8 Ağustos 2012 Çarşamba

İslamoğlu Tef. Ders. MÜ’MİNUN (056-064)(108-C)


B sayfasından devam

56-) Nüsari'u lehüm fiyl hayrat* bel lâ yeş'urun;

Onlar için hayırlar (olsun diye) koşuşturuyoruz! Hayır, onlar farkında değiller! (A.Hulusi)
056 - Onların hakikaten hayırlarına müsareat ediyoruz Hayır, şuurları yok. (Elmalı)


ve beniyn Nüsari'u lehüm fiyl hayrat şimdi onlar bol bol servet ve evlat verdik diye kendilerine. Bizim kendilerinin mevcut hallerini desteklediğimizi mi sanıyorlar.

Evet, bu tarih boyunca insanları düştüğü en büyük yanlışlardan biridir. Ki bu vahyin ilk muhatabı olan Mekke toplumu da bu yanlışa düşmüştü. Mekke’nin ileri gelenleri, kodamanları şöyle düşünüyorlardı. Eğer biz hakta olmasak, haklı olmasak bu refah içinde yüzmeyiz. O zaman biz şu anda böylesine bir refah içindeysek demek ki Allah bizi destekliyor.

Bu tam da müstekbir mantığıdır ve tarihin tüm zamanlarında bu mantığı görmek mümkündür. Hele şu yaşadığımız çağda bakınız yer yüzünü yönetme, toplumları yönetme sevdasında ki gruplara ülkelere, güçlere onların yüreğinde bu şirk mantığını ayan beyan görürsünüz. Onları harekete geçiren mantık budur aslında.

Nasıl düşünüyorlar? Biz haklıyız. Neden? Çünkü güçlüyüz. Gücümüz haklılığımızın delilidir diyorlar. Haklı oluşlarının referansını güçlü oluşlarını gösteriyorlar. Görüyor musunuz Bugünkü modern batı uygarlığının temelinde de bu mantık yatar. Modern batı uygarlığının cemaziyel evveli sömürgeciliğe dayanıyordu. Hollanda’lılar, Portekiz’liler, daha sonra İngiliz’ler ve daha sonra diğerleri. Afrika kıyılarını, Hint sahillerini ve dünyanın diğer bölgelerini gemilerle yağmalamaya çıktıklarında, gemiler dolusu altınlarla, gümüşlerle, baharatlarla döndüklerinde, hatta hatta boynuna boyunduruk geçirilmiş kölelerle, insanlarla döndüklerinde ve bu insanların 19 milyonunun yolda kaybolduğunu, yolda telef olduğunu dünya tarihini yazanlar söylüyorlar.

İşte onlar bu vahşetleri yaptığında kendilerini şöyle savunuyorlardı. Biz onlara uygarlık götürüyoruz, medeniyet götürüyoruz. Onun için de bu bizim hakkımız. Tam bir müstekbir mantığı. Onun için diyorum ki batının tarihinde ki şekliyle kalkınmak bir insanlık suçudur. Yani sizin saadetiniz insanlığın felaketi anlamına gelecekse o saadet başkalarının felaketi üzerine kurulmuşsa ona saadet demezler. Ona asıl, felaket derler.

bel lâ yeş'urun asla, hayır, böyle olamaz. Fakat onlar bunu bile bilmiyorlar. Bunun dahi farkında değiller. Biraz önce söylediğim mantık tarih boyunca kendini hep haklı görmüş haklılığına da gücünü referans vermişse eğer ona doğruyu anlatmanız çok zor olmakta.


57-) İnnelleziyne hüm min haşyeti Rabbihim müşfikun;

Onlar ki Rablerinin haşyetinden titreyenlerdir (hakikati müşahede sonucu). (A.Hulusi)

057 - Her halde rablerinin haşyetinden titreyenler. (Elmalı)


İnnelleziyne hüm min haşyeti Rabbihim müşfikun öte yandan rablerine karşı duydukları derin saygıdan dolayı tir tir titreyenler, yüreklerinden ürperenler. Burada ki müşfikun; içi titremektir. Yüreğin Allah’a karşı duyulan sevgi ve saygıdan dolayı, bu sevgiyi kaybetme ihtimaline karşı tir tir titremesi.


58-) Velleziyne hüm Bi âyâti Rabbihim yu'minun;

Onlar ki varlıklarındaki Rablerinin işaretlerine iman edenlerdir. (A.Hulusi)

058 - Ve rablerinin âyetlerine iman edenler. (Elmalı)


Velleziyne hüm Bi âyâti Rabbihim yu'minun rablerinin mesajlarına inananlar, gönülden bağlananlar, Allah’ın gönderdiği mesajın kendi hayırlarına  olduğunu, kendi mutluluklarını amaçladığını bilenler ve Allah’a güvenenler. Ya rabbi, benim için ne emretmişsen benim mutluluğum da ondadır diyenler.


59-) Velleziyne hüm Bi Rabbihim lâ yüşrikûn;

Onlar ki Rablerine ortak koşmayanlardır (kendilerinde açığa çıkanın Rablerinin Esmâ'sı olduğu bilincindedirler - fenâfillâh). (A.Hulusi)

059 - Ve rablerine hiç şirk koşmayanlar. (Elmalı)


Velleziyne hüm Bi Rabbihim lâ yüşrikûn rablerine şirk koşmayanlar, yani Allah’tan başkasını Allah’a ortak olarak yakıştırmayanlar. Allah’ ait bir niteliği bir başkasına vermeye kalkmayanlar.


60-) Velleziyne yu'tune ma atev ve kulubühüm veciletün ennehüm ila Rabbihim raci'un;

Onlar ki verdiklerini, Rablerine rücu edecekleri düşüncesiyle verirler. (A.Hulusi)

060 - Ve rablerinin huzuruna varacaklarından yürekleri çarparak vergilerini verenler. (Elmalı)


Velleziyne yu'tune ma atev ve kulubühüm veciletün ennehüm ila Rabbihim raci'un en sonunda rablerine döneceklerine inanarak yüreklerinden gelen bir ürpertiyle vermeleri gereken şeyi gönülden verenler.

Burada özellikle ma atev ve kulubühüm veciletün kalplerinde bir ürperti, Allah saygısı, verirken şımaranlardan, tıpkı Meryem’in annesinin karnında ki doğmamış yavrusunu Allah’a adadıktan sonra dönüp te vetekabbel minna, (Bakara/127) yani ben canımdan bir parça sana verdim diye hava atmak yerine, çalım satmak yerine, Ya rabbi benden kabul eder misin. Etmeyebilirsin de. Ben veririm de sen reddedersin. Çünkü senin için ne değeri var, zaten senin verdiğini sana veriyorum. Senin kapında olmayan bir şey değil ki.

Onun için sana orijinal bir hediye verdiğimi düşünmüyorum. Senin için çok değerli bir şey verdiğimi düşünmüyorum. Ama benim için çok değerli bir şey verdim yarabbi, sen kabul eder misin, yüzüme çarpmaz mısın, vurmaz mısın yüzüme. Geri reddetmez misin ya rabbi. İşte böyle vermek. Ürpererek vermek, vermek ve arkasından ne olur kabul et diye yalvarmak. Allah için vermek ve verdim dememek. Allah için vermek ve ondan sonra da utanmak. Senin verdiğini verdim, bir de tutup tafra mı satayım ya rabbi diye utanmak. İşte bu.


61-) Ülaike yüsari'une fiyl hayrati ve hüm leha sabikun;

İşte onlar hayırlar için yarışırlar... Onlar hayır yapma yarışında öne geçenlerdir. (A.Hulusi)

061 - İşte bunlar hayırlarda sürat yarışı yaparlar ve hem onun için ileri giderler. (Elmalı)


Ülaike yüsari'une fiyl hayrat neymiş bunları bekleyen gelecek. İşte onlardır hayırlarda öne geçmek için can atan kimseler. Yani yukarıda ki hakikati parçalayan insanların karşısında burada farklı bir grubun niteliklerini saydı ve bu niteliklere sahip olanların da temelde ilkelerini dile getiriyor bu ayette. Hayırda öne geçmek için yarışırlar. Bu ayet yukarıda ki hangi mantığa bir cevap? Birbiri ile kavgada yarışanlara, birbiri ile hakikati parçalamada yarışanların karşısında hayırda yarışanlar.

ve hüm leha sabikun ve onlardır bu konuda öne geçecek olanlar. Yani hayırlarda yarışanlar hepsi birden yarışı kazanmış sayılacaklar. Ayetin sonunda ki bu ibareden zımnen anladığımız bu oluyor. Kendilerini peygamberlerine nispet eden herkese ortak değerler sistemi sunuyor bu ayet. Hayırda yarış. Bu değer sisteminin temeli bu. Hayırda yarış.

Eğer insanlar iddia ettikleri nebevi nispetlerinde sahihi iseler, Kendilerini İsa’ya, Musa’ya, Muhammen AS. a (hepsine salâtu selam olsun) nispetleri sahih ise o zaman onların hayırda yarışmaları lazım. Çünkü peygamberleri hayrı tebliğ etti. Hayırla yarışırlarsa  eğer, o zaman kendilerini nispet ettikleri peygambere olan nispetleri sahihtir. Yoksa sahte bir nispettir bu. Yani altın suyuna batırılmış bir tenekenin, bir demirin ben altınım denesine benzer. Ya da bir sarının, bir pirincin altın tafrası satmasına benzer.


62-) Ve lâ nükellifü nefsen illâ vüs'aha ve ledeyNA Kitabün yentıku Bil Hakkı ve hüm lâ yuzlemun;   

Hiçbir bilince kapasitesinin üstündekini teklif etmeyiz... Hak olarak açığa çıkan (her birimin yaratılış amacına göre hak ettiğini gösteren) BİLGİ vardır... Onlara haksızlık yapılmaz! (A.Hulusi)

062 - Mamafih biz kimseye vüs'unden başka teklif etmeyiz, ve nezdimizde bir kitap vardır hakkı söyler, onlar da zulüm edilmezler. (Elmalı)


Ve lâ nükellifü nefsen illâ vüs'aha peki bu hayırda yarışmak insanın gücünün üstünde bir şey mi? Allah’ın verdiği bu emir insanı aşan bir emir mi diyecek olursanız cevabı geldi. Ve biz hiç kimsenin gücünün üstünde güç yüklemeyiz. ve ledeyNA Kitabün yentıku Bil Hakk zira bizim katımızda hakkı, hakikati olduğu gibi dile getiren bir kayıt tutulmaktadır. Burada ki kitaptan kasıt insanın eylemlerinin kayıt kuyudat altına alınması. Yani ey insan aslında seni yaratan senin istiap haddini, tonajını çok iyi bilir. Onun için sana verdiği emirler bu tonajı aşmamaktadır. Ne yapıp yapmadığını da hangi bahane ile yapmadığını da çok iyi bilir ve kayıt altında tutar. ve hüm lâ yuzlemun ve sonuç bu; sonuçta onlar asla zulme uğramazlar, uğramayacaklar.


63-) Bel kulubühüm fiy ğamretin min hazâ ve lehüm a'malün min duni zâlike hüm leha amilun;

Fakat onların şuurları bundan koza içindedir... Bundan başka (nefsanî dürtülerle, bedensel zaaflarla) yapa geldikleri o işler de vardır. (A.Hulusi)

063 - Fakat onların kalpleri bundan bir dalgınlık içindedir, hem onların ondan başka bir takım işleri vardır ki hep onlar için çalışırlar. (Elmalı)


Bel kulubühüm fiy ğamretin min hazâ fakat kalpleri bu ilahi kayıt işlemine karşı derin bir gaflet içinde olanlar, vurdum duymazlık içinde olanlar, ki burada belki şöyle bir benzetme yapabiliriz; Kalbi beden ülkesinin başkenti olarak görürsek eğer, bu başkentin kendisine saldırmaya hazır düşmanlara karşı vurdum duymazlığı. Düşünün etraf düşmanla sarılmış fakat başkent hiç kolu kıpramıyor, hiç tedbir almıyor. İşte böyle olanlar.

ve lehüm a'malün min duni zâlik Bundan daha aşağılık işler de çevirirler. Ya da şöyle de  anlayabiliriz bu ibareyi; Bundan daha beter olacaklar. Çünkü yüreklerine yönelik düşmanca saldırıları engellemek için hiçbir şey yapmadılar, gaflete daldılar. Bu gaflet onların daha da beter olmasına sebep olacak. hüm leha amilun onlar da o yolda çabalayıp gidecekler. Yani yukarıdakiler nasıl hayırda yarışmak için çabalayacaklarsa onlar da battıkları bataklıkta çabalayarak boğulacaklar.


64-) Hatta izâ ehaznâ mütrefiyhim Bil azâbi izâ hüm yec'erun;

Nihayet onların pişmanlıktan doğan itirafları içinde azaplarıyla yakaladığımızda, hemen yalvara-yakara feryat ederler. (A.Hulusi)

064 - Nihayet refahlı olanlarını azâba çekiverdiğimiz zaman hemen feryada başlayacaklardır. (Elmalı)


Hatta izâ ehaznâ mütrefiyhim Bil azâb ta ki onların servet ve iktidarla şımarmış olanlarını azap ile çepeçevre kuşattığımız bir zamana dek. O zamana dek böyle gaflet içinde debelenip gidecekler. Eğleniyoruz zannedecekler. Allah a isyan edecekler, ondan keyif aldıklarını düşünecekler. Günah işleyecekler, zevk aldıklarını düşünecekler. Aslında onun kendilerinin etrafını saran bir çamur deryası olduğunu, içine düştükleri bir balçık olduğunu fark etmeyecekler. izâ hüm yec'erun fakat azap ile çepe çevre kuşatıldıklarında imdat çığlıklarını koy verecekler.

Yec’erunİ; Ce’r, cü’r; aslında öküz böğürmesine denir affedersiniz. Hatta belki car, cur da buradan gelir. Yani basacaklar cayırtıyı, ne zaman? Ancak Allah’ın belasını gördüklerinde. Belki bu; Allah kendilerinden tamamen desteği çektiğinde diye de anlaşılmalı.

Mutraf; dünya ile tatmin olan insana denir ayette geçen. Dünya ile tatmin olmuş, dünyevileşmiş bir beşer, birey. Yoksa Mütref’in zıddı olmak için ille yoksul olmak şart değil. Bunu söylemiyor Kur’an. Zaten büyük sûfi Cüneyd fakr’ı öyle tarif ediyor, tanımlıyor. Fakr diyor yani fakirlik; İslâm’ın irfan boyutunun kastettiği manada fakr; hiçbir şeye sahip olmaman değildir. Her şeye sahip olabildiğin halde hiçbir şeyin sana sahip olmasına izin vermemendir. İşte İslâm irfanının Fakr tarifi budur. Bu manada her şeye sahip olsan dahi hiçbir şeyin sana sahip olmasına izin vermemen.

Mütref kim peki;İsterse hiçbir şeye sahip olmasın fakat dünya ile tatmin olacak kadar küçük adam. Dünya ile tatmin olabiliyor. Yani sahip olduklarını zannettiklerinin altına geçmiş, onları sırtına almış, dünyalığı jokeyi olan suvarisi olan bir at gibi olan insan.


Devam ediyor D sayfasına geçiniz.
108. videoyu toplu olarak http://kurantefsir.wordpress.com/2012/08/03/islamoglu-tef-ders-muminun-042-092108/ bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder