17 Eylül 2011 Cumartesi

İslamoğlu Tef. Ders. Enfal (38-42)(59-D)

C sayfasından devam



38-) Kul lilleziyne keferu in yentehu yuğfer lehüm ma kad selef* ve in ye'ûdu fe kad medat sünnetül 'evveliyn;

Hakikat bilgisini inkâr edenlere de ki: "Eğer (yanlış inançlarından) vazgeçerlerse, geçmişte yaptıkları suçlar onlar için bağışlanır! Eğer (eski inançlarına tekrar) dönerlerse, öncekilerin başına gelmiş olanları hatırlat!" (A.Hulusi)

38 - De o küfür edenlere ki, eğer vazgeçerlerse geçmişteki günahları bağışlanır, yok yine isyana dönerlerse kendilerinden evvelki ümmetlere tatbik edilen kanuni ilâhî geçmişti artık onu beklesinler. (Elmalı)


Kul lilleziyne keferu in yentehu yuğfer lehüm ma kad selef İnkarda ısrar edenlere; eğer inada bir son verirlerse geçmişte yaptıklarının bağışlanacağını, tümüyle affedileceğini söyle.

ve in ye'ûdu fe kad medat sünnetül 'evveliyn; yok eğer küfre dönecek olurlarsa benzerlerinin başına gelenleri unutmasınlar. Yani Allah’ın bu konuda bir yasası var, bu yasa onlar içinde geçerli, Allah’a karşı savaşanların önce başına neler gelmişse, gelecekte Allah’a karşı savaş açanların başına hep aynı şey gelecek. Bu sünnettir. Yani bir yasadır. Allah’ın bu yasası değişmez.


39-) Ve katiluhüm hatta lâ tekûne fitnetün ve yekûned diynü küllühu Lillâh* feinintehev feinnAllâhe Bi ma ya'melune Basıyr;

İman edenlere zulüm ve baskı ortadan kalkana; Din (hakikat bilgisi ve Allâh sistem ve düzeni) apaçık ortaya çıkıp anlaşılıncaya kadar (bunu yapmanızı engellemeleri hâlinde {zira Lâ ikraha fiyd din = Din konusu zorlama kabul etmez}) onlarla savaşın! Eğer (baskı ve engellemeden) vazgeçerlerse, muhakkak ki Allâh onların yapmakta olduklarını Basıyr'dir. (A.Hulusi)

39 - Siz de ortalıkta bir fitne kalmayıp din, tamamıyla Allahın dini oluncaya kadar onlara cihat edin, eğer vazgeçerlerse her halde Allah amellerini görür. (Elmalı)


Ve katiluhüm hatta lâ tekûne fitnetün ve yekûned diynü küllühu Lillâh Artık onlarla zulüm ve baskı sona erinceye kadar ve hayatın tamamıyla Allah’a adanması önündeki tüm engeller kaldırılıncaya kadar savaşın.

Biraz serbest bir çeviri oldu bu biliyorum, ama buna mecburdum, ayetin meramını ifade etmek için. Burada dikkatinizi çekerim, Fitne sözcüğü yine kullanıldı. Bu fitne, burada kullanılan fitne sözcüğünün anlamı; Her halükarda bu surenin en metafizik kavramıdır. Aynı zamanda bir metafor dur. Yani bir çok anlama birden gelen bir kavram. Buradaki fitnenin 28. ayetteki anlamı ile kullanılmadığı kesin. Yoksa tüm mal ve çocuklarla savaşın, yok edin, yok oluncaya kadar savaşın gibi çok garip bir anlam çıkardı. Onun için bunu söylemeye bile gerek yok.

Peki buradaki fitne nedir o halde inanç ve iman üzerindeki baskı ve zulüm. Buradaki fitnenin anlamı, inanç üzerinde ki tüm baskı ve zulümler. İşte o kalkıncaya kadar mücadelenizi sürdürün diyor. İnanç özgürlüğünü sağlayıncaya kadar. Tam ve kesin olarak imanınızı yaşayacak bir özgürlüğü elde edinceye kadar mücadeleyi sürdürün diyor ayet.

Hemen arkadan gelen cümle bu anlamı doğruluyor çünkü. O cümleyi de görelim;

feinintehev feinnAllâhe Bi ma ya'melune Basıyr; Ne ki, direnmeye bir son verirlerse unutmayın ki Allah onların yaptığı her bir şeyi görmektedir. Demek ki özellikle ayetteki;

ve yekûned diynü küllühu Lillâh literal anlamı ile lafzi anlamı ile; Din yalnız tamamıyla Allah’ın oluncaya kadar diye çevirseydim meramı tam anlatamayacaktım. Onun için insanın hayatını Allah’a bütünüyle adamasının önündeki engeller kaldırılıncaya kadar diye çevirdim bunu. İşte buradaki bu çevirim, ayetin son cümlesine dayanıyor. Çünkü; eğer onlar baskıya son verirlerse, inanç üzerindeki zulme son verirlerse tamam orada biter diyor.

Demek ki dinin yalnızca bütünüyle Allah’a has kılınmasından maksat; İnsanın hayatını Allah’a adamasının önündeki engellerin tamamıyla kaldırılmasıdır.


40-) Ve in tevellev fa'lemu ennAllâhe Mevlaküm* nı'mel Mevla ve nı'men Nasıyr;

Eğer yüz çevirirler ise, iyi bilin ki Allâh sizin Mevlâ'nızdır... Ne güzel Mevlâ'dır (sahiptir O) ve ne güzel Nasîr'dir (zafere ulaştırıcıdır O)! (A.Hulusi)

40 - Yok vazgeçmezlerse artık bilin ki Allah sizin Mevlâ’nız, ne güzel Mevlâ, ne güzel nasîr! (Elmalı)


Ve in tevellev fa'lemu ennAllâhe Mevlaküm Bütün bunlardan sonra yüz çevirecek olurlarsa şunu iyi bilin ki Allah sizin sahibinizdir. nı'mel Mevla ve nı'men Nasıyr; O ne muhteşem bir sahip, O ne mükemmel bir yardımcıdır.


41-) Va'lemu ennema ğanimtüm min şey'in feenne Lillâhi hümüsehu ve lirRasûli ve lizil kurba vel yetama vel mesakiyni vebnissebiyli, in küntüm amentüm Billâhi ve ma enzelna alâ abdina yevmel furkani yevmel tekalcem'an* vAllâhu alâ külli şey'in Kadiyr;

Eğer Allâh'a ve Furkan günü (Hak ve bâtıl uğruna ayrışıp savaşanların günü), (yani) iki topluluğun karşılaştığı (Bedir) günü kulumuza inzâl ettiğimize (meleklerin yardımına) iman etmişseniz, bilin ki ganimet olarak elde ettiklerinizin beşte biri Allâh'a (Allâh yolunda harcanmaya), Er Rasûl'e (Rasûlullâh'a), akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve Allâh için yolda kalmışlara aittir... Allâh her şeye Kaadir'dir. (A.Hulusi)

41 - Bir de malûmunuz olsun ki ganimet aldığınız her hangi bir şey, mutlaka onun beşte biri Allâh içindir ki Peygambere ve ona karabeti olanlarla yetimler ve miskinler ve yolda kalmışlaradır, eğer siz Allaha iman etmiş ve o Furkan günü, o iki cemiyetin çarpıştığı gün kulumuza indirdiklerimize iman eylemiş iseniz bunu böyle bilin; daha Allah her şeye kadir. (Elmalı)


Va'lemu ennema ğanimtüm min şey'in feenne Lillâhi hümüsehu ve lirRasûl İşte şimdi bu sureye ismini veren soru, yani ilk ayetin sorusunun cevabı burada geldi. 41. ayete kadar ilk ayette dile getirilen soruya cevap verilmedi, sadece icmalen, kısaca, genel olarak bir değinildi ve bu ayete kadar 40 ayet müminlerin eşyaya, servete, insana, dünyaya, kendilerine ve Allah’a karşı duruşlarının ahlaki zeminleri irdelendi. Ahlaki bir standart getirildi. Bu ayete kadar işin teknik boyutu ile hiç ilgilenilmedi. Duruşla ilgilenildi, esas duruşla, insanın Allah’a karşı esas duruşuyla ve ilk defa sorunun teknik boyutu bu ayette cevabını buluyor;

Şunu iyi bilin ki ganimet olarak aldığınız her şeyin beşte biri Allah’a ve elçiye, ve lizil kurba devam ediyor çünkü bitirmedim cümleyi; ve lizil kurba vel yetama vel mesakiyni vebnissebiyli dolayısıyla, oradaki vav’ı ve lizil kurba daki, vav’ı, dolayısıyla diye çevirmek zorundayım çünkü bu bağlamda en münasip çeviri o, dolayısıyla yakınlara, yetimlere, muhtaçlara ve yolda kalmışlara aittir.

Neden dolayısıyla diye çevirdim baştaki vav’ı; Çünkü Resulallah’ın uygulamasına baktığımızda bu ayeti daha iyi anlıyoruz. Allah’a ait olan beşte bir, “Allah ne yapacak” soruyorum. Allah’ın velisi olduğu yetimler, dullar, yoksullar, kimsesizler, yolda kalmışlar ki burada; vebnissebiyl ifadesi var. Özellikle El Menar sahibi bu vebnissebiyl i genelden müfessirlerin tamamından farklı yorumlamış, yol oğlu manasına gelir. Venüssebiyl, kelime olarak. Yola terkedilmiş çocuklar anlamına almış. Ki hepsi birden içine girse gerektir, hem yolcu hem de yola terkedilmiş kimsesiz çocuklar. Yani bugünkü ifadesi ile köprü altı çocukları, sokak çocukları.

İşte bütün bunlar Allah’ın velisi olduğu kimsesizlerdir. Velisi olmayanın velisi Allah’tır çünkü. İşte Allah’a ait olan o beşte bir de bunların hakkı vardır ve Resulallah’ın zaten, Allah’a ve resulüne aittir, ikisine aittir diyor o beşte bir.

Yine Resulallah’ın kendi maişetini, kendi geçimini sağlamak için herhangi bir işi olmadığı, ayrıca bir geliri olmadığı ve bir peygamberin sadaka alması, zekat alması da yasak olduğu için, Ki ne kendisi almıştır, ne de yakınlarına bir lokma zekat ya da sadaka yedirmiştir Resulallah.

İşte sadece hayatını ömrünü verdiği iman hareketi uğrunda elde edilen bu beşte birin içinden sadece 25 te bir düşüyordu Resulallah’a ve yakınlarına. Çünkü bu sayılan tüm zümrelere o parça parça ayrılıyordu.

Resul, kamuyu temsil ediyor. Kamunun hukukunu Allah adına koruyor. Onun içinde burada 1/5 i Allah’a ve resulüne diyordu. Ki aslında peki 1/5 öyle ayrılıyorsa geriye kalan 4/5 ü ne oluyor diye akla gelebilir, o da mücahitler arasında pay ediliyordu.

in küntüm amentüm Billâhi ve ma enzelna alâ abdina yevmel furkani yevmel tekalcem'an “eğer siz Allah a ve Hakkın batıldan ayrıldığı o gün, yani iki ordunun karşı karşıya geldiği gün kulumuza indirdiklerimize inanıyorsanız bu paylaşıma uyarsınız.” Böyle bir şeyle bitirmek zorundayız cümleyi, bu paylaşıma uyarsınız.

Burada o gün indirdiğimize inanıyorsanız dan kasıt nedir? Özellikle bu surenin 11, 10, 9, 12 ayetinde Allah’ın vaadi anlatılan, Allah’ın iki şeyden biri sizin olacak vaadi hatırlatılıyor, Allah’ın vaadine inanıyorsanız bu paylaşıma bu taksime de uyun deniliyor.

Yevmel Furkan deniliyor burada, özellikle bedir savaşı için. Çok önemli. Bir çağ kapanıp bir çağın açıldığı bir gün o gün. O gün indirilen vahiy biraz önce söylediğim gibi artık müminlerin muhalefet olmaktan çıkıp, iktidar olacaklarını müjdeleyen bir vahiy. Onun içinde tarihi değişiyor Kıtanın, tarihi değişiyor yeryüzünün ve o günden bu güne kadar bölgede bir daha hiçbir put başını kaldıramıyor. Ebedi olarak putlar gömülüyor.

Ama tabii bu sefer insanlar kendilerini putlaştırıyorlar, insanlar putlaşıyorlar, putlaştırılıyorlar ve o gün gömülen putperestlik farklı formlarla, farklı biçimlerde, farklı tonlarda ve dozajlarda, düzeylerde bir biçimde kendini yine açığa vuruyor. O halde o gün inen bu ayetler her zaman için, bugün için ve gelecek içinde ebedi değerleri dillendiriyor, seslendiriyor.

vAllâhu alâ külli şey'in Kadiyr; Zira Allah her şeyi yapmaya muktedirdir.


42-) İz entüm Bil udvetid dünya ve hüm Bil udvetil kusva verrekbü esfele minküm* velev teva'adtüm lahteleftüm fiyl miy'adi ve lâkin li yakdıyAllâhu emren kâne mef'ulen, liyehlike men heleke an beyyinetin ve yahya men hayye an beyyinetin, ve innAllâhe leSemiy'un 'Aliym;

Hani siz en yakın kenarda idiniz, onlar ise en uzak kenarda... Kervan da sizden aşağıda idi... Eğer onlarla sözleşmiş olsaydınız aynı zamanda bunlar bir araya gelemezdi!.. Fakat Allâh, hükmü verilmiş olayı oluşturdu (tesadüf yoktur)! Tâ ki, helâk olan da, hayatta kalan da, Hakk'ın açık hükmü üzere, gereğini yaşamış olsun! Muhakkak ki Allâh elbette Semi'dir, Aliym'dir. (A.Hulusi)

42 - O vakit ki siz vâdînin beri yamacında idiniz, onlarsa öte yamacında, süvarileri de tam sizden aşağıda idiniz, öyle ki onlarla vaat leşmiş olsa idiniz mutlak mîâd da ihtilâf ederdiniz ve lâkin Allah mukadder bir emri yerine getirmek için o yapılmış idi ki hem helâk olan beyyineden helâk olsun, hem de yaşayan beyyineden yaşasın ve çünkü Allah her halde semî'dir alîmdir. (Elmalı)


İz entüm Bil udvetid dünya ve hüm Bil udvetil kusva Buradaki dünyanın bildiğimiz dünya ile alakası yok. Dünya kelimesinin anlamını aslında bize veren bir kelime bu. Ki dünya da aynı anlama sahip. O zaman siz vadinin bu ucunda, onlar da öteki ucunda idi.

Dünya yakın demektir, yakın olan demektir. Aynı zamanda cazip olan, Yakın olan cazip. Aynı zamanda aşağı olan demektir, alçak olan demektir, adi olan demektir. Yani siz vadinin aşağı ucunda onlar da yukarı ucundaydı. Siz Medine tarafındaydınız Bedir vadisinin, onlar da Mekke tarafındaydı.

verrekbü esfele minküm kervansa sizden hayli aşağıda idi.

Burada üç gücün de savaştaki konumları söyleniyor, dile getiriliyor.

velev teva'adtüm lahteleftüm fiyl miy'ad eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz zamanı böylesine tutturamazdınız. Yani müşriklerle eğer randevulaşsaydınız, randevu verseydiniz birbirinize, randevu yerini, randevu zamanını böylesine tutturamazdınız. Yani Allah’ın iradesi nasıl gerçekleşti ona dikkat edin diyor. Yani Allah sizi karşı karşıya getirmeyi murad etmişti, ama bir çok şeyi de buna vesile kıldı.

ve lâkin li yakdıyAllâhu emren kâne mef'ule Fakat Allah olması mukadder bir işi gerçekleştirmek için böyle yaptı. Ki;

liyehlike men heleke an beyyinetin ve yahya men hayye an beyyinetin Bu çok daha önemli. Helak olan, Hakkın apaçık müdahalesiyle helak olsun. Hayatta kalanda yine hakkın apaçık müdahalesiyle hayatta kalsın.

Buradaki helak ve dirilmeyi, hayatı mecazi olarak anlayan müfessirler de olmuş Zemahşeri gibi. Yani inanan bir belge üzere inansın, bir belgeyle inansın. Böylesine açığa çıkmışken, ortaya çıkmışken, ilahi tecelli böylesine açık bir biçimde ortada iken, Hakkın iradesi böyle tecelli etmişken, artık dileyen bu tecelli üzerine bakar inanır, dileyen de inkar eder.

Burada dikkatimizi çekecek nokta şu böyle bir mecazi yorumda; Diriliş imana, helak inkara tekabül ediyor. İnkar eden aynı zamanda helake uğramış olur. İman eden aynı zamanda dirilmiş olur anlamını verir bu yaklaşım, bu yorum. Ama benimde görüşüm o ki; bu ayetteki ifade mecaz değil hakikattir. Özellikle bedir savaşında helak olan, ölenler işte Allah’ın tecelli ettirdiği bu hakikati görerek öldüler. Aslında Hakk kimden yana diyen Ebu Cehil bir yerde, Kim Allah indinde haklı, kim haksız demiş oluyordu. Çünkü daha Bedir’e gelmeden evvel; Kim Hakk sa Allah ona yardım etsin demişti. Bize nakledilen rivayetler böyle. Onun için de galibiyet kimden yana diye sorduğunda Abdullah İbn. Mesut’un ona verdiği cevap, tarihi cevap şu;

- El Hakkı ya’lu vela Yu’la aleyh.

Hak daima üstündür, ona galip gelecek olan kimse yoktur. Demişti.

ve innAllâhe leSemiy'un 'Aliym; Zira Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.


Devam ediyor E sayfasına geçiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder