31 Temmuz 2013 Çarşamba

İslamoğlu Tef. Ders. AHKAF (30 - 35) (159-1) C



        B sayfasından devam

        30-) Kalu ya kavmena inna semi'na Kitaben ünzile min ba'di Musa musaddıkan lima beyne yedeyhi yehdiy ilel Hakkı ve ila tariykın müstekıym;

Dediler ki: "Ey halkımız... Biz, Musa'dan sonra inzâl edilmiş, öncekileri tasdikleyen, Hakk'a ve sırat-ı müstakime yönlendiren bir Bilgi işitip dinledik." (A.Hulusi)

30 - Ey kavmimiz! dediler: haberiniz olsun: bizler bir kitab dinledik, Musâ’dan sonra indirilmiş önündekini tasdik ediyor, hakka ve bir doğru yola hidâyet eyliyor. (Elmalı)


Kalu ya kavmena Onlar, ey kavmimiz dediler inna semi'na Kitaben ünzile min ba'di Musa musaddıkan lima beyne yedeyh biz Musa’dan sonra indirilen ve kendisinden önceki bütün vahiyleri tasdik eden bir ilahi mesaj dinledik. Rivayetlerde bu cinlerin, ya da uzak varlıkların Yahudi, yani Musevi olmasının gerekçesi bu ayet, buna dayanıyor. Yani biz Musa’dan sonra ona gelen kitabı, vahyi de inkar etmeyen bir mesaj dinledik diyorlar. yehdiy ilel Hakkı ve ila tariykın müstekıym o kendisine uyanı hakikate ve dosdoğru bir yola yöneltiyor.


31-) Ya kavmena eciybu da'ıyAllâhi ve aminu Bihi yağfir leküm min zünubiküm ve yücirküm min azâbin eliym;

"Ey kavmimiz... DAÎALLÂH (Allâh davetçisine) (DAÎALLÂH; cinler O'nu DAÎALLÂH olarak görüp değerlendirmiştir, Rasûlullâh olarak değil. Postacı - elçi türü yaklaşımların temeli de bu kelimenin anlamına dayanır) icabet edin ve O'na iman edin ki, bazı günahlarınızı bağışlasın; sizi feci bir azaptan korusun." (A.Hulusi)

31 - Ey kavmimiz! Allahın davetçisine icâbet edin ve ona iman getirin ki bazı günahlarınıza mağfiret buyursun ve sizi elîm bir azaptan korusun. (Elmalı)


Ya kavmena ey kavmimiz, eciybu da'ıyAllâhi ve aminu Bihi yağfir leküm min zünubiküm ve yücirküm min azâbin eliym Allah’ın davetine icabet edin, Allah’ın davetine karşılık verin ve O’na iman edin ki günahlarınızın üzerini çizip sizi bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan kurtarsın.


32-) Ve men lâ yücib da'ıyAllâhi feleyse Bi mu'cizin fiyl Ardı ve leyse lehu min dûniHİ evliyâ'* ülaike fiy dalâlin mubiyn;

Kim Allâh davetçisine (DAÎALLÂH) icabet etmezse, (Allâh'ı) arzda âciz bırakamaz! O'nun dûnunda onun dostları da olmaz... İşte onlar apaçık bir sapma içindedirler. (A.Hulusi)

32 - Ve her kim Allahın davetçisine icâbet eylemezse Arzda âciz bırakacak değildir ve ona onun berisinden sahip olacak veliler de yoktur, öyleler açık bir dalâl içindedirler. (Elmalı)


Ve men lâ yücib da'ıyAllâhi feleyse Bi mu'cizin fiyl Ard ama kim de Allah’ın davetine karşılık vermez, Allah’ın davetine sırt çevirirse, icabet etmezse o da iyi bilsin ki asla O’nu yer yüzünde atlatmış olmaz. Yani O’nu atlatamaz. Allah’ı asla atlatamaz. ve leyse lehu min dûniHİ evliyâ' ve O’na, O’ndan başka hiç kimse, hiçbir dost yarar sağlamaz. Hiçbir dostun faydası olmaz. ülaike fiy dalâlin mubiyn böyleleri belirgin, açık bir sapıklığa gömülüp gitmişlerdir.


33-) Evelem yerav ennAllâhelleziy halekas Semavati vel Arda ve lem ya'ye Bi halkıhinne Bi Kadirin alâ en yuhyiyel mevta* bela inneHU alâ külli şey'in Kadiyr;

Görmediler mi ki, semâları ve arzı yaratmış ve onların yaratılışında zaafa düşmemiş olan Allâh, ölüleri diriltmeye de Kaadir'dir. Evet! Muhakkak ki O, her şeye Kaadir'dir. (A.Hulusi)

33 - Ya görmediler de mi ki o Gökleri ve Yeri yaratmış ve onları yaratmakla yorulmamış olan Allah ölüleri diriltmeğe muhakkak kâdirdir, evet, hiç şüphe yok ki o her şey'e kadirdir. (Elmalı)


Evelem yerav ennAllâhelleziy halekas Semavati vel Ard Onlar, şimdi geri başa döndü sure. Yani 17. ayette bıraktığı yere. Yeniden dirilişe inanmayan akla döndü. Konu asıl mecrasına kavuştu yani. Misalleri verdikten sonra ana konuya dönerek ilk muhataplar ve tüm çağlarda ki muhataplara der. Evelem yerav ennAllâhelleziy halekas Semavati vel Ard onlar Allah’ın gökleri ve yeri yarattığını görmezler mi.

ve lem ya'ye Bi halkıhinne Bi Kadirin alâ en yuhyiyel mevta bütün bunları yaratanın ölüye hayat vermeye muktedir olduğunu anlamazlar mı? Yani gökleri ve yeri yarattığına inanacaksınız, ama gökleri, yeri ve bu ikisi arasında kileri yaratanın onları tekrar katına alacağına, onlar için ölümü takdir edeceğine ve ölümü takdir ettiği için yeniden yaratacağına inanmayacaksınız. Yoktan yarattığına inanacaksınız da, var dan var ettiğine inanmayacaksınız, bu ne çelişki.

Bela yoo..! hayır, asla. Böyle yapmayın inneHU alâ külli şey'in Kadiyr elbet O her şeye güç yetirendir. Her şeye kadirdir. Yarattığına inanıp ta, yarattığı üzerinde tasarruf yaptığını inkar eden akıl, nasıl bir akıl. Akidesiyle çelişkiye düşmüş bir akıldır bu.


34-) Ve yevme yu'radulleziyne keferu alen nar* eleyse hazâ Bil Hakk* kalu bela ve Rabbina*kale fezûkul azâbe Bi ma küntüm tekfürun;

Hakikat bilgisini inkâr edenlerin Nâr'a arz olunacakları süreçte: "Bu Hak değil miymiş?" denir. Dediler ki: "Rabbimize yemin olsun ki evet!"... "O hâlde hakikat bilgisini inkâr etmeniz yüzünden (hadi) tadın azabı!" dedi. (A.Hulusi)

34 - Ve o küfredenler ateşe arz olunacağı gün: nasıl bu hak değil mi imiş! diye, evet, rabbimiz hakkı için diyecekler, buyuracak: «öyle ise haydin tadın azâbı, küfrede geldiğiniz için. (Elmalı)


Ve yevme yu'radulleziyne keferu alen nar* eleyse hazâ Bil Hakk* kalu bela ve Rabbina ve hakikati inkar eden kimselere ateşe takdim olunurken; Ne yani bu da mı gerçek değil denileceği gün onlara şöyle cevap verilecek. Yani kendilerine bu da mı gerçek değil denilenler, inkarcılar, yeniden dirilişi inkar edenler şöyle cevap verecekler. Rabbimize and olsun ki gerçekten de öyle imiş. Bu gerçekmiş. O hakikatmiş. Yeniden dirileceğimiz bir gerçekmiş de biz inkar edermişiz diyecekler.

kale fezûkul azâbe Bi ma küntüm tekfürun Allah buyuracak; Haydi, hakikati inkarınıza karşılık tadın malum azabı diyecek.

20. ayeti hatırlayalım, çok önemli, çok vurgu yapılması gereken bir ayet bu surenin 20. ayeti. ezhebtüm tayyibatiküm fiy hayatikümüd dünya vestemta'tüm Biha siz bu dünyanın güzelliklerini baştan sona tükettiniz. Vestemta’tüm Biha ve onları kısa vadeli tüketime elverişli bir hazza dönüştürdünüz. Oysa bu dünyanın güzelliklerini Allah size tohumluk diye vermişti. Ekesiniz, dikesiniz, sulayasınız, bakasınız ve ahirette ürününü alasınız diye. Fakat siz tohumu yediniz. Tohumu tükettiniz. Tohumu tüketime elverişli kıldınız, tek dünyalı davrandınız. Çift dünyalı davranmadınız. Tek dünyaya yatırım yaptınız. Her şey burada olsun bitsin dediniz. Tüm kâmı buradan alalım, tüm rahatı burada görelim, burayı cennet yapalım ve ahirete bir şey kalmasın dediniz. Sorumluluklarınızı inkar ettiniz. Bir gün yargılanacağınızı unuttunuz. Dolayısıyla madem tüketilecek kısa vadeli bir hazza dönüştürdünüz, en büyük ilahi kredi olan hayatı tükettiniz, şimdi tadacağınız tek lezzet kaldı geriye, azab. İşte bu. Onu tadın diyor.


35-) Fasbir kema sabere Ulül 'Azmi miner Rusuli ve lâ testa'cil lehüm* keennehüm yevme yeravne ma yu'adune lem yelbesû illâ sa'aten min nehar* belâğ* fehel yühlekü illel kavmül fasikun;

Rasûllerden Ulül Azm'ın sabrettiği gibi (sen de) sabret; onlar için acele etme! Tehdit edildikleri şeyi gördükleri (ölümü tattıkları) süreçte, sanki gündüzden bir saatten fazla (Dünya'da) kalmamış gibi olurlar! Belağ (bu yeterli bir tebliğdir)! İnancı bozuklar toplumundan başkası mı helâk edilecek!(A.Hulusi)

35 - Binâenaleyh ûlül'azim Peygamberlerin sabrettiği gibi sabret ve onlar hakkında ivedi etme, sanki onlar o vaad olundukları acıyı görecekleri gün gündüzün bir saatinden başka durmamışa döneceklerdir; kâfî bir tebliğ, demek ki ihlâk edilecek başka değil, ancak taatten çıkmış fasıklar güruhudur. (Elmalı)


Fasbir kema sabere Ulül 'Azmi miner Rusul bundan böyle ey muhatap sen, ilk muhataptan en son muhataba kadar herkes. Herkes üstüne alınsın bunu. Bundan böyle sen peygamberlerden kararlılık ve direnç sahibi olanların yaptığı gibi dirençle göğüs ger, sabret, diren, dik dur, esas duruşunu bozma, klas duruşunu bozma Allah’a karşı.

ve lâ testa'cil lehüm acele ile onların işinin bitirilmesini isteme. Hakkı tavsiye edenler önce kendilerine sonra başkalarına sabrı da tavsiye etmeliler. ve tevâsav Bil Hakkı ve tevâsav Bis Sabr; (‘Asr/3) dolayısıyla sabır hakkı tavsiyenin ayrılmaz bir parçası.

{Atlanan cümle; keennehüm yevme yeravne ma yu'adune lem yelbesû illâ sa'aten min Nehar.

Tehdit edildikleri şeyi gördükleri (ölümü tattıkları) süreçte, sanki gündüzden bir saatten fazla (Dünya'da) kalmamış gibi olurlar! (A. Hulusi-Meal)

Kuşkusuz dünyada kalış kısa bir süredir. Günün bir anı kadar. O çabuk geçecek bir hayattır, şu ahiretten önce yaşayacakları. Değersizdir de. Arkasında, nefislerde gündüzün bir saatinin bıraktığı izlenimden daha çok bir şey bırakmaz. Sonra kaçınılmaz sonuçla karşılaşacaklar ve orada sürekli kalacaklardır. Onlara verilen bu süre, helak ve acı azabın gerçekleşmesinden önce duyurunun sağlanması içindir. (Seyyid Kutub – Fızılal-ıl Kur’an)}

belâğ duyurumuz işte budur, tebligatımız işte budur, bildirimiz işte budur, manşetimiz işte budur. fehel yühlekü illel kavmül fasikun şu halde hiç sorumsuz davranan bir toplum dışında kalanlar helak edilir mi? Yani fasıkun’u sorumsuz davrananlar, takvanın zıddı olarak çeviriyorum, öyle görüyorum. Muttakinin zıddı, fasıkıyn. Allah’ı görür gibi yaşayanlar, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olanlar muttakiler, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olmayanlar ise fasıklar.

Rabbim bizi Muttakilerden kılsın.

Sadakallahul aziym.


        159-1. Ahkaf suresi son bölüm. 

        159-1 videoyu BURADA bulabilirsiniz   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder