9 Temmuz 2011 Cumartesi

İslamoğlu Tef. Ders. Enam (051-055)(45-E)

D sayfasından devam


51-) Ve enzir Bihilleziyne yehafune en yuhşeru ila Rabbihim leyse lehüm min dunihî veliyyün ve la şefiy'un leallehüm yettekun; 

Rablerine haşrolunmalarından korkanları O'nunla (nefslerindeki Esmâ kuvvelerinin yaşatacakları konusunda) uyar... Onların O'nun dûnunda ne bir Veliyy'si ve ne de bir şefaat edicisi vardır... Umulur ki takvayı gerçekleştirirler. (A.Hulusi)

051 - Hem bununla şunları inzar eyle ki rablerinin huzuruna haşr olunacaklarından korkarlar, öyle ki kendileri için onun huzurunda ne bir dost ne bir şefâatçi yok, gerektir ki onlar korunurlar. (Elmalı)


Ve enzir Bihilleziyne yehafune en yuhşeru ila Rabbihim leyse lehüm min dunihî veliyyün ve la şefiy'un leallehüm yettekun; kendilerini ona karşı savunacak bir dost, ya da O’nun katında şefaat edecek birileri olmadan Allah’ın huzuruna çıkmaktan korkanları vahiyle uyar ki O’na karşı saygıda kusur etmesinler.

Dikkatinizi çekerim, kendilerini O’na karşı savunacak bir dost, ya da onun katında şefaat edecek birileri olmadan Allah’ın huzuruna çıkmaktan korkanlar. Yani böyle bir duyguya sahipse, böyle yamuk bir inanca sahipse bu insan, belikli Ahirete inanıyor. Allah’ın huzurunda hesap vereceğine de inanıyor ama bir aracısız çıkmaktan korkuyor. Bir şefaatçi bir aracı, belki biraz daha kaba bir ifade ile bir torpilci arıyor. Onsuz çıkamıyor. Çıkmaya korkuyor.

Onun için bu ayet müfessirler arasında tartışmaya sebep olmuşsa da, hem müminlere hitap eden, hem de ahirete iman eden gayri Müslimlere hitap eden bir ayettir. Yani Allah’ın huzuruna aracısız çıkmaktan korkan ve aracı peydahlayan, bu bana Allah huzurunda yardımcı olacak diyen herkesi içine alıyor. Çok garip.

Bu tabii ki ahirete iman duygusuna sahip ama bu imanı deforme etmiş. Bu imana problem bulaştırmış bir insan. Bu iman yaralı bir iman, hastalıklı bir inanç bu. Onun için ona dikkat çekiyor ve bu durumda ne yapılması gerektiğini tabii ki bize aynı zamanda öğretiyor söylüyor. Yani ahirete inanıyorsanız bu inancınıza böyle bir mikrop karıştırmayın deniliyor. Böyle bir problem karıştırmayın ve hatta bu ayetin bir sonraki ayet bir devamı olarak görüyorum ve hemen okuyalım;


52-) Ve la tatrudilleziyne yed'une Rabbehüm Bil ğadaveti vel aşiyyi yüriydune vecheHU, ma aleyke min hısabihim min şey'in ve ma min hısabike aleyhim min şey'in fetatrudehüm fetekûne minez zalimiyn;

"HÛ"nun vechini dileyerek, sabah akşam Rablerine dua edenleri yanından uzaklaştırma... Onların yaptıklarının sonucundan sana bir sorumluluk düşmediği gibi, senin yaptıklarının sonucundan da onlara bir şey düşmez ki onları uzaklaştırasın... (Bunu yaparsan) o takdirde zulmetmiş olursun. (A.Hulusi)

052 - Ve öyle rablerinin cemalini isteyerek sabah, akşam ona dua edenleri yanından kovayım deme, sana onların hesabından bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki biçareleri kovup da zalimlerden olacaksın. (Elmalı)


Ve la tatrudilleziyne yed'une Rabbehüm Bil ğadaveti vel aşiyyi yüriydune vecheHU ve rablerinin rızası uğruna sabah akşam O’na yalvaran hiç kimseyi huzurundan kovma.

Nasıl bir ilişki kurdunuz ki siz diyeceksiniz bir üstteki ayetle bura arasında. Dostlar, Kur’an süpürücü değildir. Kur’an süpürüp almaz, ya da süpürüp atmaz. Onun için burada ahirete imanı olan birinin imanında problem olsa dahi onu ciddiye alıyor Kur’an, dikkate alıyor daha doğrusu ve diyor ki böyle biri, ahirete inandığı için, hesap vereceğine inandığı, Allah’a kavuşacağına inandığı için sabah akşam ona yalvarır. Dolayısıyla inançlarında taşıdıkları bu problemlerden ve pürüzlerden dolayı onları bir tarafa atma, itme, süpürme. Yok sayma onları.

İşte burada söylenen bu. Onun içinde insanların problemlerini, inançlarındaki problemleri ve pürüzleri ayıklamayı tavsiye eden bir ayet bu. Bu problemin çözülmesine çalışılmasını öğütler ayet. Süpürülmesini değil, atılmasını değil.

Bu bağlamda ayetin anlamının iniş nedeni olarak anlatılan rivayetlerle çok fazla alakasını göremedim ben. Çünkü bu ayeti Abese suresinin ilk ayetlerine benzer bir inin nedeniyle açıklayan müfessirler var. Yani toplumun alt tabakası yoksul kesim bu ayetlerin indiği Mekke’de ki son yılda Resulallah’a gelmişler, Resulallah Mekkeli aristokratlara ulaşabilmek için, onlarla diyalogunu kurabilmek için, toplumun alt tabakasından kendisine gelen bu insanlara yüz vermemiş sonucunu çıkaracağız bir takım iniş rivayetleri var ki, onları hiçte desteklemiyor ayetin içeriği. Çünkü ayetin içeriğinde toplumun tabakalarına gönderme olacak hiçbir şey yok. Alt katmanda olan, işte yoksullara, yoksul olduklarına dair, bu ayetin içeriği aslında insanları varsıllıkları ya da yoksulluklarına göre değil, inançlarına göre tabakalandıran bir ayet. Onun için, o rivayetleri desteklemediği için ben de o rivayetleri geçiyorum.


[Atlanan cümle; ma aleyke min hısabihim min şey'in ve ma min hısabike aleyhim min şey'in

Onların yaptıklarının sonucundan sana bir sorumluluk düşmediği gibi, senin yaptıklarının sonucundan da onlara bir şey düşmez ki onları uzaklaştırasın. (A.Hulusi)]

fetatrudehüm fetekûne minez zalimiyn; İşte bundan dolayı onları kovarsan eğer zalimlerden olursun. Yani Kur’an süpürmez demiştim sevgili dostlar. Eğer Allah’a kavuşacağına inanıyorsa, eğer öldükten sonra dirileceğine inanıyorsa, ama bu inancında pürüz varsa, siz inancını hedef almayın diyor. Pürüzü hedef alın. Pürüzü gidermeye çalışın. Onları bir tarafa atmayın. Bunu bir kazanım olarak görün ve pürüzü gidermeye çalışın.

Kur’an ın bakış açısı makul olanı, mümkin olanı yapmak yönünde odaklaşmıştır. Yoksa süpürüp atmak, ya da süpürüp almak yönünde odaklaşmamıştır.


53-) Ve kezâlike fetenna ba'dahüm Bi ba'din liyekulu ehaülai mennAllahu aleyhim min beynina* eleysAllahu Bi a'leme Bişşakiriyn;

İşte böylece onların kimini kimiyle imtihan ettik, "Allâh aramızdan şunlara mı (bazı yoksul, dar gelirli kimselere) lütufta bulundu?" desinler diye... Allâh, değerlendirenleri daha iyi bilen değil midir? (A.Hulusi)

053 - Böyle bazılarını bazısıyla fitneye de düşürmüşüzdür ki şöyle desinler: Â!... Şunlar mı o Allahın aramızdan lûtfuna lâyık gördüğü kimseler? Allah şükreden kullarını daha iyi bilir değil mi? (Elmalı)


Ve kezâlike fetenna ba'dahüm Bi ba'di işte bu şekilde insanları birbirleri ile sınarız ki;

Ne demek bu ayetle yukarıdaki ayetlerin ne gibi bir münasebeti olabilir ki diye soracak olursak bu şekilde sözcüğü bu münasebeti sağlıyor. Ne şekilde? İnançların çeşitliliği ve insanların algı ve kapasite farklılığı aracılığı ile elbette.

Aslında bu ayet şöyle bir gerçeğe delildir. İnançlar temelde, aslında aynı idi ve sahihti. Sonradan bozuldu. İnançların bozulmasının, inançların sulanmasının sebebi de ne idi? İnsanların algı kabiliyetleri, kapasiteleri farklı idi. Onun için insanlar söylenen aynı hakikatleri söylendiği gibi değil de kendi kapasiteleri, kendi kabiliyetleri kadar aldılar ve algıladılar. Bu da yeryüzünde inançların çeşitlenmesine, kaynağı aynı olduğu halde o inançlarının bir çok inanca dönüşmesine neden oldu. Hatta o ana inançtan, asıl inançtan uzaklaşmalar böyle gerçekleşti. İşte bu ayet ona dikkat çekiyor.

Ve kezâlike fetenna ba'dahüm Bi ba'd fetenna, sınadık demektir. Yani bu şekilde insanları birbirleri ile sınarız. Hatta hatta, fitne etimolojik olarak bir madenin hasını posasından ayırma işlemine verilir. Mesela Altın madenini arıtırken, damıtırken, maden cevherini, madenin içinde olduğu o kütleden ayırma işlemine fitne ismi verilir. Adeta rabbimizin de bu ayeti kerime de ifade ettiği hakikat bu. İnsanlı biz böyle birbirinden seçip ayırırız. Ama bu ayırımda kapasitelerinin, kabiliyetlerinin, algılarının hakikati nasıl anladığı en büyük rolü oynar. Onun için size göre hakikat değil de, Allah’a göre hakikati esas alın. Yani bu söylenmeli bu ayetin sonunda.

Allah’a göre nerede durduğunuzu araştırın. Onun için bana göre Müslüman demeyin, Allah’a göre Müslüman deyin. Bana göre kafir demeyin, Allah’a göre kafir mi ona bakın.

liyekulu ehaülai mennAllahu aleyhim min beynina acaba Allah bizi bırakıp ta onlara mı ikramda bulundu diye sorsunlar. Yani fitne, imtihan bu imiş. Acaba Allah bizi bırakıp ta onlara mı ikramda bulundu diye sorsunlar.

Bu soruyu sorarsa ne olur? Demek ki Allah bizden yüz çeviriyor. Demek ki Allah’a karşı saygıda kusur işledik. Demek ki bir problem var ki Allah nimetini üzerimizden çekti. İşte bunu sormak bile bir lütuf, bu noktaya gelmek bile başarı.

Burada min beynina ibaresini Zemahşeri Mindunina olarak alabileceğimizi söylüyor ki işte ben de onu esas alarak bizi bırakıp ta dedim. Yoksa Min Beynina bizim aramızdan demektir ama Min dunina anlamında alırsak, bizi bırakıp ta, bizim yerimize, bizimle takas ederek anlamına gelir. Ki imanın nasıl deforme olduğu ve bunun toplumsal bir yasa olarak algılanması gerektiği anlatılıyor bu ayette. Yani aslında insanlar tek bir hakikatten, tek bir kökten nasıl bu kadar batıllar türettiler, b unu anlamak istiyor musunuz, Yani bir peygamberin çocuklarından nasıl bu kadar batıl yol türer, işte bunu anlamak istiyorsanız buraya bakın. Burada bu işin tabiatı, tarihin yasası dile getiriliyor denilmek isteniyor.

[ Atlanan cümle; eleysAllahu Bi a'leme Bişşakiriyn;

Allah şükreden kullarını daha iyi bilir değil mi? (Elmalı)]



54-) Ve izâ caekelleziyne yu'minune Bi ayatina fekul Selâmun aleyküm ketebe Rabbüküm alâ nefsiHİr rahmete, ennehu men amile minküm suen Bi cehaletin sümme tabe min ba'dihi ve asleha feenneHU Ğafûrun Rahıym;

(Esmâ'nın açığa çıkışı olan) işaretlerimize iman edenler sana geldiklerinde de ki: "Selâmun aleyküm... Rabbiniz rahmeti nefsine yazmıştır! Sizden her kim bilgisizlikten bir kötülük yapar da, arkasından tövbe eder ve (hâlini) düzeltirse, muhakkak ki O, Ğafûr'dur, Rahıym'dir." (A.Hulusi)

054 - Âyetlerimize iman ediyor olanlar yanına geldikleri zaman da de ki «selâm sizlere rabbiniz kendine rahmeti yazdı, içinizden her kim bir cahillikle bir kabahat yapmış, sonra arkasından tevbe edip düzelmiş ise ona karşı gafur, rahîm olmayı irade buyurdu. (Elmalı)


Ve izâ caekelleziyne yu'minune Bi ayatina mesajlarımıza yürekten inanan kimseler sana geldiğinde, fekul Deki; Selâmun aleyküm selam olsun size. Tabii ki yürekten inanan pürüzsüz inanan, Allah’ın inanın dediği gibi inanan. Selâmun aleyküm Ne mutlu size, de onlara.

Selam aynı zamanda barış, esenlik, selamet, huzur, mutluluk, sükûn demektir. ketebe Rabbüküm alâ nefsiHİr rahmete Rabbiniz rahmeti kendisine prensip edinmiştir. Rabbiniz rahmeti kendisine ilke prensip edinmiştir.

ennehu men amile minküm suen Bi cehaletin sümme tabe min ba'dihi ve asleha feenneHU Ğafûrun Rahıym; Haberiniz olsun ki sizden biri bilmeden bir kötülük işler ve ardından tevbe edip kendini düzeltirse, kesinlikle O, çok bağışlayıcıdır. Rahmet menbaıdır. Çünkü O rahmeti kendisine ilke edinmiştir. Rahmeti Allah’ın kendisine prensip edinmesi müjdesi, aslında insanın yatıp kalkıp bir ömür boyu teşekkür edeceği, şükredeceği, bir ömür boyu sevineceği bir müjdedir. Bu müjde Allah’ın gazabıyla değil hep rahmetiyle muamele ettiğini gösterir.

Bu müjde aynı zamanda Allah’a iman eden, pürüzsüz iman eden insanlara, siz de Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın. Rahmetle muamele edin, etrafınıza bir yağmur gibi olun. Sadece güllerin üzerine değil, ısırganlara da yağın. Bir güneş gibi olun, sadece, sadece koyunlara, sadece kuzuların üzerine değil, sırtlanların üzerine de doğun. Demektir bu aslında.


 55-) Ve kezâlike nufassılül' ayati ve li testebiyne sebiylül mücrimiyn;

Suçluların yolu fark edilsin diye, işaretleri işte böyle tafsil ediyoruz. (A.Hulusi)

055 -   Daha böyle âyetlerimizi tafsil edeceğiz, hem mücrimlerin yolu seçilsin diye. (Elmalı)

        Ve kezâlike nufassılül' ayati ve li testebiyne sebiylül mücrimiyn; Böylece biz mesajlarımızı açıklıyoruz ki, günaha gömülüp gidenlerin yolu açık seçik ayırt edilebilsin.

Son pasajlar, bugün işlediğim pasajlarda dahil, En’am suresinin bütün, ilk ayetinden buraya kadar işlediğimiz pasajlar boyunca, mucize anlamına gelen ayet formu ile, sözcüğü ile, hakikate atıf anlamına gelen ayetlerin aynı olan formunuza dikkatinizi çekerim. Burada da zaten o söyleniyor. Ve kezâlike nufassılül' ayat işte böylece biz ayetlerimizi derinliğine detaylandırıyoruz, açıklıyoruz. Diyor Ayan. Aslında ey bizden mucize isteyenler, ey gönderdiğimiz elçiden mucize bekleyenler. Biz size mucize değil, mucizeler verdik. Hem de öyle üstü kapalı değil, açık, net, berrak mucizeler. Siz avucunuza Kur’an biçiminde, ayet biçiminde, söz biçiminde, mesaj biçiminde dökülen bu muhteşem mucizeyi görmeyip de hangi mucizelere dönüyorsunuz, yöneliyorsunuz. İşte mucize bu. Eğer farkına varırsanız.


“Ve ahiru davana velil hamdülillahi rabbil alemiyn”



45. videonun sonu.
45. videoyu toplu halde http://kurantefsir.wordpress.com/2011/06/23/islamoglu-tef-ders-enam-031-05545/  bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder