22 Kasım 2011 Salı

İslamoğlu Tef. Ders. Hud (003-006)(71-B)




A sayfasından devam.


3-) Ve enistağfiru Rabbeküm sümme tubu ileyHİ yümettı'küm metaan hasenen ila ecelin müsemmen ve yü'ti külle ziy fadlin fadlehu, ve in tevellev fe inniy ehafü aleyküm azâbe yevmin kebiyr;

"(Yanlış ve kusurlarınız için) bağışlanma isteyin Rabbinizden! Sonra O'na tövbe edin ki, ömrünüz tamamlanana kadar sizi güzel bir şekilde yaşatıp, her erdemli kişiye lütfunu (ilim ve irfanlarının hak ettiğini) versin... Eğer yüz çevirirseniz, sizin için o büyük sürecin azabından korkarım." (A.Hulusi)

3 - Hem rabbinizin mağrifetini isteyin sonra ona tevbe edin ki sizi bir müsemmâ ecele kadar güzel bir surette yaşatsın ve her Fadıl sahibine fadlını versin ve eğer yüz çevirirseniz haberiniz olsun ki ben size büyük bir günün azâbından korkarım.


Ve enistağfiru Rabbeküm sümme tubu ileyH o halde ne yapmanız gerekiyor, veya soruyor musunuz. Hani Kur’an sümme fussılet idi, yalnız Allah’a kulluğa çağırdı. Peki Allah’a kulluk ne ile başlar, nasıl başlar diye soruyor musunuz; Alın onu da açıklıyorum Ve enistağfiru Rabbeküm sümme tubu ileyH yapmanız gereken ilk şey budur. Haydi rabbinizden kusurlarınız için af dileyin ve bilincinizi yenileyerek, -dikkat buyurunuz lütfen, tevbeyi böyle de anlamlandırıyorum. Bilinci yenilemek.- sümme tubu ileyH ve bilincinizi yenileyerek ona yönel. İlk yapmanız gereken budur.

Kulun kulluk yürüyüşüne çıkarken ilk yapması gereken istikamet tespitidir. Tevbe budur. İstiğfar;ağırlıklardan kurtulmak, yola çıkarken yürek yıkamaktır istiğfar. Çünkü yola çıkıyorsunuz, bir yürek abdesti almanız lazım. İstiğfar ederek, yüreği arındırarak, temizleyerek, geçmişin tortularını bir kenara atarak, af dileyerek, özür dileyerek çıkmalısınız. Ondan sonra sümme tubu ileyH istikamet açısını ayarlamalısınız. Çünkü çıkıştaki bir milimlik bir sapma, yol aldıkça sizi maksadınızdan kilometrelerce uzağa düşürecektir. Onun için tevbe; yöneliş demektir, dönmek demektir. Onun için istikamet açısını iyi tutturun. Allah’a, Allah yolunda hakikat üzere yürürken başlangıçta iyi tevbe edin. Yani tam tutturun istikamet açısını. İleyH, O’na doğru. Sapma olmasın.

yümettı'küm metaan hasenen ila ecelin müsemmen ve yü'ti külle ziy fadlin fadleh Peki bunun karşılığında ne verecek, Allah size neyi vaat ediyor, ne alacaksınız? O da size; Yasa ile belirlenmiş süre doluncaya kadar ila ecelin müsemme yasa ile belirlenmiş süre diye tercüme ettim, doğrusu da budur. Sonu yasa ile belirlenmiş süre. Yani ecel, ölümüm yasaları.

Ölüm Allah’ın koyduğu yasalarla gerçekleşir. Ölü diyebilmemiz için bu yasanın ortaya çıkması, gerçekleşmesi lazım. Onun için buradaki; İla ecelin müsemme sonu yasa ile belirlenmiş süre doluncaya kadar akıbeti güzel bir hayat bahşetsin Allah size ve erdem sahibi herkese erdemin karşılığını versin. Vaat bu. Süre doluncaya, yani sonu yasa ile belirlenmiş ömür süresi doluncaya kadar. Buradaki yasa ile belirlenmiş olan zaman değil. Ölümün kendisi, ölümüm yasası yani. İşte o gelinceye kadar güzel bir hayat bahşetsin.

Ben buraya akıbeti diye bir sözcük ilavesini zorunlu buluyorum, akıbeti güzel bir hayat. Güzel bir hayattan kastı Kur’an ın yer yüzünde vur patlasın çal oynasın hayatı değil. Kur’an ın güzel bir hayattan kastı; Firavun gibi dişi ve başı ömrü boyu hiç ağrımamış bir hayat değil. Elini sıcak sudan soğuk suya vurmadığı bir hayat değil. Güzel hayat; Güzel sonuçlu hayattır, sonu güzel olan hayattır. Ebedi mutluluğu getiren hayat, güzel hayattır. Yoksa anlık bir haz için bir ömrünü yakan, bir ömürlük mutluluğunu feda eden ahmak ve aptal insanlar durumuna düşeriz Allah korusun.

Onun için burada güzel bir hayattan kasıt, akıbeti güzel bir hayat ve ayetin devamında erdem sahibi herkese erdeminin karşılığını versin bunun sonucunda diyor. ve yü'ti külle ziy fadlin fadleh..!

ve in tevellev fe inniy ehafü aleyküm azâbe yevmin kebiyr; ama eğer yüz çevirecek olursanız iyi bilin ki ben korkunç bir günün azabının üzerinize kopmasından korkuyorum.


4-) İlAllâhi merciuküm* ve HUve alâ külli şey'in Kadiyr;

"Allâh'a rücu edeceksiniz; 'HÛ'; her şeye Kaadir'dir. (A.Hulusi)"

4 - Hep dönümünüz Allaha dır, o ise her şey'e kadîrdir. (Elmalı)


İlAllâhi merciuküm er geç dönüşünüz Allah’adır. ve HUve alâ külli şey'in Kadiyr; ve O, her şeyi yapmaya muktedirdir. Yani ömrünüzü kötü de geçirebilirsiniz, fakat unutmayınız, güzel veya kötü mutlaka sonunda hesap vereceksiniz. Kaçış yok. Allah sız bir ahiret yok. Dünya hayatında Allah ile ilişkini keserek yaşayabilirsin, Allah’a karşı yabancılaşabilirsin, tercihini Allah’tan arındırılmış bir hayat lehine kullanabilirsin. Ama ötede öyle bir imkanın olmayacak, Allah sız bir ahiret olmayacak. O zaman şimdiden hesabını iyi yap diyor. Dönüş ona.


5-) Ela innehüm yesnune sudurehüm liyestahfu minHU, ela hıyne yestağşune siyabehüm ya'lemü ma yüsirrune ve ma yu'linun* inneHU Aliymun BiZatis sudur;

Kesinlikle bilin ki! O'ndan gizlemek için, içlerindekini dürüp bükerler (gerçek düşüncelerini başka fikirlerle örtüp gizlerler)! Kesinlikle bilin ki! Onlar elbiselerine büründüklerinde (iç dünyalarındakini örttüklerinde), onların sırlarındakini ve açığa vurduklarını da bilir! Çünkü O, sadırların (beyinlerindeki dünyalarının) zâtı olarak Aliym'dir. (A.Hulusi)

5 - Bak amma onlar ondan gizlenmek için göğüslerini büküyorlar, evet amma onlar ondan örtülerine bürünürlerken o onların neyi gizlediklerini ve neyi açığa vurduklarını bilir çünkü o, bütün sinelerin künhünü bilir. (Elmalı)


Ela innehüm yesnune sudurehüm liyestahfu minH Allah’tan arındırılmış, yani Allah ile ilişkisi koparılmış bir hayat yaşayanların içinde bulunduğu çıkmazdan bir sahne getirdi gözümüzün önüne bakın. Baksanıza bu tipler diyor Kur’an; onlar, ondan kaçırmak için yüreklerini kat be kat örtüyorlar.

Bu ayeti çevirirken çok düşündüm. Burada anlatılan iki yüzlüler değil, münafık değil bunlar. Çünkü Mekke’deyiz ve bu ayetler Mekkeli. Zaten ayetin devamında da anlatılanların inkarcılar olduğu görülüyor. O zaman yesnune sudurehüm göğüslerini iki büklüm yaparlar, bükerler diyor. Böyle çevirmedim, Yüreklerini Allah’tan kaçırırlar diye çevirdim. Neden; Yüreklerini Allah’tan kaçırmak, yüreklerini Allah’tan sakınmak..! insanın yapabileceği en büyük ahmaklık. Yüreği Allah’tan sakınmak.. düşünebiliyor musunuz.

Allah’tan yüreğini niçin sakınır bir insan, Allah yüreğe ne yapar ki. Tecelli ederse Allah yüreğe ışık verir, iman verir, hidayet verir. Çünkü Mukallib’ul Kulub olan odur, kalpleri evirip çevirir. Onun için sevgili nebi; sebbik kalbî âlâ dinik diyordu. Kalbimi dinin üzerinde sabitle. Yürek Allah’a verilirse Allah o yüreği hiç zayi eder mi. En güzel şekilde donatmaz mı, imanla donatmaz mı. Peki söyler misiniz bir insan yüreğini Allah’tan kaçırmakla aslında ne büyük bir ziyana uğramış oluyor.

Onun için burada söylediği yüreklerini Allah’tan sakınırlar, Allah’tan kaçırırlar. Allah’tan kaçıran kime verecek o yüreği. Eğer bir yürek ki Allah’a ait değilse, Allah’a teslim olmazsa kime teslim olur. Elbette şeytana teslim olur. Vay gele o yüreğin başına. Bir yüreği mahvetmenin adresi değil midir bu, yöntemi değil midir. İşte burada onlar diyor baksanıza, bakın şunlara, görün şunları âlâ uyarısı ile gelmiş. Ondan kaçırmak için yüreklerini kat be kat örtüyorlar.

Belki burada bir nükte daha olabilir, yüreklerinin üzerine – ki buradaki sudur, sadece yürek değil aynı zamanda vicdanı da kaplayan bir şey, vicdanlarının üzerine örtü örterler. Niçin, Vicdanlarının çığlığını duymamak için. Zavallı aşağıda sahibine seslenir; Öldürüyorsun beni, boğuyorsun der. Vicdan fıtratın sesidir. Fıtratın belki kendisidir hatta. Bu manada fıtratın sesini susturmaya çalışır. Susmazsa üzerini örter, kat kat örter. Li vicdanın sesini duyup ta rahatsız olmayayım, yani günah işlerken rahatsız olmayayım, Allahsız bir hayat tasarlarken rahatsız olmayayım. Allah’tan uzaklaşırken rahatsız olmayayım. Kendi kendime ihanet ederken rahatsız olmayayım diye üstünü örter.

Vahiyden tabii ki etkileniyorlardı bu ayetlerin ilk muhatapları olan inkarcılar. Bilinçli bir körlük ve sağırlığı tercih ediyorlardı. Bu surenin 20. ayetinde söylendiği gibi. Bilinçli bir körlük ve sağırlık, yani farkın dalardı onlar. Farkında olarak sağır ve kör davranıyorlardı. Onun içinde işte böyle yüreklerini Allah’tan kaçırmak, vicdanlarının üzerini kat kat örtmek gibi bir cinayet işliyorlardı.

ela hıyne yestağşune siyabehüm ya'lemü ma yüsirrune ve ma yu'linun unutmayın ki onlar kat kat örtülere sarınıp büründüklerinde dahi O, yani Allah, onların gerçeği gizlediklerinde bilir, yalanı açığa vurduklarını da. O ”gerçek ve yalan”, bir açıklama babından bendeniz ifade ediyorum. Yani onların gerçeği gizlediklerini ve yalanı açığa vurduklarını. Gizledikleri gerçektir onların. Nedir o; Fıtrat, hilkat, vicdanın sesi, dışarı vurdukları da yalandır. Batıl yalandır zaten. Yalanın adresidir batıl. Onun için dışarı vurdukları o küfür, o davranış, o Allah’tan kaçış aslında bir yalan. Onlar yalanın çocukları, yalana teslim olmuş, gerçeği yalana tercih etmeyen, ama yalanı gerçeğe tercih eden yalanın evlatları onlar.

inneHU Aliymun BiZatis sudur; Nitekim O göğüslerin en mahrem sırlarını bilendir. Evet, tefsire gerek var mı, O göğüslerin en mahrem sırlarını bilendir. Onun için kendisinden neyi kaçırdıklarını, niçin kaçırdıklarını da çok iyi bilir.


6-) Ve ma min dabbetin fiyl Ardı illâ alAllâhi rizkuha ve ya'lemu müstekarreha ve müstevdeaha* küllün fiy Kitabin mubiyn;

Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun yaşam gıdası (rızkı) Allâh'a ait olmasın! Bilir onun karar kılacağı hâli de (sonunu) ve geçici olarak yaşamakta olduğunu da... Hepsi apaçık bir BİLGİdir! (A.Hulusi)

6 - Yerde hiç bir debelenen de yoktur ki rızkı Allaha ait olmasın, o onun karar ettiği yeri de bilir, emanet bulunduğu yeri de, hepsi açık bir kitaptadır. (Elmalı)


Ve ma min dabbetin fiyl Ardı illâ alAllâhi rizkuha Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızk açısından Allah’a bağımlı olmasın.

Evet dostlar, açlık ve kıtlık rızkın yetersizliğinden değildir. Yani Keynes doğru söylemiyor. Kapitalistler doğru söylemiyor. Açlık evrensel değildir. Rızk evrenseldir. Fakat insanoğlunun hırsı, aç gözlülüğü ve adil olmayan paylaşımda ısrarı, açlığın ve kıtlığın sebebidir. Varlığa rızk yetesiye iner, fakat insanoğlu hırsından ve aç gözlülüğünden gasp eder ve Allah’ın kendisini sınamak için fazla fazla verdiklerinden diğer insanların,i yoksulların hakkını vermez ve sınavı kaybeder. Varlıkla sınanır ve kaybeder. Varlık onun için bir cehenneme dönüşür. O sebeple; illâ alAllâhi rizkuha ne varsa, hangi canlı varsa rızkı Allah’a aittir. Bu manada Allah rızkı yetesiye vermiştir.

Hani ne diyordu sevgili Nebi; “Eğer sizler kuşlar kadar Allah’a mütevekkil olsaydınız rızkınız, kuşların ağızlarına konduğu gibi gelir ağzınıza konardı.” Ama tabii ki biz insanız ve iradeli varlıklarız.

Ve en leyse lil İnsani illâ ma se'a; (Necm/39) İnsan için ancak çalıştığının, çalışmasının, çabasının karşılığı vardır diyen Kur’an dır.

ve ya'lemu müstekarreha ve müstevdeaha zira o her canlının konup eğleşeceği yeri de, göçüp yerleşeceği yeri de bilir. küllün fiy Kitabin mubiyn; Bütün bunlar belirli bir yasayla kayıt altına alınmıştır. Yani tesadüf yoktur. Var oluş içinde tesadüfe yer yoktur. Varlık nizam ve intizam ile yaratılmıştır. İşte bu ayetin söylediği büyük hakikat bu, ispatı, kader budur. İşte kader tesadüfün zıddıdır. Ölçüsüz yasasız hiçbir şey yoktur. Eşyanın kaderi onun tabi olduğu ilahi yasadır.

Burada hemen biraz önce her canlının konup eğleşeceği, göçüp yerleşeceği yeri bilir ibaresi birkaç şeye tekabül edebilir. Bir başka ayette daha gelir buna benzer bir ibare. İnsanın öncesine ilişkin yani sulbüne ilişkin, kimin sulbünden gelecek ve nerede konup yerleşip rızıklanacak. Ya da akıbetine ilişkin konup eğleşeceği yer yüzünde ne yapacak, nasıl bir hayat yaşayacak ve ondan sonra da akıbeti ne olacak. Sonuçta nereye gidecek, o Allah’ın bilgisi, külli bilgisi içindedir. Mutlak bilgisi içindedir. Fakat bu bilgi kulun iradesini yok sayan bir şey değildir. Kulun iradesi Allah’ın bizzat yarattığı verdiği şeydir. Allah kendi verdiği ihsan ve in’am ına kendisi hürmet eder.


Devam ediyor C sayfasına geçiniz.
71. videoyu toplu olarak http://kurantefsir.wordpress.com/2011/11/18/islamoglu-tefsir-ders-hud-001-02471/ bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder