zalemtüm enneküm fiyl azâbi müşterikûn;

Bu süreçte (pişmanlık, mazeret; telâfi arzusu) size asla fayda vermeyecektir! Çünkü zulmettiniz! Siz azapta ortaksınız (bilinç ve ruh beden)! (A.Hulusi)

39 - Böyle demek bugün size hiç de fayda vermez, çünkü zulmettiniz, hepiniz azâp da müştereksinizdir(Elmalı).


Ve len yenfe'akümül yevm ama o gün bunun hiçbir faydası olmaz. Bu itirafın size hiçbir faydası olmaz. İş işten geçmiştir. Yani doğu ile batı arasındaki kadar fark olsaydı aramızda demenizin hiçbir yararı olmaz. iz zalemtüm enneküm fiyl azâbi müşterikûn madem birbirinize zulmettiniz, şimdide azabı paylaşın bakalım denilir. Yani madem siz benim huzuruma ayrılmaz bir ikili olarak geldiniz, haydi buyurun birbirinizle azabı şimdi de paylaşın. Siz benden ayrılmayı ve birbirinizden ayrılmamayı tercih etmiştiniz. Şimdi de sizi benden ve rahmetimden mahrum bırakacağım, cehennem olarak bu yeter zaten denilir. Sadakallahül aziym.


Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.


154. videonun sonu.
154. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder