2 Kasım 2011 Çarşamba

İslamoğlu Tef. Ders. Yunus (029-031)(68-C)

B sayfasından devam


29-) Fekefa Billâhi şehiyden beynena ve beyneküm in künna an ıbadetiküm leğafiliyn;

"Bizimle sizin aranızda Allâh, şahit olarak yeterlidir... Muhakkak ki biz, sizin kulluğunuzun hakikatinden gâfildik!" (A.Hulusi)

29 - Şimdi sizinle bizim aramızda şahid olarak, Allah yeter doğrusu «sizin ibadetinizden bizim asla haberimiz yoktu»(Elmalı)


Fekefa Billâhi şehiyden beynena ve beyneküm in künna an ıbadetiküm leğafiliyn; ve artık bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah’ın yeterli olduğu bir hakikat var ki o da şu. Biz; sizin bize kulluk ettiğinizin farkında dahi değildik. Bu da yine çarpıcı bir ifade. Peygamberler, veliler, azizler, yatırlar, evliya, hepsi. Aslında bu ayette kastedilenin cansız nesneler değil, kendilerine tanrılık yakıştırılan iyi ruhlar olduğunu anlıyoruz, hatta melekler ve bilumum tanrılaştırılan varlıklar. Kendilerine bu misyonu yükleyen kimselere böyle diyecekler. Yani biz sizin bizi tanrılaştırdığınızdan haberdar bile değiliz.

Hz. İsa’nın ne diyeceğini sanıyorsunuz, kendisini tanrılaştıran, kendisini tanrının oğlu yerine koyan, yer yüzüne inmiş bir tanrı olarak gören, tanrının kendisinde tecessüm ettiğini söyleyen değişik Hıristiyan mezhepleri için ne diyeceği belli. “Onlara bana tapın demedim ki, ben onların beni tanrılaştırdıklarını bile bilmiyorum ya rabbi.” Diyecektir.

Yine bir çok insanın Allah’ın sıfatlarından bazılarına verdikleri o yatırlar, o evliya, o azizler, o sıddıyklar ne diyecekler. “Ya rabbi ben söylemedim ki bunlara. Bunlar kendi kendilerine yakıştırdılar. Benim haberim bile yok.” Veyahut ta; Allah’ın huzurunda bizi kurtaracak, bizi geçirecek, bizi savunacak, veyahut ta Allah’tan isteyecekleri bir şeyi ondan istemeleri, gelip kabirlerinden dilenmelerine ne diyecekler. İşte ne diyecekleri burada açık ve net diyecekler ki;

in künna an ıbadetiküm leğafiliyn; sizin bize taptığınızdan bizim haberimiz yoktur diyecekler.


30-) Hünalike teblu küllü nefsin ma eslefet ve ruddu ilAllâhi MevlahumülHakkı ve dalle anhüm ma kânu yefterun;

Orada her nefs, önceden ne gönderdi ise onun getirisi olan sonucunu yaşar! Hak Mevlâları olan Allâh'a döndürülmüş; uydurmakta oldukları (tapınma objeleri) kendilerinden kaybolup gitmiştir! (A.Hulusi)

30 - İşte burada her nefis, geçmişte yaptığını deneyecek, hepsi hak Mevlâları Allaha reddolunmuş ve uydurdukları şeyler kendilerinden gaip olmuş gitmiş bulunacaktır. (Elmalı)


Hünalike teblu küllü nefsin ma eslefet işte o an ve işte orada herkes geride bıraktıklarından sınav vererek sonucu görür. Teblu, burada ki bir okuyuşta tebdilu, sonucu görür diye çevirdim ama Teblu olursa kendi kitabını yani karnesini okur biçiminde anlaşılmalı.

ve ruddu ilAllâhi MevlahumülHakk en nihayet Allah’a o yüceler yücesi gerçek sahiplerine döndürülürler.

ve ruddu ilAllâh Allah’a döndürülmek ne demektir İrcıi ila rabbine dön. Ne demektir;

innâ Lillâhi ve innâ ileyhi râci'ûn; (Bakara/156)

Biz Allah içiniz, Allah adına varız ve yine ona döneceğiz. Ne demektir; Kur’an da bu gibi ibareler ne anlama gelir, rabbe dönüş ne anlama gelir.

Aslında zımnen kendi içinde anlamını veriyor. İnsanın bozulan istikametinin ahirette düzeltileceğine delalettir. Sonunda Allah hakkında doğru bir idrake kavuşacağına delalettir. Fıtratına dönecek ve Allah hakkında ki yamuk düşüncelerinden kurtularak Allah’ın gerçekte en mutlak, en büyük, en yüce ve kendisine sığınılacak tek kapı olduğunu görür. İşte Allah’a dönmesinin anlamı budur. Yani yamuklaşan insan, istikametini bozan insan, yarın rabbinin gücünü açık ve net biçimde ahirette gördüğü zaman Allah’tan başka dönecek yer bulamaz. İşte dönüş budur. Fıtratına döner, mümin bu fıtrattan zaten ayrılmamıştır, dünyada ayrılmadığı için orada rabbinin belirlediği istikamete döner. Ama bu fıtrattan ayrılıp istikametini şaşıranlar da orada dönerler.

Tabii ki o dünyada yabancılaşmış yani dalalete sapmış kendi asli gerçeğine dönme çağrılarını, -zikir diyor ya Kur’an- bu çağrıları ise kulak tıkamış, duymazlıktan gelmiş bir insan sonunda Allah’tan başka gidilecek bir kapı olmadığını görür. Bunun anlamı işte budur.

ve dalle anhüm ma kânu yefterun; ve Kuruntu mahsulü uyduruk aracılar kendilerini yüzüstü bırakır.


31-) Kul men yerzükuküm mines Semai vel Ardı emmen yemliküs sem'a vel ebsare ve men yuhricülhayye minel meyyiti ve yuhricül meyyite minel hayyi ve men yüdebbirul emre, feseyekulunAllâh* fekul efela tettekun;

(Müşriklere) de ki: "Sizi semâdan ve arzdan kim rızıklandırıyor? Yahut işitme ve görme kuvvelerinin sahibi kim? Ölüden (ölü hükmündeki kendini sırf beden sanma yaşamından) diriyi (Hayy olanın Esmâ'sıyla diri olduğu bilincini) kim çıkarıyor ve diriden (Hakikati itibarıyla diri iken) ölüyü (kendi veya karşısındakinin hakikatini görememe veya kendini sırf beden olarak kabullenip, toprak olup yok olacağını sanma hâlini) kim oluşturuyor? Kim Hükmü tedbir ediyor?"... "Allâh" diyecekler... De ki: "O hâlde niye korunanlardan olmuyorsunuz?" (A.Hulusi)

31 - De ki: size Gökten ve Yerden kim rızk veriyor? Ya o sem'u ebsar kimin milki bulunuyor? Ve kim o ölüden diri çıkarıyor ve diriden ölü çıkarıyor? Ve emri kim tebdil ediyor? Derhal diyecekler ki Allah, de ki, o halde sakınmaz mısınız? (Elmalı)


Kul men yerzükuküm mines Semai vel Ard ey peygamber de ki göğün ve yerin ürünleriyle sizi rızıklandıran kimdir, emmen yemliküs sem'a vel ebsar peki, işitme ve görme duyularınız üzerinde kim mutlak söz sahibidir..!

İşitme ve görme duyuları hemen bir önceki cümlede rızıkla birlikte anılıyor. Yani görebilmek, hakikati görebilmek Allah’ın verdiği en büyük rızıktır. Hakkı duyabilmek Allah’ın verdiği en büyük rızıktır, nasiptir. İşte onun için Allah herkese göz verir ama her gözü olan göremez. Allah herkese kulak verir ama her kulağı olan işitemez, duyamaz. Onun için sadece Allah’tan göz ve kulak değil, o gözle görecek bir basiret ve o kulakla hakkı duyacak bir işitme vermesini niyaz etmek durumundadır mümin.

ve men yuhricülhayye minel meyyiti ve yuhricül meyyite minel hayyi ve men yüdebbirul emr  feseyekulunAllâh derhal diyecekler ki, elbette Allah. fekul efela tettekun; sende de ki; hala sorumsuzca davranmayı sürdürecek misiniz, kim diyecek elbette Allah’tır diye? İşte yukarda Allah’a ortak koştukları söylenenler diyecekler. dahası; kimdir ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkaran kim. Ya bir düzen içerisinde devinen bütün bir varlığa talimatını kim veriyor.

Bu ayetlerin ilk muhataplarının yaşadığı zamana dönecek olursak, bu ayetlerin indiği döneme dönecek olursak, Mekke’nin müşrikleri diyecek. Yani açıkça anlaşılıyor ki onlar Allah’a iman ediyorlar, Allah’ın mutlak yaratıcı olduğuna iman ediyorlar, işte göğün ve yerin sahibi olduğuna iman ediyorlar, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkardığını biliyorlar. Peki biliyorlar da niçin böyle yapıyorlar diye sormayacaksınız değil mi, çünkü o gün bunu bilenler, bugünde bunu bilenler bu işi yapıyorlar. Bugün Allah’tan başkalarına Allah’a ait sıfatları yakıştıranlar, aslında Allah’a inanmadıklarından mı yapıyorlar bunu. Hayır. İnanıyorlar, o günküler de inanıyorlardı.

Aslında müşrik diye nitelediği Kur’an ın o insanlar Allah’tan başka taptıklarına; Bunlar Allah katında bize yardımcı olacaklar, bunlar bizi Allah’a yaklaştırıyorlar diye tapıyorlardı. Onun için ayetin muhatabı sadece tarihin belli bir zamanında yaşamış insanlar değil, ayet bu günün insanını da muhatap alıyor ve bugünde devam etmekte olan, bu tür, bu tip sapmalara bir cevap teşkil ediyor.

Devam ediyor D sayfasına geçiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder