5 Temmuz 2013 Cuma

İslamoğlu Tef. Ders. ZUHRUF (77 - 88) (155-E)

D sayfasından devam

77-) Ve nadev ya Malikü li yakdı aleyna Rabbük* kale inneküm makisûn;

"Ey (cehennem'in bekçisi) Mâlik! Rabbin aleyhimize hüküm versin (vefat ettirsin)!" diye nida ettiler... (Mâlik) dedi ki: "Muhakkak ki siz (burada, böyle) yaşayacaklarsınız!" (A.Hulusi)

77 - Ve şöyle çığrışmaktadırlar: ya mâlik! Rabbin işimizi bitiriversin, o demiştir ki: her halde siz duracaksınız. (Elmalı)


Ve nadev ya Malikü li yakdı aleyna Rabbük ve şöyle yalvaracaklar; Ey cehennemin bekçileri; rabbinize söyleyin de işimizi bitirsin. Li yakdı aleyna. Evet işimizi bitirsin. Ne dehşet bir şey olduğunu ancak böyle bir ifade beyan edebilirdi. Ne diyordu Furkan/14. ayeti; Lâ ted'ul yevme süburen vahıden ved'u süburen kesiyra. (Furkan/14)

Sübur mevtten farklı bir şey. Mevt dirilmek üzere ölmek demektir. Sübur ise dirilmemek üzere ölmektir. Böyle bir şey yok, ama onlar bunu isteyecekler. Yani dirilmemek üzere bir ölüm ver ey Allah’ım diyecekler. Ey melekler, ey cehennemin bekçileri rabbinize  söyleyin de bize dirilmeyecek bir ölüm versin. Kur’an işte buna cevap veriyor Furkan suresinde. Bugün bir tek süburu, bir tek yok oluşu çağırmayın, bir çok ölümü, birçok yok oluşu çağırın. Bir tek yetmez.

kale inneküm makisûn o cehennemin bekçisi şöyle cevap verecek; Şunu kafanıza iyice sokun siz kalıcısınız, geçici değilsiniz. Sonsuz bir hayatınız olsaydı sonsuza kadar küfredecektiniz zımnen belki de bu.


78-) Lekad ci'naküm Bil Hakkı ve lâkinne eksereküm lil Hakkı karihun;

Andolsun ki size Hak olarak geldik! Ne var ki sizin çoğunluğunuz Hak'tan nefret ediyordunuz! (A.Hulusi)

78 - Celâlim hakkı için biz size hakkı gönderdik ve lâkin ekseriniz hakkı hoşlanmayanlarsınız. (Elmalı)


Lekad ci'naküm Bil Hakkı ve lâkinne eksereküm lil Hakkı karihun doğrusu biz hakikati, ayağınıza kadar getirmiştik. Evet, Bu da çok ilginç ve dokunaklı bir ifade. Hakikati ta ayağınıza kadar, ben sizin rabbiniz olduğum halde, ben sizi yarattığım halde hakikati ayağınıza kadar getirdim. Oysa akıl vermiştim arayın bulun derdim, bunu da demedim. Peygamber gönderdim. Bir tekte göndermedim, bir tek gönderdim haydi onu arayın bulun da demedim, bir çok gönderdim. Onu göndermekle de yetinmedim kitaplar gönderdim. Hatta arayın bulun kitabı kaybettiğiniz gibi demedim, onu korudum, muhafaza ettim, ayağınıza kadar getirdim hakikati. Fakat birçoğunuz hakikatten hiç hoşlanmadı. Bu ifade çok çarpıcı;

ve lâkinne eksereküm lil Hakkı karihun bir çoğunuz hakikatten hiç hoşlanmadı. Hakikat bazılarınızın hoşuna gitmedi. 57 – 60 ve 63 – 65 te işlenen İsa konusuna geri dönüldü aslında bu ayetle. Hakikat İnsanoğlu İsa idi. Fakat yalan daha tumturaklı geldi, Tanrı oğlu İsa. Onun için hakikati bırakıp yalana sarıldınız. Hakikati sevmemek, hakikatin ne olduğu hakkında ki kararı kimin vereceğini şaşırmaktır ki işte hemen bir sonra o geliyor.


79-) Em ebremu emren feinna mubrimun;

Yoksa Hakk'ın ne olduğuna onlar mı hüküm verecekler! Neyin Hak olduğunu biz belirleriz! (A.Hulusi)

79 - İşi sıkı mı büktüler, fakat işte sıkı büken biziz. (Elmalı)


Em ebremu emren feinna mubrimun yoksa hakikatin ne olduğu hakkında ki kararı onlar mı verecekler, yoksa biz mi vereceğiz. Yani zımnen. Hayır feinna mubrimun asıl karar verici biziz, biz vereceğiz yani, onlar vermeyecekler. Hakikatin ne olduğu konusunda ki kararı biz vereceğiz.


80-) Em yahsebune enna lâ nesme'u sirrahüm ve necvahüm* bela ve RusülüNA ledeyhim yektübun;

Yoksa onların gizlediklerini ve fısıltılarını işitmediğimizi mi sanırlar? Evet (işitiyoruz)! Yanlarındaki Rasûllerimiz de yazmaktadırlar. (A.Hulusi)

80 - Yoksa biz onların sırlarını ve fısıltılarını işitmeyiz mi sanıyorlar? Hayır işitiriz hem de yanlarında elçilerimiz vardır yazarlar. (Elmalı)


Em yahsebune enna lâ nesme'u sirrahüm ve necvahüm yoksa onlar içlerinde sakladıklarını ve gizli kapaklı konuşmalarını duymadığımızı mı zannediyorlar. Bela asla, böyle zannetmesinler ve RusülüNA ledeyhim yektübun aksine duyarız, üstelik elçilerimiz kayda bile geçer. Yani sadece duymakla kalmayız, elçilerimiz onları kayda bile geçirirler.

Bu ayet Dârun Nedve ile ilgili olarak ta anlaşılmış, İznik konsülü ilgili olarak ta. Dârun Nedve olarakta anlaşılması Mukatilden gelen bir rivayete dayanıyor. Darun Nedve de bu dönemde Resulallah’ı katletmek için tüm müşrik reisleri, tüm kabileleri temsilen birer kişinin Dârun Nedve de toplanıp Resulallah’ı getirip, ya da Resulallah’a bir biçimde ulaşıp ortaklaşa katletme kararı almışlar.

İşte burada onların gizli kararlarını, fısıldaşmalarını, gizli kapaklı  işlerini bilmediğimizi mi zannediyorlar ibaresi ona delalet eder diyen. Mukatil’in yanında bazı müfessirler de, ki modern müfessirler, çağdaş müfessirler bu ayeti İznik konsülü ile irtibatlandırırlar. Gerçekten de İznik konsülünde -ki M.S. 325 te gerçekleşti-  o güne kadar Hz. İsa’nın mesajında muvahhit öğeler baskın unsurdu Arius Hıristiyanlığı muvahhit idi, tevhidi idi. Hz. İsa bir peygamber olarak görülüyordu.

Ama İznik konsülünde o konsülü toplayan, müzaheret eden ve arkasında dayısı olan Bizans Kralının, Roma kralının da etkisiyle Roma’nın putperest unsurları konsül eli ile Hıristiyanlığın içine sokuldu. Ve artık baba oğul ruhül Kudüs üçlüsü,üçlemesi teslis, kilisenin tek inancı olarak kabul edildi. Onun dışında muvahhit Hıristiyanlar kovuşturmaya, ölüme mahkum edildiler. Ve yakalandıkları yerde katledildiler.

İşte onların ne dümenler çevirdiklerini sahih akideyi bozmak için nasıl fırıldaklar döndürdüklerini bilmediğimizi mi zannediyorlar şeklinde de anlaşılabilir.


81-) Kul in kâne lirRahmâni veledün, feena evvelül 'abidiyn;

De ki: "Eğer Rahmân'ın bir çocuğu olsaydı, ona ibadet edenlerin ilki bendim!" (A.Hulusi)

81 - De ki: Rahmanın bir veledi olsa ben ona tapanların birincisi olurdum. (Elmalı)


Kul in kâne lirRahmâni veledün, feena evvelül 'abidiyn de ki ey peygamber, eğer rahman, o sonsuz merhamet sahibi bir erkek çocuk sahibi olsaydı, edinseydi, ona ilk tapan ben olurdum de. Evet, çarpıcı bir ifade.


82-) Subhane Rabbis Semâvati vel Ardı Rabbil 'Arşi 'amma yesıfun;

Semâlar ve arzın Rabbi, arşın Rabbi onların tanımlamalarından münezzehtir! (A.Hulusi)

82 - Tenzih o sübhâna o Göklerin ve Yerin rabbi, rabbül'arşe onların vasıflarından. (Elmalı)


Subhane Rabbis Semâvati vel Ardı Rabbil 'Arşi 'amma yesıfun göklerin ve yerin rabbi, yüce hükümranlık makamının rabbi; onların yakıştırdığı bu tip her şeyden münezzehtir, berî dir, asla O’na böyle şeyler yakıştırılamaz.


83-) Fezerhüm yehudu ve yel'abu hattâ yulaku yevme hümülleziy yu'adun;

Bırak onları, vadolundukları sürece kavuşuncaya kadar (dünyalarına) dalsınlar ve oynasınlar! (A.Hulusi)

83 - Şimdi bırak onları dalsınlar, oynaya dursunlar tâ vaad olundukları günlerine çatasıya kadar. (Elmalı)


Fezerhüm yehudu ve yel'abu hattâ yulaku yevme hümülleziy yu'adun artık onları bırak, geleceği vaad olunan günlerine kavuşuncaya kadar lafazanlıkla oyalansınlar. Yehudu; aslında yürüyerek havuzun derin kısmına dalmak demektir. Ama burada mecazen Arap dilinde lafa dalmak, lafazanlık yapmak olarak görülüyor lügatlarda. Ki burada ki anlamı da o. Dalsınlar, lafazanlıkla oyalansınlar ve kelimelerle oynasınlar.

Zaten öyle yaptılar. Kelimelerle oynadılar. Aslında baba derken mecaz kullanmışlar da, Allah’a baba demek mecazi imiş de, işte oğul derken de biraz mecaz kullanmışlar, bu mecazı bazıları hakikat sanmış ve onun içinde bazıları karıştırmışlar. İşte İsa’nın bedeni değil asıl, ruhu temsil edermiş tanrıyı. Dolayısıyla onlar ruhunu kastederek öyle söylemişler. Vs. vs. İşte lavzanlık, lafazanlığa dalmak söz konusu olunca en yanlış bile lavgarlıkla izah edilmeye kalkılır. Tabii ikna edici olmaz o ayrı mesele.


84-) Ve "HU"velleziy fiys Semâi ilâhun ve fiyl Ardı ilâh* ve "HU"vel Hakiymül Aliym;

"HÛ"dur (Esmâ'sıyla) semâda da ilâh (olarak düşünülen), arzda da ilâh (olarak düşünülen)! "HÛ"; Hakiym'dir, Aliym'dir. (A.Hulusi)

84 - Hem o odur ki Gökte de ilâh Yerde de ilahtır ve hakîm odur alîm o. (Elmalı)


Ve "HU"velleziy fiys Semâi ilâhun ve fiyl Ardı ilâh zira gökte de ilah olan, yerde de ilah olan yalnızca O’dur. Evet, bu müstakil bir cümle olarak da anlaşılmalı. Gökte de ilah olan yerde de ilah olan O’dur. Kime; Herkese Allah’ı göklerin tanrısı olarak görüpte kendi hayatına karıştırmak istemeyen herkese bir uyarıdır bu.

ve "HU"vel Hakiymül Aliym ve O sonsuz hikmet sahibidir, her şeyi bilendir. Her tür seküler ve düalist mantığı reddeder bu ayet. Allah hayata müdahildir der. Ey Allah’ı hayatına karıştırmak istemeyenler. Alemi yaratan sana müdahildir. Yer yüzüne de karışır, hayatına da karışır, karışacaktır.


85-) Ve tebarekelleziy leHU Mülküs Semâvati vel Ardı ve ma beyne hüma* ve 'ındeHU 'ılmüs saati ve ileyHİ turce'un;

Semâların, arzın ve ikisi arasındakilerin mülkü kendisi için olan ne yüce mübarektir! O'nun indîndedir, o saatin (ölüm - kıyamet) ilmi... O'na döndürüleceksiniz! (A.Hulusi)

85 - Ve ne yücedir o ki Göklerin Yerin ve bütün aralarındakilerin mülkü onun, saate ilim de onun nezdindedir ve hep döndürülüp ona götürüleceksiniz. (Elmalı)


Ve tebarekelleziy leHU Mülküs Semâvati vel Ardı ve ma beyne hüma göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mülkü kendisine ait olan Allah ne yüce, ne mübarektir, ne büyük bir bereketin kaynağıdır. ve 'ındeHU 'ılmüs saah son saatin bilgisi sadece onun katındadır.

Yani buradan yola çıkarak hiç kimse spekülasyon yapmasın, hiç kimse kendisini mehdi ilan etmeye  kalkmasın, hiç kimse son saat şu zaman kopacak, kıyamet şu zaman gelecek, veya kıyametten önce şunlar şunlar olacak. Biz bunları biliyoruz diye ortaya çıkmasınlar. Şifre çözmeye kalkmasınlar, şifrecilik yapmasın. Hiç kimse haddini bilmezlik yapmasın. ve 'ındeHU 'ılmüs saah son saatin bilgisi sadece onun katındadır. ve ileyHİ turce'un dönüş yalnızca O’nadır.


86-) Ve lâ yemlikülleziyne yed'une min dûnihiş şefaate illâ men şehide Bil Hakkı ve hüm ya'lemun;

O'nun dûnunda olarak yöneldikleri şefaate sahip olamazlar; ancak bilerek Hak olarak şahit olanlar müstesna! (A.Hulusi)

86 - Ondan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler ancak bilerek hakka şahadet eden kimseler müstesnâ. (Elmalı)


Ve lâ yemlikülleziyne yed'une min dûnihiş şefaah ondan başka yalvarıp yakardıkları varlıklar hiç kimseye şefaat edemezler. illâ men şehide Bil Hakkı ve hüm ya'lemun ne ki; Hakikate şahit olanlar var ya, işte sadece onlar bilir bunu. Bu gerçeği sadece hakikate şahit olanlar bilir.


87-) Ve lein seeltehüm men halekahüm le yekulünnAllâhu feenna yü'fekûn;

Yemin olsun ki eğer onlara: "Kendilerini kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Allâh" diyecekler... (Hak'tan) nasıl çevriliyorlar peki? (A.Hulusi)

87 - Celâlim hakkı için sorsan onlara: kendilerini kim yarattı elbette Allah derler, o halde nasıl çevrilirler? (Elmalı)


Ve lein seeltehüm men halekahüm le yekulünnAllâh ve eğer onlara kimin yarattığından sual etsen, hiç tereddütsüz Allah yarattı derler. Hem Hıristiyanlar ve müşrikler gibi putlaştıranlar, hem de melekler ve Hz. İsa gibi putlaştırılanlar için geçerli bu ibare. Yani eğer Hz. İsa’yı gitseniz de ruhu İsa’dan sorsanız kim yarattı seni, elbette hiç tereddütsüz Allah’tır. Meleklere gitseniz de ki müşrikler melekleri put ittihaz ediyorlardı, sizi kim yarattı deseniz Allah’tır derler. Yine müşriklere gitseniz onlar da öyle derler. Hz. İsa’yı ilahlaştıranlara sorsanız sizi kim yarattı, herhalde İsa demezler. Allah derler. Ama neden İsa’ya tanrılık yakıştırıyorsunuz o zaman, neden melekleri tanrı biliyorsunuz o zaman. Yani bu çelişki ne oluyor. Aslında bu soruyu sormamızı istiyor.

feenna yü'fekûn şu halde nasıl da savruluyorlar. Zaten sordu. Yani siz sorun, biz soralım; Nasıl savruk düşünmüyorsunuz, nasıl savruluyorsunuz, nasıl bu iftirayı atıyorsunuz. İfk olmayan bir şeyi icat etmek, oldurmaya kalkmak, yalan uydurmak anlamına. Nasıl böyle savruk bir zihinle bakıyorsunuz.


88-) Ve kıylihi ya Rabbi inne haülai kavmün lâ yu'minun;

Onun sözü: "Yâ Rabbi, bunlar iman etmeyen bir toplumdur!" (A.Hulusi)

88 - Onun ya rab! demesi hakkı için her halde onlar imana gelmez bir kavımdırlar. (Elmalı)


Ve kıylihi ya Rabbi inne haülai kavmün lâ yu'minun ve o birilerinin içleri yanarak, daha doğrusu o elçinin içi yanarak şöyle diyeceğini de bilir. Ey rabbim, ya Rabbi inne haülai kavmün lâ yu'minun işte bunlar inanmamakta direnen bir kavimdir. Aslında bu bana Furkan suresinde Resulallah’ın şikayetini akla getirdi, hatırlattı. Ya rab; inne kavmittehazû hazel Kur'âne mehcura. (Furkan/30) bu kavim Kur’an ı terk edilmiş bir kitap olarak bıraktı. Tıpkı buna benzeyen bir şikayet. Onun içinde öznesi belli olmayan ve öznesine sadece bir zamirle yer alan özne, Allah’u alem Allah’ın elçisi olsa gerek. Öyle okumak doğru okumaktır.


89-) Fasfah anhüm ve kul Selâm* fesevfe ya'lemun;

(Rasûlüm!) Sen onlara aldırma ve: "Selâm" de! Yakında bilecekler (işin hakikatini)! (A.Hulusi)

89 - Şimdi sen onlardan sarfı nazar et de selâm: de, artık ileride bileceklerdir. (Elmalı)


Fasfah anhüm ve kul Selâmun  fesevfe ya'lemun fakat sen verdikleri selamı güzel bir tavırla karşıla. Aslında verdikleri selam ibaresi ayette yok. Fakat Hud/69. ayetine dayanarak böyle anlıyorum selâmun gelmesinden dolayı. Selamen gelseydi böyle anlamayacaktım. Güzel bir tavırla onların selamını karşıla ve size selâm olsun de. Nasıl olsa gerçeği zamanı gelince öğrenecekler.

Evet, verdikleri selamı al, her ne olursa olsun onlarla irtibatı yine de kesme. Yani onlardan umut kesme. Ölünceye kadar onlara daveti götür. Unutma Allah umut kesmiyor, senin umut kesmen gerkemiyor. Bu anlamda ..idfa' Billetiy hiye Ahsen… (Fussilet/34) tezini en güzel şekilde savun ayetini, bu ayetin ışığında anlamak lazım.


Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.


155. Videonun sonu.
155. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder