24 Ağustos 2012 Cuma

İslamoğlu Tef. Ders. NÛR (22-26)(110-E)


D sayfasından devam

22-) Ve lâ ye'teli ulül fadli minküm vesseati en yu'tu ulil kurba vel mesakiyne vel mühaciriyne fiy sebiylillâhi vel ya'fu velyasfahu* ela tuhıbbune en yağfirAllâhu leküm* vAllâhu Ğafûrun Rahıym;

Sizden faziletli ve varlıklı olanlar; yakınlık sahiplerine, miskinlere ve Allâh yolunda göç edenlere vermemeye yemin etmesinler... Affetsinler ve hoşgörülü olsunlar... Allâh'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allâh Ğafûr'dur, Rahıym'dir. (A.Hulusi)

22 - Bir de içinizden fadl-ü vüsat sahibi olanlar karabet sahiplerine, miskînlere ve Allah yolunda muhacirlere vergisini vermekten kusur etmesin ve affetsin, aldırmasın, Allahın size mağrifet etmesini arzu etmez misiniz? Allah gafurdur rahîmdir. (Elmalı)


Ve lâ ye'teli ulül fadli minküm vesseati en yu'tu ulil kurba vel mesakiyne vel mühaciriyne fiy sebiylillâh şu halde içinizden serveti bolluk ve rahatlık içinde olan, servet açısından bolluk ve rahatlık içerisinde olan kimseler, yakınlara, muhtaçlara ve Allah davası uğruna hicret edenlere yardım etmekten geri durmasınlar. Ya da alternatif bir mana; Yardım etmemeye yemin etmesinler. Ye’teli lafsının yoruma açık yapısına göre bu iki manada verilebilir.

Bu ayetin bir de tarihsel boyutu var, Rivayete göre Hz. Ebu Bekir, ki iftira olayı sadece Resulallah’ı hedef almamıştı. Resulallah’ın sağ kolu durumunda olan Hz. Ebu Bekir’i de hedef almıştı. İki evin içine ateş düşürmüştü. Biri Resulallah’ın evi, biri de Hz. Ebu Bekir’in evi, Hz. Aişe’nin sevgili babası.

İşte iftira olayından sonra bu iftirayı duyup ta yayan saflardan biride Hz. Ebu Bekir’in yakın akrabalarından biri olan yetim ve yoksul olduğu için de sürekli Hz. Ebu Bekir’in baktığı Mistah Bin Üsase isimli bir kişi idi. Bu kişiye Hz. Ebu Bekir sürekli yardım ederdi. Bu iftirayı yayanlardan biri olduğunu haber alınca bir daha yardım etmedi. Yardımdan elini çekti. İşte bu ayette, tarihsel olarak anlatılan bu olsa da tabii ki bize verdiği evrensel bir öğüt. Bu ayet indikten sonra, -ki ayetin devamını da okuyunca Hz. Ebu Bekir’in tavrını anlayacağız-

vel ya'fu velyasfahu onları affet, hoş görsünler. ela tuhıbbune en yağfirAllâhu leküm hem Allah’ın sizi bağışlaması sizin hoşunuza gitmez mi? vAllâhu Ğafûrun Rahıym Nitekim Allah hep bağışlayandır, daima merhamet eder.

Bu ayet geldiğinde Hz. Ebu Bekir’e iletilmişti, iki gözünde yaş; “Hiç Allah’ın beni bağışlaması hoşuma gitmez mi demiş ve etrafında ki şahit ve tanık göstererek; “Bunlar şahit olsunlar ki bundan sonra Mıstah’a önceki verdiğimin iki katını vereceğim.” Demişti. İşte vahyin inşa ettiği nesil işte bu neslin gerçekten de dillere destan ahlakı.


23-) İnnelleziyne yermunelmuhsanatil ğafilatil mu'minati lu'ınû fiyd dünya vel âhireti, ve lehüm azâbün azıym;

Kozasında yaşayıp hakikat bilgisi olmayarak, iman eden iffetli kadınlara iftira atanlar, muhakkak dünyada da sonsuz gelecekte de lânetlenmişlerdir... Onlar için çok büyük bir azap vardır. (A.Hulusi)

23 - Şüphe yok ki ırz ehli bîhaber mümin kadınlara atanlar. Dünyada ve Âhirette mel'undurlar ve onlara büyük bir azâb vardır. (Elmalı)


İnnelleziyne yermunelmuhsanatil ğafilatil mu'minati lu'ınû fiyd dünya vel âhirah şu kesin ki dalgın ve dikkatsiz de olsalar, burada ki el ğafilatil mu’minat, yani günahtan hiç haberleri olmadığı halde şeklinde de anlaşılabilir. Fakat Dalgın ve dikkatsizde olsalar şeklinde ki bir anlama tarihsel olaya da, Hz. Aişe’nin dalgınlık sonucunda geriye kalmasına da uygun olduğu için böyle anlaşılması daha olumludur diye düşünüyorum. Dalgın ve dikkatsiz de olsalar iffetli ve inanmış kadınlara iftira atan kimseler dünya ve ahirette Allah’ın rahmetinden dışlanacaklar. Lanet, Allah’ın rahmetinden dışlanmaktır Allah’ın laneti.

ve lehüm azâbün azıym üstelik onlar korkunç bir azaba mahkûm edilecekler. Tabii ki tevbe etmemiş olanlar, tevbe etmemeleri durumunda. Razi bunu özellikle parantez içi olarak kaydeder.


24-) Yevme teşhedü aleyhim elsinetühüm ve eydiyhim ve erculühüm Bima kânu ya'melun;

O süreçte; onların dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları yüzünden kendilerine karşı şahitlik eder. (A.Hulusi)

24 - O gün ki aleyhlerinde dilleri ve elleri ve ayakları yaptıklarına şahâdet edecektir. (Elmalı)


Yevme teşhedü aleyhim elsinetühüm ve eydiyhim ve erculühüm Bima kânu ya'melun O gün onların dilleri, elleri ve ayakları yapıp ettiklerinden dolayı kendileri aleyhine tanıklık edecektir.

Değerli dostlar yapmak tanık tutmaktır. Yaşamak şahit biriktirmektir.

Elyevme nahtimü alâ efvahihim.. O hesap gününde onların ağızlarını kapatacağız.

ve tükellimüna eydiyhim bize elleri konuşacak,

ve teşhedü ercülühüm.. (Yasin/65) ayakları şahitlik yapacak, tanıklık yapacak. Onun için yapmak tanık tutmaktır. Bu ve bu gibi ayetlerin bize hatırlattığı şey ilahi mahkeme de katiyen yanlış ve yalancı bilgi verilemeyecek.


25-) Yevmeizin yüveffiyhimullâhu dinehümül Hakka ve ya'lemune ennAllâhe "HU"vel Hakkul mubiyn;

O süreçte Allâh kendilerine (Sünnetullâh gereği) yaptıklarının sonucunu tamamıyla yaşatacaktır; bilecekler ki Allâh, apaçık Hakk'ın ta kendisidir. (A.Hulusi)

25 - O gün Allah, onlara hak cezalarını tamamen verecek ve Allahın aşikâr Hakk olduğunu bileceklerdir. (Elmalı)


Yevmeizin yüveffiyhimullâhu dinehümül Hakk o gün geldiğinde Allah onlara hak ettikleri karşılığı tastamam ödeyecek. ve ya'lemune ennAllâhe "HU"vel Hakkul mubiyn ve onlar da Allah’ın, evet yalnız O’nun her şeyi apaçık ortaya çıkaran mutlak gerçek olduğunu öğrenecekler. Bu gün öğrenmeyenler o gün Allah’ın, her şeyi ortaya çıkaran mutlak gerçek olduğunu öğrenecekler.


26-) Elhabisâtü lilhabisiyne velhabisûne lilhabisât* vettayyibatü littayyibiyne vettayyibune littayyibat* ülaike müberreune mimma yekulun* lehüm mağfiretün ve rizkun keriym;

Çirkin fikir ve davranış sahibi kadınlar, çirkin ahlâklı erkekler içindir; çirkin ahlâklı erkekler de çirkin fikir ve yaşam içindeki kadınlar içindir... Temiz, iyi fikir sahibi kadınlar, temiz erkekler içindir; temiz fikir sahibi erkekler, iyi fikir sahibi, saf kadınlar içindir... İşte bunlar, (o iftiracıların) dedikleri şeylerden uzak olanlardır... Onlar için bir mağfiret ve kerîm bir yaşam gıdası vardır. (A.Hulusi)

26 - Habîsât habîsler için, habîsler habîsât için ve tayyibât Tayyibler için, Tayyibler tayyibât içindir, bunlar, onların dediklerinden müberrâdırlar, kendilerine bir mağrifet ve bir rızkı kerîm vardır. (Elmalı)


Elhabisâtü lilhabisiyne velhabisûne lilhabisât kötü kadınlar, kötü erkeklerin, kötü erkekler de kötü kadınların dengidir. Ya da bu ibare şöyle bir alternatif şekilde de anlaşılabilir; Kötü söz ve davranışlar kötü adamlara, kötü adamlar kötü söz ve davranışlara layıktır, yakışır.

Elhabisâtü lilhabisiyne velhabisûne lilhabisât tıpkı iyi kadınlar iyi erkeklerin, iyi erkekler de iyi kadınların dengi olduğu gibi. Ya da alternatif anlamıyla iyi söz ve davranışlar iyi adamların, iyi adamlar da iyi söz ve davranışların layığı olduğu gibi.

ülaike müberreune mimma yekulun işte onlar bu dünyada iftiracıların dillerine doladıkları şeyden tamamen uzaktırlar, masumdurlar.

İşte bu ayet Hz. Aişe’yi aklayan ayetti. Bu ayet ininceye kadar 40 gün geçmişti. Allah tarafından aklanmak ne müthiş bir şey. Tarihin 2. Yusuf’u olmuştu Hz. Aişe.

Hz. Aişe diyor ki; “Benim gibi biri için ayet nazil olmaz zannediyordum. Benim için mi Allah vahiy indirecek diye düşünüyordum. Olsa olsa Resulallah’a ilhamen ya da bir işaret gösterilir diyordum. Bunu bekliyordum ama, benim için vahiy iner beklemiyordum.”

[Ek bilgi; Hadis’in devamında; Bundan sonrasını Aişe validemiz şöyle anlatır:

«Ben iki gece bir gün hep ağladım, gözüme hiç uyku girmedi. Bu ağlamanın ciğerimi parçalayacağını zannediyordum. Ben ağlarken anam ve babam da yanımdan ayrılmıyordu. Evimize Ensârdan bir kadın geldi, müsaade alarak yanıma girdi, başucumda oturdu. Ben ağlarken o da benimle beraber ağlamaya başladı. Tam o sırada Allah Resulü yanımıza girdi, selâm verip oturdu. Bu dedikoduların çıktığı günden beri hiç yanımda oturmamıştı, bir aydır da bu mevzuda kendisini aydınlatacak bir vahiy gelmemişti. Allahü Teâlâ'ya hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu:

«Ya Aişe, hakkında bana hep hayırlı olduğun bahsedildi. Şayet bu işte bir vebalin yoksa Yüce Allah senin paklığını bana bildirir, eğer senden bir günah, hata sâdır olduysa tevbe ve istiğfar et. Kul günahkâr olup o günahını ikrar ederek tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder

Allah Resûlü'nün bu sözlerinden sonra ağlamam kesildi, gözümden bir damla bile yaş gelmedi. Babama, «Ben Resûlüllah'a ne cevap vereceğimi bilemiyorum, sen ona cevap ver» dedim. Babam da «vallahi Resûlüllah'a ben de ne diyeceğimi bilmiyorum» dedi. Genç olduğum için o sıra henüz Kur'an'dan yeteri kadar bilgi öğrenememiştim. Sonra Resûlüllah'a «ben size yapmadığım şeyi yaptım desem, Allah yapmadığımı biliyor. O, bildiğine göre yalan söylemiş olurum. Vallahi benimle sizin benzeriniz Yusuf'un babası Yakub gibidir. Bana düşen Yakub'un dediği gibi «artık bana güzelce sabır gerekir, anlattıklarınıza ancak Allah'tan yardım istenir

Böyle konuşup döşeğime yattım. Allah-ü Telâ’nın beni temize çıkaracağını umuyordum. Fakat hakkımda bir âyetin nazil olacağım hiç tahmin etmiyordum, yalnız Resulallah’ın rüyasında benim suçsuz olduğumun bildirileceğini tahmin ediyordum. Vallahi Peygamber yerinden kalkmadan kendisinde vahiy alâmeti belli oldu. Şakakları terledi, ellerinin üstünden bile terler çıkıyordu.

Vahyin gelmesi tamamlandıktan sonra tebessüm ederek «Ya Âişe, müjdeler olsun, vallahi Allah-ü Teâlâ seni bu dedikodudan temize çıkardı.» dedi.

Bunun üzerine anam «Âişe kalk, Resûlüllah'ın elini öp» dedi. Ben «Resûlüllah'ın elini öpmem, benim hamd ve minnetim Allahü Teâlâ'yadır. Çünkü beni temize çıkaran O'dur.»]

Bu aynı zamanda nedir biliyor musunuz, bu 40 gün, acı ile geçen, herkesin diken üstünde durduğu, Resulallah’ın evinde adeta acı yudumlandığı bu 40 gün neden beklendi? Vahyin Allah’tan olduğunun en büyük delillerinden biridir işte. Aynı zamanda eğer Allah bildirmezse peygamber kendi eşi hakkında ki bir iftira konusunda dahi son sözü söyleyemez. Yani Allah’ın bildirmediğini peygamber dahi olsa bir insan bilemez mesajı idi. Eğer Allah bildirirse bilir mesajıydı. Aslında bu mesajları düşündüğümüzde vahyin kaynağının ilahi olduğunu bir kez ve berrak bir biçimde bir kez daha anlıyoruz.

lehüm mağfiretün ve rizkun keriym tabii dünyada Allah onları akladı, ama ahirette ise onları limitsiz bir bağış ve tarifsiz güzellikte bir rızık beklemektedir. Limitsiz ve tarifsiz sıfatlarını; mağfiratün ve keriymün sözcüklerinin belirsiz gelmesi yüzünden koydum çeviriye. Çünkü belirsizlik çeviriye bu kelimelerle yansıyabilirdi.

Allah bu dünyada böyle ağır iftiralarla imtihan edilenlere, ahirette özel olarak lûtfedecektir. İkram edecektir, in’am edecektir ve karşılıksız koymayacaktır. Sadece suçluların cezasını vermeyecek, aynı zamanda mağdurların ödülünü de verecektir.


“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.


110. Videonun sonu.
110. videoyu toplu olarak http://kurantefsir.wordpress.com/2012/08/17/islamoglu-tef-ders-nur-04-26110/  bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder