10 Aralık 2012 Pazartesi

İslamoğlu Tef. Ders. ANKEBUT (45-45)(126-A)






Değerli Kur’an dostları geçen dersimizde Ankebût suresinin 44. ayetine kadar işlemiştik. Hatırlayacak olursanız geçen ders sureye adını veren ayetleri işlemiştik ve özellikle vurgu yapmıştık üzerine Çünkü rabbimiz vurgu yapmıştı. Örümceğin evi, örümceğin ağı sadece çürük değil, aynı zamanda kendisine sığınanlara mezar olan bir ağdı. Aslında örümcek kafalı olan biri böyle bir tuzağı göremezdi onun içinde Kur’an ımız bize gözünüzü açın, örümceğin ağına saray diye sığınmayın. Neyin sağlam, neyin çürük. Neyin kalıcı neyin geçici. Neyin zayıf neyin güçlü olduğunu doğru bir bakış açısıyla, doğru bir zaviyeden, doğru bir tasavvurla tanımlayın. Eğer bunu doğru yapmazsanız yarın iş işten geçmiş olur, ama tuttuğunuz her dal elinize gelir diyordu.

Şimdi devamında ki ayetleri işleyeceğiz inşallah. Ankebût suresinin 45. ayetiyle dersimize devam ediyoruz. Devamında ki ayet öyle her zaman bulunur bir ayette değil. Adeta Kur’an ın berceste ayetlerinden biri. İbadetin anahtarlarından biri. Onun için bu ayet üzerinde durabildiğim kadar, zamanımın elverdiği kadar durmak istiyorum.



45-) Ütlü ma uhıye ileyke minel Kitabi ve ekımısSalâte, innes Salâte tenha anil fahşai vel münker* ve lezikrullahi ekber* vAllâhu ya'lemu ma tasne'un;

Sana vahyolunan BİLGİ'yi (Kitap) oku, bildir; salâtı ikame et... Kesinlikle salât fahşadan (kendini beden kabulünün getirisi olan aşırı davranışlardan) ve münkerden (Sünnetullâh'a ters düşüren şeylerden) uzaklaştırır... Elbette ki Allâh zikri (hatırlanışı) Ekber'dir (Ekberiyeti hissettirir)! Allâh ne hâlde olduğunuzu bilir. (A.Hulusi)

45 - Sana vahyolunan kitabı güzel güzel oku ve namazı kıl, sahih namaz edepsizlikten ve uygunsuzluktan nehy eder ve her halde Allahın zikri en büyük iştir ve Allah her ne işlerseniz bilir. (Elmalı)


Ütlü ma uhıye ileyke minel Kitab ey bu ilahi hitabın muhatabı olan insan. –Bu metinde yok, fakat metinde bir emir var. Bu emir mutlaka bir memur ister, kim bu? eğer bu emrin muhatabını sadece Resulallah’la sınırlandırırsak ayetin devamında ki tenha anil fahşai vel münker tüm kötülüklerden ve çirkinliklerden alıkoyar ibaresini ben Resulallah’a nasıl hasredeyim, olur mu bu? Kötülük ve çirkinlikler aslında bize layık onun için ben bu ayetin muhatabının sadece Resulallah değil, aslında bizler olduğumuzu, onun içinde ey bu ayetin muhatabı olan insan sana söylüyorum dediğini düşünüyorum ve hitabı böyle algılıyorum.-

Ütlü ma uhıye ileyke minel Kitab sana vahy edilmiş olan bu mesajı izle ve başkalarına da ilet.

Ütlû; hem izle manasına hem de ilet manasını içerir. İzle. Neden? Çünkü bu mesaj kendisini izlemek için gönderildi. Çünkü bu mesaj soyut bir dünya kurmadı sana. Sana somut bir dünya, müşahhas bir dünya kurdu. Çünkü bu mesajın ilk muhatabı ter yüzünde iz bırakan biri. izi olanlar izlenir. Onun içindir ki Allah onu örnek gösterdi. Çünkü örnek alınabilirdi. O Kur’an ın insana dönüşmüş biçimiydi. Eğer onun bıraktığı izi izlerseniz Kur’an size dönüşür. Yani sizin ahlakınızda Kur’an olur. Onun için izle ve ilet.

Ütlû aynı zamanda ilet, başkalarına aktar anlamına gelir. Eğer bir güzelliği fark etmişseniz, güzelliği fark edene. Güzelliğe sahip olmak yaraşır. Diyelim ki sahip oldunuz o zaman o güzelliği başkalarıyla paylaşmanız gerek. Çünkü ebedi güzellikler paylaşıldıkça çoğalırlar. Onun içinde başkalarına ilet. Ve arkasından devam ediyor ayet;

ve ekımısSalât. Ve salâtı ikame et. Namazı kıl diye çok klasik bir biçimde de çevirebilirim. Zaten o müsellem. Bilinen bir hakikat. Fakat ne demek salâtı ikame etmek; Bu cümlenin iki anahtar kelimesini kısaca tahlil etmem gerekiyor devamını da anlayabilmek için.

Ekım, ekame, ıkamet. Aslında Ka ve me kökünden türetilmiş bir sözcük. Bir şeyin kökü, bir şeyi ayakta tutan ana unsur manasına gelir. Kame; ayağa kalktı demektir. ekame; doğrulttu, kaldırdı, dikti, yükseltti anlamına gelir. Etimolojik kökenini göstermek için bir cümle vermeliyim. Ekantul ud. Değneği doğrulttum demektir.

Peygamberimiz namazı tanımlarken Essalâtu imadüd diyn. Namaz dinin direğidir. Femen hedemehe hedemed diyn kim onu yıkarsa dinini yıkmış olur. Ve men ekamehe ekamed diyn. Kim de onu dikerse dinini ayağa kaldırmış olur.

Peygamberin bu hadisi sadece namazın önemine dikkat değil aynı zamanda namazın ikamesinin etimolojik kökenine de bir atıftır. O nedenle direği ayağa dikmek, kaldırmak. Sanki bir binayı ayakta tutan ana sütun gibi algılayalım. Ondan da öte geçip salâtı ikame edin emrini var oluşsal bir manaya taşıyalım. Çünkü salât; salâ kökünden gelir. Salâ insanı ayakta tutan omurgaya denir. Omurga, hatta ekame ile bakışımlı bir manası da var. Çünkü salleytül asa derse bir Arap değneği ateşte ısıtarak düzelttim demiş olur. Şimdi öyle bir etimolojiden yola çıktık ki hakikaten bir çok manalar hücum ediyor şimdi. Beni söyle beni söyle diye.

Namaz dinin omurgasıdır. Yani Allah’a karşı insanın esas duruşu. Aslında namaz o değil, namaz o esas duruşun harekete dönüşmüş bir dışa vurumudur, tezahürüdür. Onun için namaz bunu değil, bu namazı doğurur. Doğurursa huşû olur. Yani içinizdeki Allah’a karşı esas duruş bilinci öylesine sizi sarıp sarmalar ki bu bilinç sizi ister istemez Allah karşısında aşk hareketine, yani önce rükû sonra secdeye kapandırır. Ya rabbi teslim oluyorum demenin bedence sidir bu. Sadece o kadar mı? değil. Allah’ım senden başkasının önünde eğilmem demenin de mü’mincesidir.

Bakınız ateşte değneği doğrulttum. Değnek eğri, yamuk. İnsan Allah’ın müdahalesi olmadan dik duramaz. Allah’ın müdahalesi olmadan kula kulluk yapmazlık edemez. eşyaya kul olur, dünyaya kul olur, değersiz şeylere kul olur, değerini beş paralık eder. Etmesin diye Allah insanın kulluğunu sadece insandan yüksek ve insanın kendisine olan sevgi ve korkusunu istismar etmeyecek bir tek zata kulluğunu ister, o da kendisi. Çünkü insanın sevgisini istismar etmeyen tek varlık Allah’tır. İnsanın korkusunu istismar etmeyen tek varlık Allah’tır, çünkü Allah insanın rakibi değildir.

İnsan hemcinsi; ne kadar seviyor olursa olsun, ne kadar yakını olursa olsun bir noktadan sonra iş karışabilir. Bir noktayı geçtikten sonra hasetlik başlayabilir, kıskançlık başlayabilir. Ne kadar yakınınız olursa olsun. İlişkinizde bütün bu yamuk şeylerin olmayacağı tek ilişki insan – Allah ilişkisidir. Onun için namaz salât kökünden gelir. Esas duruş, klas duruş. İnsanın rabbine karşı klas duruşu. O nedenle efendimiz bunun çok iyi farkında olduğu için, ki bizler çoğu zaman farkında değiliz. Aslında namazın ne muhteşem bir imkanın görünürde ki şekli olduğunu bilmiyoruz. İçini boşalttığımız içinde namaz adeta bizim için keşfedilmemiş bir hazine olma niteliğini koruyor. Keşfedilmemiş bir hazine. Üzerinde oturuyorsunuz, fakat açlıktan ölüyorsunuz. Böylesine bir hazine,

İşte onun için efendimiz diyordu ki; Namaz, “Es salâtu kurratu ayni..!” namaz gözümün nuru. Namaz hiç gözünüzün nuru oldu mu. Gözümün nuru diyecek kadar sevdiniz mi? Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi diyordu ya peygamber. Gözümün nuru namaz..! onun ayrıcalığı var. Göz nuru o. İkincisi güzel koku. Cenneti hatırlattığı için. Üçüncüsü evet, kadın. İlginç değil mi. Çok ilginç. Ne, ne ile yan yana geliyor. Kadına peygamberi bir iltifatın işte söylenişi bu. Yani Resulallah’ın; dünyanın tüm kadınlarının layık olduğu o müstesna yeri de göstermesidir bu. Namazı kadının yanına, kadını namazın yanına. Gözünüz gibi koruyun. Niye? Namaz belli, göz aydınlığı. Allah-insan ilişkisi. Kadın içinde erkek aslında, aynı şey, eşler. İnsan için göz aydınlığı da o değil mi aslında. Namaz insanın Allah’a doğru esas duruşunu temsil eder. İnsanın Allah’a dönük yüzünü inşa eder. Kadın da erkeğin insanlığa dönük yüzünü inşa eder. Onun için yan yana koyuyordu.

Aslında bunun altında çok daha derin bir şey yatıyordu; Namazdan haz almak, namazdan zevk alabilmek. Yani namazı sırtınızda yıksam da kurtulsam diye taşınan bir yük olmaktan çıkarıp, altınızda bir Burak, sizi cennete doğru götüren bir Burak etmek. İşte bu. Onun için Es salâtu Mi’rac’ul mü’min. Namaz müminin miracıdır. Buyruluyordu.

Evet değerli dostlar namaz nefis terbiyesi, ruh teskiyesi. Ateşte cevherin cüruftan ayrılması gibi insanın cevherini cürufundan ayıran bir işlemin son aşamasıdır. O nedenle esas duruştur, klas duruştur. Es salâ; insanı dik tutan omurga unutmayın. İşte namazın etimolojisi bu. Ama bütün bunları aslında ayetin devamında ki şu cümle için söyledim.

innes Salâte tenha anil fahşai vel münker çünkü namaz insanı tüm kötülüklerden ve çirkinliklerden alıkoyar. “Alı koyma potansiyeli” taşır. İşte bu Namazın insana sunduğu imkan ve şimdi bu noktada ibadetlerin ruhu gündeme geldi.

İbadetler insan içindir. Önce bunun çizelim altını. Allah için değil. Yani ibadetin niyeti elbette Allah için, fakat yararı insan içindir. İnsanın ibadetinden Allah yararlanmaz. Birinin yararlanması için onun ihtiyaç duyması lazım, muhtaç olması lazım. Allah’ın insana ihtiyacı yok.

Peki insan niçin Allah’a ibadet eder? Çünkü insanın Allah’a ihtiyacı var. Allahsız yapamaz. Allah’ın sınırsız rahmet denizinden insana açması, dökmesi için yasası var. Bu yasa gereği insanın Allah’a kulluk etmesi lazım. Çünkü bu musluk ancak o zaman açılıyor. Yasa bu. Rahmet çeşmesi ancak kulluk vanasıyla açılıyor. O nedenle bunu istiyor. Bizim için istiyor. Bir tane istiyor. O biri üzerine koyup bin vermek için sadece vermenin yasası gerçekleşsin diye istiyor. İbadet bu.

Namaz duygusal ve düşünsel bir arınma. Onun içindir ki insanı kötülüklerden ve çirkinliklerden alıkoyar. El fahşa’ aslında her tür çirkin davranış demektir. İnsanın değerini düşüren, insanın yüce onurunu beş paralık eden, insan onuruna yaraşmayan her tür çirkinlik demektir. Bu bir parça insanın değeri ile alakalıdır. Fakat el münker; Aklın kötü gördüğü şey demektir. Her şey, yani birincisi insanın ontolojik değerini düşüren şeyler, ikincisi ise insanın epistemik kalitesini, yani bilgi kalitesini, insanın duygu kalitesini, insanın akıl kalitesini, insanın bilinç kalitesini düşüren şeyler demektir. Bu ikisini yan yana koyduğunuzda zaten insanın değeri ikisinin çarpımından oluşuyor adeta. Bir boyutuyla yapısal, öbür boyutuyla eylemsel. O nedenle ikisini de gündeme getiriyor ve bu iki alanda namaz, tabii ki maksadını gerçekleştirmiş bir namaz bu iki alanda insanı onarır diyor. Yani kötülükten ve çirkinlikten nehyeder. Bir set olur.

Ateşle bağlantılı olduğunu söylemiştim ya etimolojisinin; Hem ekame, hem de salâh köklerinin, yani ateşte eğri değneği doğrultmak. İnsanın eğriliğini ateşe verip doğrultmak adeta. Allah insanı; hamdın, piş ki yanasın, yan ki olasın. Cürufun cevherinden ayrılsın diyor adeta. Böyle anlarsak sanırım yanlış olmaz.

Ondan öte namaz sadece ibadet çerçevesi içinde, bizim ibadet tasavvurumuz biraz yamuk. Allah’a gönderilmiş mektuba benzer ibadetler. Hepsi öyle; oruç öyle hac öyle, zekat öyle. Namaz ilk mektup. Unutmayın nübüvvet yılları boyunca mü’minlerin 16 yılı oruçsuz geçti, 19 yılı hacsız geçti, 14- 15 yılı faiz yasağını bilmeden geçti. Fakat 1 yılları namazsız geçmedi. Bu çok önemli.

Namaz Allah’a gönderilmiş mektuptur demiştim. Öyle mektuplar gidiyor ki zarfı var içi yok, mazruf yok, zarfın içi boş. Siz gönderiyorsunuz ve sizin adınıza ayrılmış posta kutusuna konuluyor. Bir gün gelecek mektuplarımız bir bir açılacak, gönderdiğimiz her mektup. Eğer adresi doğru ise. Bazılarının içi boş çıkacak, boş. Siz gönderdiğinizi düşünüyorsunuz ama içi boş, yok bir şey.

Peygamberin dilinde böylesi bir namaza kılanın yorulduğu yanına kalır buyrulur. Tabii ki insanı titreten bir şey. Ama şunu söylemeliyim ki tüm namazlar bir namazı bulmak için kılınırlar. Aslında namaz bitimsiz bir yolculuğun günlük beş durağıdır ve her durakta acaba burada mı bulurum diye durur, iner bakarsınız. Ve bu yolculuk yürümekle biten bir yolculuk değil, varanlar yürüyenler olacaktır. Aramakla bulunan bir arayış değil, bulanlar arayanlar olacaktır. Arkadan bir şey daha geliyor;

ve lezikrullahi ekber ve hele Allah’ın zikri olması onun en büyük boyutudur. Yani namazın nihai maksadına bir atıf.

Allah’ın zikri, zikrullah birkaç manaya gelir.

1 – Allah’ın insanı anması. Hani Bakara da; Fezkurûnî ezkurkum. (Bakara/152) siz beni anın, beni kaygı edin ki ben de sizi kaygı edeyim. Yani siz; “Bu işe Allah ne der.” deyin ki ben de titreyeyim sizin üzerinize. Evet, işte bu insanın Allah’ı Allah’ın insanı zikri. Müthiş bir hadise.

Tabii zikrullah aynı zamanda Allah’ın insanı zikri manasına da gelir. Onu da içerir. Allah’ın insanı anması. Zaten bu birbirinin devamı olduğuna göre bunu iki mana demek değil, birbirini yamalmayan iki mana demek daha doğru olur. Siz Allah’ı kaygı ederseniz, bu Allah’ı kaygı etmek ne demek kaygınız Allah olur.

Rabbim ne der, yaptığınız her işte, yaşamınızda ben bu hayatı kime teslim edeyim diye sorduğunuzda evet bu hayata ihanet etmeyecek tek kapı Allah’ın kapısıdır. Ona teslim etmeliyim derseniz eğer, size verdiğiniz zaten kendisinin size hediye ettiği o hayatı bitimsiz bir cennetle taçlandırıp geri iade eder. Budur işte. Onun için zikrullah insanın kaygısının Allah olması, İnsanın maksimum hedefinin Allah olması. İnsanın sebeplerin sebebinin Allah olması. Bilincinin merkezinde Allah olması, Allah’ın gör dediği yerden bakması. Eşyaya, insana, kendisine, varlığa, tabiata bütün bunları okurken ilahi bir kitap ve hitap olarak okuması. İşte zikrullah bu.

vAllâhu ya'lemu ma tasne'un zira Allah işledikleri her bir şeyi bilir. Allah bilir, onun için insanın aslında namaz kılarken bu namazdan ne umduğunu da bilir. Sadece namaz kılıyormuş görüntüsünü bilmez, onun kaydı namaz kılan insanın yüreğinin derinliklerini de bilir onu da çeker kayıt altına alır. Maun suresini bu ayetin tefsiri olarak okumak lazım.

Eraeytelleziy yükezzibü Bid diyn. (Maun/1) Baksana şu dini yalanlayan adama; Fezâlikelleziy yeduul yetiym. (2)İşte bu yetimi itip kakıyor Ve lâ yehuddu 'alâ ta'âmil miskiyn. (3)Yoksulu doyurmuyor değil, doyurmaya teşvik etmiyor. Doyuracak bir de başkalarını doyurmaya teşvik edecek. Üç ayet oldu. Feveylün lil musalliyn. (4) Bu 4. ayet. Dini yalanlayandan girdi, yetimden ve yoksuldan geçti 4. ayette yazıklar olsun, özelde namaz kılmak musalliyn namaz kılanlar diye de çevrilebilir. Ama doğru çeviri yazıklar olsun böylesine ibadet edenlere. Çünkü bu ayetlerin sebebi nüzulü olarak gösterilen tüm olaylar Mekke de ki müşrik ileri gelenleriydi.

Yine maun suresinin indiği zaman dilimini esas aldığımızda bir bütün olarak indi parçalı değil tüm olarak indi ve dini yalanlayanlardan söz ediyor. Dini yalanlayanın namazı ne demek ki. İşte ibadet orada. Demek ki namaz deyince aklımıza sadece salât deyince namaz gelmemeli. Kur’an da bile namaz salât kelimesinin 15 e yakın manası var. Zaten salât kelimesi 18 anlamlı bir kelime. Onun için yazıklar olsun böyle ibadet edenlere. Niye? Devamını okursak anlayacağız.

Elleziyne hüm 'an Salâtihim sâhûn. (5) Onlar ibadetlerinden gafildirler. Ne demek? Onlar ibadetlerinin amaçlarını unutuyorlar. İbadetin gerçekleştirmek istediği şeyi gerçekleştirmiyorlar. Elleziyne hüm yurâûn. (6) çünkü onlar müailik yapıyor, gösteri yapıyorlar. Yani namaz kılıyormuş, ibadet ediyormuş görüntüsü veriyorlar. Ve yemne'ûnel mâ'ûn. (Maun/7) Karşılıksız yardımı da engelliyorlar.

Evet, bu kadar 7 ayetlik bir sure ama aslında namazın tefsiridir. İlk 3 ayet sosyal konuda son 3 ayet ibadet konusunda. Yani insandan Allah’a ve insandan insana ulaşan 2 boyutlu bir olay. Çift kanatlı bir kuş. İnsan bu. İlk ayetler insanın insanla ilişkisini son 3 ayette insanın Allah ile ilişkisi. Bu ikisi arasında bağlantı yoksa diyor, siz kulluk yapmıyorsunuz. İbadet etmiyorsunuz.

Devam ediyor B sayfasına geçiniz.
126. videoyu toplu olarak burada bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder