10 Temmuz 2013 Çarşamba

İslamoğlu Tef. Ders. DUHAN (10 - 19) (156-C)



B sayfasından devam

10-) Fertekıb yevme te'tis Semau Bi duhanin mubiyn;

Semânın apaçık bir duhân (duman) olarak geleceği (insanî hakikatin fark edileceği) süreci gözetle! (A.Hulusi)

10 - O halde gözet o Semânın açık bir duman ile geleceği günü. (Elmalı)


Fertekıb yevme te'tis Semau Bi duhanin mubiyn şu halde göğün gerçeği ortaya koyduğu, ortaya seren bir dumanla kaplanacağı günü bekle.

Gerçeği ortaya seren bir duman Bi duhanin mubiyn İbn. Mes’ud a göre bu, Mekke müşriklerinin gelecekte başına gelen kıtlığa bir atıf. Zaten gelecekten haber veren bir ayet bu Fertekıb, bekle. Yani onların başına gelecek bir felaketi bekle diyor. İbn. Mes’ud da, ki daha başka sahabilerde ona katılıyor, hicretten sonra 7. yılda Mekke de kısa süreli bir kıtlık yaşanıyor. İşte bu kıtlığa delalet eder diyor.

Burada ki Bi duhanin mubiyn gerçeği ortaya seren duman ile de açlık sırasında kararan göze delalet eder. Açlık sırasında göz etrafını dumanlı, bulutlu görür. Öylesine bir açlık yaşadı ki Mekke o dönemde, o kıtlıkta leş yemek zorunda kalmışlardı. Sağda solda ki leşleri toplayıp yemek zorunda kalmışlardı. Resulallah’ın bir bedduası üzerine gerçekleşti bu kıtlık. Hudeybiye nin hemen arkasından ve bölgenin en refah içinde ki en müreffeh kentin sakinleri leşleri toplayıp yediler.

Bunun üzerine Ebu Süfyan Medine’ye yardım talebiyle geldi. Mekke’nin yeni reisi Ebu Süfyan. Resulallah onu geri çevirdi, ama arkasından da Hayber’in fethi üzerine ele geçen ganimetlerden külçe gümüşleri Mekke’mim yoksullarına dağıtılmak üzere Mekke’ye gönderdi.

Mekke’nin Resulallah’a yaptığına bakınız, Resulallah’ın Mekke’ye yaptığına. Mekke Resulallah’ı öldürmek için kastediyor ve onu vatanından çıkarıyor. Resulallah ise dar zamanlarında Allah cezanızı versin de helak olun demek yerine, belki önce yola gelmeleri için Allah’ın onlara bir imtihan vermesini niyaz ediyor, arkasından da bu imtihan gelince kendisinin de onlarla sınandığını düşünerek ganimetten bir pay gönderip yoksullar arasında dağıtılmasını istiyor.

Bu ilginç bir hadise. Allah resulünün şefkatini gösteren bir hadise. O dönemde Mekke’nin tahıl ambarı Yemame idi ve ilginç bir tevafuktur Yemame’nin iki kralından biri sayılan Sümame bin Üsal bir yolculuk sırasında İslam müfrezeleri tarafından yakalanıp getirildi, Mescitte 3 gün bekletildi. Daha önce Resulallah’a Mekke de bir panayırda Resulallah’ın kendi,sini dine daveti üzerine Resulallah’a hakaret etmiş ve bir daha görürsem seni öldürürüm demişti.

İşte bu adam 3 gün Mescidi Nebevi de hapsedildi, mü’minlerin yaşantısına şahit oldu. Özellikle de Resulallah’ın hayatına şahit oldu. Resulallah her namazdan sonra ona gelip imanı telkin ediyor, hala Allah’a teslim olma zamanın gelmedi mi ey Sümame diyor, fakat o dişlerini gıcırdatarak Resulallah’tan nefret ettiğini söylüyordu.

3. gün bırakın bunu gitsin dediğinde gözlerine inanamadı, kulaklarına inanamadı ve bakıy bahçeleri arasında kayboldu. Bir müddet sonra ellerinden saçlarından sular damlayarak Sümame’nin geldiğini gördük ve Resulallah’a müjde verdik, Y a Resulallah Sümame geliyor.” Resulallah’ın yüzünden ay doğdu sanki, o kadar sevindi. Sümame hem sular damlıyor, hem gözünden yaşlar akıyordu. Geldi kendini Resulallah’ın önüne bıraktı; Şu ana kadar bana en sevimsiz sendin ya Muhammed. Şimdi ise bana yer yüzündekiler ve içindekilerden, her şeyden daha sevimli olan sensin. Diyerek iman etti.

Bunun üzerine birkaç hafta daha İslam’ı talim etmek üzere Medine’de kaldı. 3 gün zarfında yemeğine bakmakla yükümlü olan sahabe, onun karnını doyurmakta aciz kalmıştı. Hatta bnir gün Resulallah’a gelip şikayet etmiş ve Ya Resulallah deve gibi yiyor. Bir adam, 9 adamın yediğini yiyor demişti. Ama Müslüman olduktan sonra Sümame’yi misafir eden ev sahibi; Ya Resulallah Sümame bir şey yiyemiyor, söyle de bir şey yesin. O adeta imana erdikten sonra kalbi doymuş kalbi doyduktan sonra karnı da doymuş adama dönerek Resulallah. Müslüman bir boğumla yer, kafir 7 boğumla yer, 7 bağırsağıyla yer. buyurmuştu.

İşte bu Sümame dönüşte Mekke’yi ziyaret etti ve imanını açıkladı. Müşrikler ona hücum ettiler, tam öldürecekleri sırada biri tanıdı ve onların ellerinden kurtardı. Sümame de onlara dönüp, Bunlardan sonra açsınız. Bundan sonra bir tane buğday yok size demişti ve buğday yolunu tıkadı. Artık ne zaman Mekke’ye buğday ve tahıl da akmayınca Mekke’liler açlıktan kırıldılar. İşte Mekke’nin fethinin önünü açan olaylar zinciri bunlar olmuştu.

[Ek Bilgi; DUHAN

Biz şimdiye kadar “duhân”ı hep düşünce kaymaları neticesinde oluşan şaşkınlıklar, itikadî marazlar ve fikir hercümerci şeklinde anladık. (Fettullah Gülen)

Hz. Ali'den şöyle nakledilmiştir: (Duhân,) Kıyamet'ten önce gökten gelecek bir dumandır. Kâfirlerin kulaklarına girecek, tâ ki her birinin başı püryân (sarhoş) olmuş (şekilde) başı dönecek, mümine de ondan zükâm (nezle) gibi bir hâl gelecek ve bütün yeryüzü, içinde ocak yakılmış; fakat deliği olmayan bir eve dönecek.

Âyette geçen '˜Duhân' kelimesi hakkında İbn Kesîr açıklama yaparken aktardığı bazı hadis-i şeriflerden sonra, bunu kıyamet alâmetlerinden birisi olarak değerlendirmiştir. (Hadislerle Kur’an tefsiri.)

Duhânın kıyamet alâmeti olduğunu Bediüzzaman da Şuâlar isimli eserinde 'haşir ve kıyametin bir alâmeti olan duhân şeklinde ifade eder. Hatta Bediüzzaman, yerin ve göğün yaratılması esnasında gerçekleşen olaylarla kıyamet esnasında yaşanacak olaylar arasındaki ortak noktalara dikkat çekerek şu ifadeleri kullanır:
Semânın 'sonra göğe yöneldi ki, o duman halindeydi' hâletindeki vaziyetinden tut, tâ duhân la inşikakına (parçalanmasına) ve yıldızların düşüp, hadsiz fezada dağılmasına kadar. (Şuâlar)

Ayetleri ve ayetler hakkında yapılan yorumları dikkate aldığımızda şu sonuca ulaşırız: Kâinatın yaratılışı ile ölümü demek olan kıyamet esnasında meydana gelecek olaylar hemen hemen aynı olacaktır.
Kur'an ın bu ifadeleri acaba ne ölçüde günümüz biliminin sunduğu bilgilerle uyum halindedir? Acaba, taban tabana zıt bilgiler mi aktarılmakta, yoksa insanoğlu binlerce yıllık birikimine rağmen Kur'an ın asırlar önce verdiği haberleri mi doğrulamaktadır?

Dünya’mızın Güneş sistemiyle birlikte yaklaşmakta olduğu galaksi merkezindeki dev kara deliğin yakınları sayılabilecek bir mesafede, sadece gazdan oluşan (hidrojen gazı) sarmal bir kol bulunmaktadır. Bu kol aynı zamanda genişleyerek 190000 km/s hızla Dünya’ya yaklaşmaktadır. Bu büyük gaz kütlesi Duhan suresinde belirtilen dumanı (duhan) oluşturabilir. Aynı zamanda, kelimenin tam anlamıyla, bize doğru kendisi yaklaştığı için de ayetteki  ‘’göğün getireceği veya çıkaracağı’’ tanımlamasına tamtamına uymaktadır.

İncil de
«Yukarıda, gökyüzünde harikalar yaratacağım. Aşağıda, yeryüzünde belirtiler, kan, ateş ve duman bulutları görülecek. Rab'bin büyük ve görkemli günü gelmeden önce Güneş kararacak, Ay da kan rengine dönecek. O zaman Rab'be yakaran herkes kurtulacaktır.'» (Elçilerin İşleri 2:19-21)

        Tevratta Duhan.
        Duman, Kitâb-ı Mukaddes'te de, dünyanın sonunda vukû bulacak bir alâmet olarak zikredilmektedir. İslâmî literatüre, kıyâmetin büyük alâmetlerinden biri olarak geçen “duhân”a, Kitab-ı Mukaddes'in benzer anlam ifâde eden pasajlarında rastlanılmış olması dikkatleri çekmektedir. Örnek;
        Sodom ve Gomora’ya ve bütün ovaya baktı. Yerden, tüten bir ocak gibi duman yükseliyordu. (Kutsal Kitap BÖLÜM 2
Kutsal Ruh`un Gelişi/19)

        NİBİRU VE DÜHAN

Duhan kelime anlamıyla duman anlamına gelmektedir. Surede de kıyamet vaktinin geldiğinin işaretlerinden biri olarak dünyayı büyük bir dumanın kaplayacağı söylenmektedir.
9. Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
10- Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;
11. Duman insanları bürüyecektir. Bu, elem verici bir azaptır.
12. (İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler).
Bu dumanın meydana geleceğini kimse bilemeyecektir. Çünkü dokuzunca ayette insanların şüphe içine de (yani emin olmayarak) eğlenip durduklarından bahsediyordur. Ve devamında ise göğün bu dumanı getireceğinden bahsediliyordur. Bunu atmosfer olarak düşünecek olursak, atmosferde böyle bir dumanın oluşma ihtimali bilimsel olarak mümkün değildir. O zaman bu duman dünya dışından gelecektir.
Burada bahsedilen gök atmosfer dışındaki evrendir.
Dumanın insanları bürüyeceğini söylüyor Kuran bizlere. Dünyanın nüfusunu göz önüne alacak olursak eğer bu dumanın dünyanın her tarafını kaplayacağı anlaşılacaktır. Gök olarak atmosferi düşünürsek dünyanın her tarafını kaplayacak bir dumanı atmosferin oluşturma ihtimali gözükmemektedir. Bu da bize dumanın dünyamızın dışından geleceğini göstermektedir.
Hem böyle bir şey imkânsız değildir, çünkü demir elementi de dünyada oluşmamış ve dünya dışından yeryüzüne inmiştir.
Sümerlerin Nibiru ismini verdikleri gezegen dünyadan 4 kat daha büyük bir gaz bulutu ise, bu gaz bulutu rahatlıkla dünyamızı kaplayacak, insanları saracaktır. Gaz bulutları konusuna gelince, evrende gaz bulutlarından oluşan kümlerin olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Bu dumanın insanlara elem verici bir azap olacağını söylüyor doğruların kitabı. Ve insanlar bu azaba dayanamayıp, iman ettiklerine söyleyeceklerdir. Bakalım bu imanın geçerli bir iman mı olacağını aynı surenin devam eden ayetlerinden inceleyelim.
15. Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
16- Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.
Ve sonuç; insanlar yine eski hallerine dönecekler. Duman geçecek ve insanlar eski yaşantılarına hemen geri dönecekler. Ne kadar da nankörce bir davranış! Eğer bu dumanın bir gaz bulutu olarak ele alırsak, dünya bu gaz bulutunun içerinde geçici olarak bulunacaktır.
Birazcık kaldırmakla bahsedilen ise azabın dumanın geçmesiyle bitmediği, daha büyük felaketlerin insanları beklediğini bir sonraki ayetten anlayabiliyoruz.
Yüce Rabb’imiz yine merhametli davranıyor, insanları önce bu dumanla uyarıyor iman etmeleri için. Hiçbir kavim uyarılmadan helak edilmediğini bildiğimize göre, inanmamakta ısrarcı olanlar için bu duman büyük felaketten önce son uyarı olacaktır. Fakat yine insanlar bu uyarıyı ciddiye almayacaklardır. (Devam ediyor) (M. Özyurt)


        Allahu Alem..!]



11-) Yağşen Nas* hazâ azâbün eliym;

İnsanları kaplar! Bu feci bir azaptır (hakikatin fark edilip gereğinin uygulanmamış olması yüzünden)! (A.Hulusi)

11 - Ki nâsı saracaktır, bu bir elîm azâptır. (Elmalı)


Yağşen Nas* hazâ azâbün eliym O duman bütün insanları bürüyecek ve inkarcılar haykıracak. Acıklı azab işte bu. Burada adeta o dönemde ki daha gelecekte haber verdiği bu beladan, yer yüzünün en sonunda kıyamet öncesi belaya geçerek Kur’an tüm insanlara o belanın daha büyüğünü, tüm insanlığı bekleyen büyük belayı haber veriyordu. Büyük kıyamet alametini haber veriyordu.


12-) Rabbenekşif 'annel azâbe inna mu'minun;

"Rabbimiz! Azap veren hâlden bizi çıkar; doğrusu biz iman edenleriz (artık)!" (A.Hulusi)

12 - Rabbenâ! bizden bu azâbı aç, çünkü biz mü'minleriz diyecekler. (Elmalı)


Rabbenekşif 'annel azâbe inna mu'minun Rabbimiz bu azabı bizden kaldır. Çünkü biz artık inanıyoruz diyecekler.


13-) Enna lehümüz Zikra ve kad caehüm Rasûlün mubiyn;

Onlar nerede bu durumda, düşünüp ders almak nerede? Hâlbuki onlara apaçık bir Rasûl de gelmişti... (A.Hulusi)

13 - Onlara düşünmek, ibret almak nerede? Kendilerine apaçık anlatan bir Resul geldi de. (Elmalı)


Enna lehümüz Zikra şimdi bu hatırlama onlara nasıl bir yarar sağlayacak. Enne; Bu edat hem nasıl, hem nereden anlamına gelir. Yani nerden yarar sağasın ki bu saatten sonra hatırlama. Adeta zaman içinde yaşanmış olan cüz’i bir hadise den, külli bir hadiseye, yani kıyametin öncesinde olacak o büyük dehşetli olaya atıfla, iş işten geçtikten sonra hatırlamanın ne yararı olur diye soruyor.

ve kad caehüm Rasûlün mubiyn.. (Sonraki ayete bitişik)


14-) Sümme tevellev 'anhu ve kalu muallemün mecnun;

Sonra Ondan yüz çevirdiler ve: "Öğretilmiş bir cinnîdir" dediler. (A.Hulusi)

14 - Sonra ondan döndüler, öğretilmiş dediler, bir mecnun dediler. (Elmalı)


ve kad caehüm Rasûlün mubiyn - Sümme tevellev 'anhu ve kalu muallemün mecnun zira kendilerine hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti de sonra onlar yüz çevirmiş ve demişlerdi ki; O başkalarınca doldurulmuş delinin biridir. Böyle demişlerdi. Başkalarını işe karıştırmaları boşuna değil. Bu akıl başkalarını işe şunun için karıştırıyor. İftirasında ki tutarsızlığı örtmek için. Çünkü bu iftira tutarsız bir iftira. Okuma yazması olmadığını kendileri de biliyorlar. Kaldı ki Ona öğretecek biri var idiyse o peygamberliğini ilan ederdi, niye o ilan etsin. Eğer böyle bir şey mümkin idiyse. O nedenle bu tutarsızlığı örtmek için başkalarını işe karıştırıyorlar.


15-) İnna kâşifül azâbi kaliylen inneküm 'aidun;

Muhakkak ki biz o azabı birazcık açıp kaldırırız... (Ne var ki) siz eski hâlinize geri dönersiniz. (A.Hulusi)

15 - Biz o azâbı biraz biraz açacağız, fakat siz yine döneceksiniz. (Elmalı)


İnna kâşifül azâbi kaliylen inneküm 'aidun elbet biz cezayı bir süreliğine askıya alacağız. Fakat siz yine eski halinize döneceksiniz. Yani; ve in te'ûdu ne'ud.. (Enfal/19) siz dönerseniz biz de döneriz. Sanırım Enfal suresinde olacaktı. Eğer dönerseniz biz de sözümüzden döneriz. Ya da bir başka ayet daha hatırlıyorum. ve evfû Biahdiy ûfi Biahdiküm.. (Bakara/40) İsrail oğullarına hitaben. Siz bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yani Allah’ın verdiği sözü yerine getirmesi için şart olan şey, kulun Allah’a verdiği sözü yerine getirmesi. Yoksa Allah zaten peşinen kredi açmış ve siz O’nun açtığı krediyle yaşıyorsunuz. Onun için sıra sizde, sıra O’nda değil, sıra kulda.


16-) Yevme nebtışul batşetel kübra* inna müntekımun;

O süreçte (semânın apaçık bir duman olarak geldiğinde) en büyük yakalayışla yakalarız... Muhakkak ki biz yapılan suçların sonuçlarını yaşatanız! (A.Hulusi)

16 - Amma o büyük satvetle sıkıvereceğimiz gün her halde biz intikam alacağız. (Elmalı)


Yevme nebtışul batşetel Kübra* inna müntekımun kıskıvrak enselediğimiz büyük gün gelip çatınca da behemahal yaptıklarınızın acısını size tattıracağız. ul batşetel Kübra İbn. Mes’ud Bedir savaşı diye yorumluyor. Batşetel Kübra’yı. Hesap günü de olabilir tabii ki. İnna müntekımun; intikam alırız. Yani yaptıklarının acısını tattırırız buyuruyor ya ayet. Nasıl mı? İşte Firavundan aldığımız gibi. Cevabı öyle ve şimdi o cevap geliyor.


17-) Ve lekad fetenna kablehüm kavme fir'avne ve caehüm Rasûlün keriym;

Andolsun ki onlardan önce Firavun kavmini de güç işlerle denedik... Onlara kerîm bir Rasûl gelmişti. (A.Hulusi)

17 - Celâlim hakkı için onlardan evvel Firavunun kavmini fitneye düşürdük, onlara da kerîm bir Resul gelmişti. (Elmalı)


Ve lekad fetenna kablehüm kavme fir'avn doğrusu biz onlardan önce de firavun kavmini sınamıştık. ve caehüm Rasûlün keriym onlara seçkin bir elçi gelmiş ve demişti ki Rasulün; Rasül, insanlar içinden seçilen kişi. Rasulün keriym peygamberler içinden seçilen peygamber. Onun için Keriym, bir türün en üstün örneğine verilen vasıf.


18-) En eddu ileyye ıbadAllâh* inniy leküm Rasûlün emiyn;

"Allâh'ın kullarını bana teslim edin... Muhakkak ki ben güvenilir Rasûlüm..." (dedi). (A.Hulusi)

18 - Şöyle diye: Allahın kullarını bana teslim edin, çünkü ben size emîn bir Resulüm. (Elmalı)


En eddu ileyye ıbadAllâh ne demiştik; Bana teslim olun ey Allah’ın kulları. Evet, o elçi öyle demişti. Yani Hz. Musa; Bana teslim olun ey Allah’ın kulları demişti. Veya bu iki şekilde de anlaşılabilir, tercüme edilebilir. Allah’ın kullarını bana teslim edin. Ibade Kelimesi hem cümlenin nesnesi, hem mahsus nidanın münadası konumundadır, onun için iki şekilde de anlaşılabilir.

inniy leküm Rasûlün emiyn ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Demişti.


19-) Ve en lâ ta'lu alAllâhi* inniy atiyküm Bi sultanin mubiyn;

"Allâh'a karşı üstünlük taslamayın (Rasûle isyan etmeyin)... Size apaçık karşı konulamaz delil ortaya koydum." (A.Hulusi)

19 - Ve Allaha karşı baş kaldırmayın, çünkü ben size açık bir burhan ile geliyorum. (Elmalı)


Ve en lâ ta'lu alAllâh Allah’a karşı küstahlaşmayın diye eklemişti. inniy atiyküm Bi sultanin mubiyn benim size hakikatin apaçık delilleriyle geldiğini aklınızdan asla çıkarmayın diye de eklemişti.

Sultan; Boyun eğdiren, yani zorla boyun eğdiren değil demek. Hz. Musa söz konusu olduğunda bu 7 beyza ve Asayı Musa olsa gerek. Dil zorlanınca el konuşuyor. Hz. Musa’nın dilinde konuşma zorluğu vardı malumunuz onun içinde tefsirin girişinde okuduğum o ayetler onun duasıydı. Dilimden çöz düğümü diyordu, beni anlasınlar diyordu ya rabbi..! İşte dilinde konuşma zorluğu olan Musa’ya konuşacak bir el verilmişti. Firavunun kamçısına iktidarına cevap olsun diye de çoban asası bir yılana dönüştürülmüştü. Firavunun iktidarına bir cevaptı bu. Firavunların elinde ki kamçı onların zorba gücünü temsil ederdi. Bir çobanın asası sizin iktidarınızı devirir işte böyle demekti. Mesaj buydu aslında.

Devam ediyor D sayfasına geçiniz.
156. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder