19 Mart 2012 Pazartesi

İslamoğlu Tef. Ders. NAHL (098-100)(88-A)







Sevgili Kur’an dostları geçen dersimizde Nahl suresinin 97. ayetine kadar işlemiştik. Geçen ders işlediğimiz son ayetlerde rabbimiz biz müminlere yaptıklarımızın en hayırlısıyla bizi ödüllendirmeyi müjdelemişti. Ondan daha önceki ayetlerde Allah’a verdikleri sözü bozan, yani fıtrat sözüne ihanet eden yeminlerine yani insanlara verdikleri söze ihanet eden ve yine sosyal sözlerini, yükümlüklerini, mükellefiyetlerini ihlal eden insanlardan söz etmiş ve geçen dersimizde ki işlediğimiz son ayete sözü getirerek müminlerin Allah’a verdikleri sözü tuttukları için insanlara verdikleri sözleri de tutacaklarını ve dolayısıyla onların yaptıklarının en güzeli ile ödüllendirileceğini müjdelemişti vahiy.

Şimdi 98. ayetle dersimize devam ediyoruz.


98-) Feizâ kara'tel Kur'âne feste'ız Billâhi mineş şeytânir raciym;

Kur'an okuyacağın zaman, (vehimle seni yanlış değerlendirmelere sokması muhtemel) şeytan-ı racîm'den (kendini beden kabullenmenin getirisi fikirlerden), Allâh'a sığın. (A.Hulusi)

098 - İmdi Kur'an okuduğun vakit evvelâ Allaha sığın o recîm Şeytandan. (Elmalı)


Feizâ kara'tel Kur'âne feste'ız Billâhi mineş şeytânir raciym. Kur’an okuduğun zaman öncelikle kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığın.

Söyle değil, yap emri. Sığın. Biz; "Euzü Billahi mineş şeytanir racim cümlesine istiaze diyoruz. Ki zaten istiaze de bu ayetten formüle edilerek oluşturulmuş bir anahtar cümle. Bu anahtarla bir önceki pasajın ilişkisi açık. Yani insan Allah’a verdiği sözde durursa eğer, vahye karşı çok özel bir duruşa geçer. Esas duruşa.

Nedir bu duruş, insanın vahiy karşısında alması gerektiği duruş nedir sorusuna cevap olan bir ayet bu. İstiaze duruşu. Söyle emri de var Kur’an da, bu; yap emri. Bu bir eylem emri. Yani Allah’a sığın. Fakat; Ve kul Rabbi eûzü BiKE min hemezâtiş şeyâtıyn (Müminun/97) şeytanların dürtmelerinden Allah’a sığınırım de emri de var. Yani Kur’an hem bir eylem yapmamızı istiyor, hem de bu eylemde bir söz ile pekiştirmemizi istiyor. Eylemi söze döküp onunla kararlılık sergilememizi istiyor. İşte iztiaze bu. Hem bir eylem, hem de bu eylemin bir anahtar sözle ifadesi. Yani Allah’a sığınmak.

İşte bu nokta da neden Kur’an okumaya başlayınca Allah’a sığınmamız gerekiyor şeytanların şerrinden. Unutmayalım Kur’an da iblis; şeytanın kendisine yönelik isyanını anlatan ayetlerde ki adıdır. Fakat misyonu ile ilgili bir ayet geldiğinde iblis kullanılmaz şeytan kullanılır. Yani başkalarını saptırma misyonu anlatılıyorsa ayette şeytan kullanılır. Yok kendisinin saptığı nokta anlatılacaksa, yani kendi kendine zarar verdiği nokta anlatılacaksa iblis kullanılır.

Burada başkalarını saptırma misyonu ile ilgili bir şeytani rolden söz ediliyor. Bu rol Kur’an okurken şeytanın insana karşı üstlendiği bir rol olarak karşımıza çıkıyor. Neden; Çünkü Kur’an ın şeytan adını verdiği dış ya da iç her türlü saptırıcı unsur. Ki içeride içgüdüler. İnsanın negatif tarafları, öz benlik, tutkular ve buna benzer insanın içinde ki bir takım zaaf noktaları ve dışındaki saptırma rolünü üstlenen insanlar, saptırıcı görünmeyen varlıklar. Cin’den ve insandan ve daha başka varlıklardan insanı saptıran veya saptırmaya yeltenen her tür unsur. Şeytan bunların tamamına verilen ortak isim.

Kur’an okurken neden saptırır, nasıl saptırır? Kur’an muhatabından sapmamış bir tasavvur, bir akıl, bir bilinç ister. Bulanmamış bir ayna ister. Muhatabının bilinç aynasını doğru bir açı ile vahye yönlendirmesini ister ki, ilahi ışık yüreğine yansısın.

Peki saptırma nerede başlar? İşte bu açıda başlar. Eğer yürek açısını, bilinç açısını, akıl açısını bozarsa iç ve dış saptırıcı odaklar, parazitler o zaman, Allah’ın insanla konuşması olan vahyi, insan bilinci doğru algılamaz. Çünkü parazit vardır. Alıcı, vericinin verdiğini tam alamaz. Alıcının alamaması vericinin zayıflığından değil, alıcının kendisini vericiye göre ayarlayamamasından, yani frekansa girememesinden. Frekansa girse de onun frekansında saptırıcı bir takım ses dalgalarının, yani onu bozucu, iğdiş edici, anlaşılmaz kılan bir takım paraziter yayınların yapılmış olmasıdır. İşte bu parazitlerden Allah’a sığınmamız isteniyor.

İstiaze, yani Euzü Billahi mineş şeytanir racim peygamberimizden geldiği şekliyle, yardım almak için imdat dilemek anlamına gelir istiaze kelimesi. Korunmak için sığınmak. Bir inşa projesi olan vahyin inşasında akleden kalbi ve tasavvuru açmaktır. İstiazenin işlevi budur. Akleden kalbi, vahyin inşasına açmak. Çünkü vahiy bir ilahi inşa projesidir.

Bilinci Allah’ın kontrolüne vermektir iztiaze ve içgüdülerin, ayartıcı öz benliğin ve dışardan gelen her türlü saptırıcı yayının önüne geçmek için kilitlenmektir. Vahye kilitlenmek.

İstiaze, ümmi bir kulakla Kur’an a yaklaşmaktır bir başka açıdan. Modern ya da antik çağların hurafelerinden arınmış bir kafa ile, bir kalp ile vahye yaklaşmak.

İstiaze, var oluş haritası olan ve insanlığın geçmiş, gelecek ve halini tümüyle birlikte okuma haritası olan Kur’an ı, ilahi murakabe ve müşahede önünde okuma bilincidir.

Yani istiaze ilahi huzurda olduğunu bilmek, huzura çıkmaktır. Vahyi Allah’tan alıyormuş gibi bir duruşa geçmektir, esas duruş.

Dışardan vahyin muhatabına yönelecek her türlü saptırıcı etkiye kapanmak ve Allah’a sonuna kadar açılmaktır istiaze.

İstiaze, zincirleri kırmak ve Allah’a kul olmak iradesidir.

İstiaze, zihni olumsuz ön yargılardan arındırmak ve ön bilgiyle vahye başlamaktır.

İstiaze, bir anahtardır. Eğer kulun ubuduyyetini Allah’a uruç etmesi, yani kulun miracı ve bu miraca karşılık Allah’ın nüzulü, yani vahyin nüzulü, Allah’ın kelamının nüzulü isteniyorsa, işte bu frekansa istiaze kodu ile girilmeli.

Burada emredilen şey de odur. Yap, bir esas duruş edin. Kur’an ı okumaya başladığında Allah ile konuşuyor olduğunu unutma. Vahye yüreğini ardına kadar aç ve şeytana kapat. Parazitlerden etkilenme. Yeni doğmuş bir bebek saflığı ve tazeliği içinde yanaş. Yaklaş ki vahiy sende amacını gerçekleştirsin. Yani ilahi bir inşa projesi olan vahiy, seni de yontsun, adam etsin. Resulallah’ı inşa ettiği gibi.


99-) İnnehu leyse lehu sultanun alelleziyne amenû ve alâ Rabbihim yetevekkelun;

Gerçektir ki, onun (şeytanın) iman eden ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde bir sultası (gücü) yoktur! (A.Hulusi)

099 - Hakikat bu ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerine onun sultası yoktur. (Elmalı)


İnnehu leyse lehu sultanun alelleziyne amenû ve alâ Rabbihim yetevekkelun fakat şunu da unutma ki onun; imanda sebat gösterenlerin ve rablerine güvenip dayananların üzerinde etkili bir gücü yoktur.

Evet, açık ve net bir ifade. Şeytanın samimi müminler üzerinde, yani; çivisi olan bir mümin diyorum ben ona, çivisi olan. Sabitlenmiş imanı, imanını sabitlemiş. Kaygan değil, çivisi çıkmamış, bir orada bir burada değil, Allah’a imanını sabitlemiş. Hangi hal ve durumda olursa olsun sabitleri var, değişmez değerleri var. Onları zaman ve zemine göre değil, değiştirmez. Onlar onun sabit noktasıdır. Onun için işte böyle müminler üzerinde şeytanın etkin bir gücü yoktur.

Bu ayet aslında bize çok derin bir hakikati fısıldıyor, o da şu; Şeytanı kötülük tanrısı yerine koymayın. Şeytanı Allah’a rakip sanmayın. Şeytan telakkinizi, şeytana düşman olacağım diye şeytanı yüceltici bir yanlışa alet etmeyin.

Bu çok önemli. Bazıları bir çok zaman şeytana düşman olmak adına şeytana, yapamayacağı bir takım şeyleri yüklerler. Onda olmayan bir takım yetkiler verirler. Tabir caizse güç transfer ederler. Şeytan kötülük tanrısı olup çıkar haşa. Eski zerdüştizm de olduğu gibi. Ahuramazda ve Ehrimen. Zerdüştlüğün iki tanrısı. Karanlık ve aydınlık. Kötülük ve iyilik.

Bu putperestliktir. Allah’ın kötülükte ya da iyilikte hangi alana koyarsanız koyun Allah’a hiçbir rakip yoktur. Allah elbette kimse ile kötülükte (haşa) yarışmaz. Fakat Allah’ın karşısında kötülük adına bile olsa şeytan Allah’a rakip değildir, kuldur. Kur’an defaatle şeytanın Allah’a hitabını verir. Der ki;

..Fe bi izzetike.. (Sâd/38) şenin şerefine yemin olsun Allah’ım.

Bir başka yerde der ki; “Beni saptırdığın için.” (A’raf/16) Tabii o, onun düşüncesi. Onu Allah saptırmamıştı, o sapmayı tercih etmişti.

Yine bir başka yerde; ..leak'udenne lehüm sıratakel müstekıym. (A’raf/16) sana yemin olsun ki Allah’ım senin doğru yoluna oturacağım ve onları saptıracağım. Şeytan bu. Yani tüm isyanına rağmen Allah’ın ilahlığını, kendisinin de mahlukluğunu, yaratılmışlığını unutmuyor.

Şu anda bu dersi takip edenler arasında şeytanı da geçen insanlar var. Demek ki onlara şeytandan daha büyük besmeleler çekmek gerekir diyenleri olduğunu duyar gibi oluyorum. Evet, bazılarına daha büyük besmele çekmek gerekiyor. Çünkü şeytan Allah’tan korktuğunu ifade ettiği halde, şeytan Allah’a sığındığı halde, şeytan; Allah’ın şeref ve izzetini yüceliğini takdir ettiğini ifade ettiği halde, bazıları bunu dahi yapmayacak kadar azgın. Sanırım şeytan onların yanına gelirken besmele çekiyordur. Bu da garip.

Evet, şeytanı kötülük tanrısı gibi görmemek, onu Allah’ın isyankar bir yaratığı olarak görmek ve şeytana güç transfer etmekten söz ettim. Şeytanın gücü yoktur. Ona güç transfer edenler vardır, şimdi o ayeti görelim.


100-) İnnema sultanuhu alelleziyne yetevellevnehu velleziyne hüm Bihi müşrikûn;

Onun sultası, sadece, kendisini velî edinenler (ilham ettiği fikirlere uyanlar) ve Rablerine ortak koşanlaradır! (A.Hulusi)

100 - Onun sultası ancak onu veliy ittihaz edenlere ve Allaha şirk koşanlaradır. (Elmalı)


İnnema sultanuhu alelleziyne yetevellevnehu velleziyne hüm Bihi müşrikûn ne var ki o, yani şeytan; yalnızca kendisini kılavuz edinip ısrarla izleyenlerin ve kendisine tanrılık yakıştıranların üzerinde etkin bir güç sergileyebilir.

Çok açık ve net. Kimin üzerinde güç sergilermiş şeytan? Sadece ve sadece kendisini veliy edinenlerin. Buradaki yetevellevneh ifadesi onu veli edinenler anlamına gelir. Onu veliy, onu evliya edinmek halk deyimiyle söyleyeyim. Şeytanı evliya bilmek nasıl olur? Herkes düşünsün. Şeytanı veliy edinmek..! Oysa ki müminin velisi Allah’tır.

Peki şeytanı veliy edinirse, onu öncü edinirse, onu akıldane edinirse, onu akıl hocası edinirse, Şeytanın akıl hocası olduğu insanı getirip koyacağı kapı bellidir. Yani burada güç kime ait? Şeytana ait değil. Güç; şeytana transfer eden, şeytanı akıldane bilen kişiye aittir.

Onun gücü yoktur diyor Kur’an, hem de bunu defeatle söylüyor, başka ayetlerde de söylüyor. Onu gücü yok. Hatta bırakın sadece söylemeyi, şeytanın kendi itirafını Kur’an naklediyor bize bu noktada. Ne diyordu?

ve ma kâne liye aleyküm min sültanin illâ en deavtüküm festecebtüm liy (İbrahim/22) Şeytan böyle diyor, şeytandan naklediliyor. ve ma kâne liye aleyküm min sültanin benim sizin üzerinizde bir gücüm yok, etkin bir gücüm yok. illâ en deavtüküm festecebtüm liy fakat ben sizi davet ettim, sizde benim davetime koşa koşa geldiniz.

Yine Kur’an da fela telumuniy ve lumû enfüseküm (İbrahiym/22) diyordu ahirette şeytanın sırtına sarmaya çalışan, kendi sapıklıklarını kendi suçlarını şeytana atmaya çalışan günahkarlar parmakları ile bizi değil onu yargıla ya rabbi diye şeytanı gösterince ne diyordu? Kendisini savunurken, beni suçlamayın kendinizi suçlayın.

Evet, kendinizi suçlayın. Kendimizi suçlayalım Çünkü şeytanın gücü yoktu ona biz güç transfer ettik, onu biz güçlü kıldık. Her günah şeytana bir güç transferidir. Allah’a her isyan şeytanın askerlerine verilmiş lojistik bir destektir. Vahye her sırt çeviriş şeytana güç transferidir. Dolayısıyla şeytan güç kullandığı insanların üzerinde, o insanlardan aldığı gücü kullanır. Yani aslında suçlu o değil, ona bu gücü veren şahsın kendisidir.

O yürek aynasında bir takım gölgeler oynatır. Gölge oyunu. O aynayı izleyen şeytanı akıl hocası, veliy edinip de o aynayı ciddiye alan, o aynada şeytanın oynattıklarını, ki Kur’an buna fısıltı diyor, vesvese. İşte şeytanın yürek perdesine düşürdüğü filmleri diyebiliriz buna. Şeytana kulak veren, elbette şeytanın şarkısını dinleyecektir. İşte o aynadaki o şeytani görüntüleri ciddiye alan ve o görüntülerin dediğini yapan insan şeytanı veliy edinmiştir.

63. ayette hatırlayınız, daha önceki derste geçti, .. fehuve veliyyühümül yevm.. (Nahl/63) buyrulmuştu. Bugün o onların velisidir, akıl hocasıdır, kılavuzudur. Hangi gün? Kıyamet günü. Dünyada şeytanı akıl hocası bilenler, kıyamette onu önlerinde bulacaklar. Kılavuzu karga olanın konacağı yer ne olsa gerektir biliyorsunuz.


Devam ediyor B sayfasına geçiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder