4 Temmuz 2013 Perşembe

İslamoğlu Tef. Ders. ZUHRUF (66 - 76) (155-D)



C sayfasından devam

66-) Hel yenzurune illes saate en te'tiyehüm bağteten ve hüm lâ yeş'urun;

Onlar farkında olmadıkları hâlde iken, o saatin (ölümün - kıyametin) ansızın kendilerine gelmesinden başka bir şey mi gözlüyorlar! (A.Hulusi)

66 - Hep o saate, hiç farkında değillerken ansızın onun başlarına gelivermesine bakıyorlar. (Elmalı)


Hel yenzurune illes saate en te'tiyehüm bağteten ve hüm lâ yeş'urun şimdi onlar kendileri farkına varmadan ansızın başlarına gelecek olan son saat dışında başka bir şey mi gözetliyorlar. Yani başka bir şeyi mi hak ediyorlar. Ansızın başlarına gelecek, hiç farkında olmadan başlarına gelecek son saat dışında bir şeyi gözlemesinler. Böyle yapanlar bunu hak ediyorlar. Yani ödül mü bekliyorlar, cennet mi bekliyorlar, aferin mi bekliyorlar, bravo iyi yaptınız mı bekliyorlar.

Bunları beklemesinler. Son saatin dehşetini beklesinler. Ansızın kopacak son saati beklesinler ki hesap sorulsun, niçin peygamberin getirdiği bütünü parçaladınız, niçin risalet mirasını paramparça ettiniz, anlamını kaybettiniz, hakikatin bütününe bakmadınız da hakikati parçalayarak hakikatin anlamını yok ettiniz. Hakikatin etkisini yok ettiniz, hakikatin gücünü yok ettiniz. Çünkü hakikati parçaladığınızda etkisini yok ederdiniz, gücünü yok ederdiniz. Hakikat bizatihi güçlü olmasına rağmen batıl karşısında güçsüz duruma düşerdi ve bu da sizin parçalamanız dolayısıyla olurdu. Bunun hesabını vereceksiniz, bunu bekleyin, ne bekliyorsunuz, aferin denilmesini mi.


67-) El ehıllau yevmeizin ba'duhüm li ba'dın adüvvün illel müttekıyn;

O süreçte dostlar (dünyalık zevk arkadaşları), bazısı bazısına düşmandır! Sadece korunanlar müstesna! (A.Hulusi)

67 - Dostlar o gün birbirlerine düşmandırlar, müstesnâ ancak muttakîler. (Elmalı)


El ehıllau yevmeizin ba'duhüm li ba'dın adüvvün illel müttekıyn can dostlar, eski dostlar bir başka ifade ile. O gün birbirlerine can düşman olacaklar. Neden? Çok ilginç bir ifade değil mi? Can dostlar, o gün birbirlerine can düşman. Bu can dostlar ne dostları? Parçalama dostları. Hani o parçayı temsil edenler birbirlerine öyle sarılacaklar ki, dini parçalamamış olmanın vebalini dahi unutacaklar. Ama orada can düşman olacaklar, neden? Çünkü yaptıklarının başlarına bela açtığını, yaptıklarının cenneti değil cehennemi getireceğini görecekler. Onun içinde savunamayacaklar, savunmayacaklar ve suçu birbirine atacaklar. O gün can düşman olacaklar.

[Ek bilgi: DOST EDİNMEK
Aklı olanlar bundan ibret alıp kıyamet günü birbirini suçlayacak ve davacı olacak dostlar edinmemelidirler. Birbirlerinin lehine şahitlik edecek dostlar edinmelidirler.

Abdullah İbn Ömer üç çeşit dost olduğunu söylemiştir;
Bunların her biri birbirinden üstün dostlardır. Kişi ölüm anında bunlardan birincisine gider «benim başıma böyle bir olay geldi, bana yardımcı ol ne olur?» der. O dostu «Bu mevzuda benim sana hiçbir yardımım olmaz, sen diğer dostlarına git, onlardan yardım iste» der.
Bunun üzerine ikinci dostuna gider ve «Benim başıma böyle bir hal geldi, ne olur bana yardım et» der. İkinci dostu da «Ben seninle beraber bir yere kadar giderim, oradan geri dönerim, seni yalnız bırakırım» der.
Ondan da bir netice alamayınca üçüncü arkadaşına gider ve ey dostum, berim başıma böyle bir hal geldi, ne olur bana yardımcı ol» der. O «ben her zaman seninle beraberim, hiçbir zaman senden ayrılmam. Çünkü beni kazanan sensin» der.
Birinci dost maldır. Ölümle beraber sahibinden ayrılır, mirasçılara kalır. Onlar, bunu istedikleri gibi sarf ederler. Sahibini hiç tanımaz, bilâkis ona yük olur. Şayet haram yoldan kazanılmışsa sahibinin hakkında davacı olur.
İkinci dost aile efradı, hısım-akrabadır. Bunlar da kabrin başına kadar giderler ve oradan geri donarlar, bir saat bile onu kabirde beklemezler. Hemen geri dönerler.
Birinci dost maldır. Ölüm esnasında sahibinden ayrılır, onu hiç tanımaz, bilâkis sahibine yük olur.
İkincisi aile efradı, hısım akraba vs çoluk çocuktur. Onlar da kabrin başına kadar gider, oradan geri dönerler.
Üçüncü dost ameldir. O hiç sahibinden ayrılmaz, onunla kabre girer. Bu, ister sâlih amel olsun, ister kötü amel olsun sahibi ile kabre girer. Salih amel olursa sahibine şefaat eder, kötü amel olursa sahibinin aleyhine döner. Aklı olanlar bundan ibret alıp, kendi lehine şahadette bulunacak amel etmelidir.
Bu âyetin mânâsından Hz. Ali'ye sorarlar, o bunu şöyle izah eder:
Mü'minlerden biri öldüğü zaman diğeri onun arkasından dua eder. O da öldüğü zaman kıyamet günü buluşup birbirlerini medhü sena ederek, biri diğerine «Sen ne güzel dostsun, beni hiç unutmadın» der. Kâfirler ise kıyamet günü birbirlerini suçlayarak, birbirlerine «sen ne kötü arkadaşsın, beni bu duruma sen düşürdün» derler ve birbirlerinden kaçarlar. Mü'minlerin hem dünyada, hem de âhirette birbirlerine faydaları vardır. Yüce Halik onları medhü sena etmiştir. {Ebü'l-Leys Semerkandi – Tefsir – ül Kur’an}]


El ehıllau yevmeizin ba'duhüm li ba'dın adüvvün illel müttekıyn fakat sorumluluk bilincini kuşananlar hariç, onlar hariç. Devam edelim; 


68-) Ya 'ıbadi lâ havfün aleykümül yevme ve lâ entüm tahzenun;

"Ey kullarım... Bu süreçte size bir korku yoktur... Mahzun da olmazsınız!" (A.Hulusi)

68 - Ey benim kullarım! size hiç korku yoktur bu gün ve siz mahzun da olmayacaksınız. (Elmalı)


Ya 'ıbadi lâ havfün aleykümül yevme ve lâ entüm tahzenun ey sorumluluk bilincini kuşanan kullarım. Bir önceki ayetin sonundan başlayıp öyle anlamak lazım. Ey kullarım bugün ne gelecekten korkmanıza, ne de geçmişten üzüntü duymanıza gerek yok.

Evet, Havf ve hûzn; zamanlı kelimeler. Havf geleceğe tekabül eder Arap dilinde, hûzn geçmişe. Dolayısıyla gelecekten kaygı ve korku duymamak, geçmişten dolayı da üzüntü duymamak. Bu nedir? Geçmişte hiç hata yapmamış olmak anlamına mı geliyor? Yoksa geleceğe ilişkin bir garanti ve sigorta elde etmek mi. Hayır bu Allah’a sığınmak, Allahlı olmak ve yukarıda söylenenleri işlememeye çalışmaktan geçiyor. Yoksa melekleşmek anlamına gelmediğini daha önce 59. ayeti işlerken işlemiştik.


69-) Elleziyne amenû Bi âyâtiNA ve kânu müslimiyn;

Onlar ki varlıklarındaki işaretlerimize iman ettiler ve teslimi kabul edenlerden oldular... (A.Hulusi)

69 - Benim âyetlerime iman edip de halîs Müslüman olan kullarım. (Elmalı)


Elleziyne amenû Bi âyâtiNA ve kânu müslimiyn siz ey ayetlerimize iman eden ve kayıtsız şartsız teslim olanlar.


70-) Udhulül cennete entüm ve ezvacüküm tuhberun;

Siz ve eşleriniz (bilinç ve ruhanî bedenleriniz) neşe ve keyifle cennete dâhil olun! (A.Hulusi)

70 - Girin Cennete: siz ve zevceleriniz, sürurlar, neşeler içinde. (Elmalı)


Udhulül cennete entüm ve ezvacüküm tuhberun siz ve eşleriniz, ruha safa veren bir müzik eşliğinde girin haydi cennete. Onlara böyle denilecek. Şimdi cenneti hak etmiş insanlar gündeme getirildi ve onları ahirette bekleyen büyük sürprizlerden söz ediliyor.

Tuhberun; İlginçtir, el hubur; şiddetli sevinç, insana neş’e veren, sevinç taşıyan şey manasına geliyor kökü. Fakat ikinci kuşaktan Veki’, cennet şarkıları dinlerler şeklinde anlıyor bunu.

Yine Hz. Peygamber kendisine sorulmuş bir soru üzerine Tirmizi’de sıfatul cenneh bölümünde geçen bir hadiste, cennetlikleri cennette muhteşem şarkılarla bir koronun karşılayacağını, muhteşem bir koro ile karşılanacaklarını ifade buyuruyor. Cennete girerken muhteşem bir müzik dinletisi sunulacağını, insanı sevinçten, neş’e den hazdan dört köşe eden muhteşem bir müzikle karşılanacağını ifade ediyor. Cenneti nasıl, ne kadar tasvir edebilirsek, o müziği de sanırım öyle tasvir edebiliriz. Ama şu yalan dünyada güzel müziklerin bile insanın içini nasıl alıp götürdüğü düşünüldüğünde, cennetin müzikten mahrum kalması zaten düşünülemezdi. Ki zaten 30. surede bu yine benzer bir ayetle müjdeleniyor ve işte böyle bir müjde sunuluyor cennetliklere.


 71-) Yutafü aleyhim Bi sıhafin min zehebin ve ekvab* ve fiyha ma teştehiyhil enfüsü ve telezzül a'yün* ve entüm fiyha halidun;

Altından tabaklar ve testiler döndürülür üstlerinde... Onda nefslerin (bilinç boyutunun yaşamayı arzuladığı) iştah duyduğu ve gözlerin (basîretin zevkle seyretmek istediği kuvveler) keyif aldığı şeyler vardır! Sizler onda ebedî yaşarsınız! (A.Hulusi)

71 - Altından tepsiler ve küplerle üzerlerine dönülür dolaşır, nefislerin hoşlanacağı, gözlerin lezzet alacağı şeyler hep orada ve siz orada muhalledsiniz. (Elmalı)


Yutafü aleyhim Bi sıhafin min zehebin ve ekvab orada huzurlarında altın tepsilerle kadehler dolaştırılacak ve fiyha ma teştehiyhil enfüsü ve telezzül a'yün orada canlarının çektiği her şey ve gözleri kamaştıracak tanımsız hazzın her türünü bulacaklar.

Ve telezzül a’yün; ilginç bir ibare. Gözleri lezzetlendirecek diyor. Gözleri zevkten mayıştıracak..! Çok ilginç bir ibare. Cennette Allah’ın müşahede edilmesidir demiş bazı otoritelerimiz. Yani cemalullah’ın görülmesi. Ahirette böyle bir müjdenin verilmiş olması dahi insanı gerçekten dört köşe etmeye yeter. Böyle bir şeyin nasıl olabileceğini tahayyül dahi edemeyiz. Zaten dünya için bu söz konusu olmaz. Fakat keyfiyeti bilinmez ve tabii ki bu gözle değil, bambaşka bir alemde, bambaşka bir düzlemde, yani bambaşka bir müşahede. Bu galiba secde/17. ayeti ile de doğrulanıyor.

Fela ta'lemü nefsün ma uhfiye lehüm min kurreti a'yün. (Secde/17) cennette kendisini nasıl göz kamaştırıcı sürprizlerin beklediğini hiç kimse hayal dahi edemez.

İşte bu kadar. Burada söz bitiyor, burada tahayyül de bitiyor, tasavvur da bitiyor, hayal de bitiyor, hepsi bitiyor. Çünkü insanın hayali gördüklerinden müteşekkil. İnsanın hayali nihayetinde şu dünyada elde ettiği bilgilerin toplamından müteşekkil. Görmediği bir şeyi, hayal dahi edemiyor insan. O halde hayal bile edemez derken, bilemez asla, tasavvur dahi edemez derken neyi anlamamız gerektiğini biliyoruz.

ve entüm fiyha halidun işte siz orada kalıcı bir biçimde yerleşeceksiniz.


72-) Ve tilkel cennetülletiy uristümuha Bima küntüm ta'melun;

İşte yaptıklarınızın sonucu olarak kendisine mirasçı kılındığınız cennet budur! (A.Hulusi)

72 - Ve işte bu, sizin çalıştığınız ameller sebebiyle vâris kılındığınız Cennet. (Elmalı)


Ve tilkel cennetülletiy uristümuha Bima küntüm ta'melun işte yapa geldikleriniz sayesinde varisi olduğunuz cennet böyledir. Yaptıklarınız sayesinde mirasçısı olacağınız cennet işte böyledir diyor. Yani cennetin nasıl olduğunu mu merak ediyorsanız Allah’tan öğrenin çünkü görmediniz. Allah’tan başka size cenneti tarif edecek kim var.

Cennet bedel değil ödüldür. Bu ayeti doğru anlamak lazım. Doğru anlamak içinde şu ayetle birlikte anlamak lazım; sevaben min indillâh. Allah katından bir ödül olarak vAllâhu 'ındeHU husnüs sevab. (A. İmran/195) ödüllerin en güzeli Allah katındadır.

[Ek bilgi; CENNET.
…..Cennet boyutunda, o kişinin ilmiyle sınırlı olmak şartıyla, Allâh isimlerinin özellikleri açığa çıkacak; o boyutta yaşayanlar; Allâh'ın kuvvet-kudret ve yaratıcılığıyla, diledikleri her şeyi istedikleri anda, istedikleri şekilde yaşayabileceklerdir! (A. Hulusi)]


73-) Leküm fiyha fakihetün kesiyretün minha te'külun;

Sizin için orada pek çok meyve (marifet türü) vardır... Onlardan yersiniz. (A.Hulusi)

73 - Sizin için onda çok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz. (Elmalı)


Leküm fiyha fakihetün kesiyretün minha te'külun orada amellerinizin meyvelerini bol bol verecek onlardan yiyeceksiniz. Gayb olan cennetin sembolik dille tasvirinde meyvenin sembolize ettiği şey nedir? Şudur; meyve karın doyurmak için yenmez. Onun içinde acıktığınız zaman yemezsiniz. Zevk ve keyif almak için yenilir. Yani cennette yiyeceksiniz fakat acıktığınız için değil, acıkmak zaaftır. Cennette zaaf olmayacak. Keyif almak için yiyeceksiniz, lezzet almak için yiyeceksiniz, zevk almak için yiyeceksiniz.


74-) İnnel mücrimiyne fiy azâbi cehenneme halidun;

Muhakkak ki suçlular (şirk ehli) cehennem azabı içinde ebedî kalıcılardır. (A.Hulusi)

74 - Haberiniz olsun ki mücrimler Cehennem azâbında muhalledirler. (Elmalı)


İnnel mücrimiyne fiy azâbi cehenneme halidun ne var ki günahı hayat tarzı haline getirenler, mücrimiyn i böyle çevirdim, Çünkü bir kez günah işlemiş olan mücrim olmaz. Mücrim günahı isim haline getirmesi lazım, günahı hayat tarzı haline getirmesi lazım. Suç adı olmuş, günah adı olmuş adamın. İşte onun için mücrimiyn i; günahı hayat tarzı haline getirenler diye çevirdim. Cehennem azabı içinde yerleşip kalacaklar.


75-) Lâ yüfetteru anhüm vehüm fiyhi müblisun;

Onlardan (azap) hafifletilmez! Onlar onun içinde gelecekten umutsuzdurlar! (A.Hulusi)

75 - Kendilerinden o azâb gevşetilmez ve onlar onun içinde her ümidi kesmişlerdir. (Elmalı)


Lâ yüfetteru anhüm vehüm fiyhi müblisun onlardan azap hiç eksilmeyecek, dahası hiç aralık verilmeyecek, fetret olmayacak azaplarında ve onlar derin bir umutsuzluğa gömülüp gidecekler. Fiyhi mublisun. Derin bir umutsuzluğun içine, gayyasına düşecekler. ya leyteniy küntü turaba. (Nebe’)/40) diyen nefis işte bu nefis. Keşke toprak olup gitseydim. Derin bir umutsuzluk müblisun; iblisleşmek, yani dünyada iblisin askeri olanlar ahirette iblisleşecekler. İblis umutsuz vaka demektir. Allah’tan umut kesmek iblisliktir.


76-) Ve ma zalemnahüm ve lâkin kânu hümüz zâlimiyn;

Biz onlara zulmetmedik... Ne var ki onlar nefslerine zulmedenlerdendi! (A.Hulusi)

76 - Ve biz onlara zulmetmemişizdir ve lâkin kendileri zalim idiler. (Elmalı)


Ve ma zalemnahüm ve lâkin kânu hümüz zâlimiyn ne ki; onlara haksızlık eden biz değiliz. Fakat asıl haksızlık yapan onların kendileridir. Bu ayeti şu ibare ile birlikte belki düşünmek lazım ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun (Çok yerde, Ör; Bakara/57) fakat onlar kendi nefislerine, kendilerine zulmettiler. ve ma ene Bi zallamin lil 'abiyd. (Kaf/29) bizim kullarımıza zulmetme ihtimalimiz bulunmamaktadır. İşte bu.

Devam ediyor E sayfasına geçiniz.
       155. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder