12 Eylül 2014 Cuma

İslamoğlu Tef. Ders. İNŞİRÂH SURESİ (01-3) (193-B)a





Duha suresinden sonra Şerh suresi geliyor. 94. sure elimizde ki mushafta, fakat fakirin nüzul tertibinde 6. sırayı ihraz ediyor. Adı, açan manasına geliyor, ferahlatan, gönül açan, yürek açan. Bazı tefsirlerde inşirah ismiyle anılıyor Türkiye’de de İnşirah suresi diye meşhur olmuş. Ama bu telmihen verilen bir ad, gerçekte adı şerh suresi olmalı.

Surenin iniş zamanı tabii ki ilk surelerden olduğu için Mekke de iniyor. Hatta Duha suresi ile ayrılmaz bir biçimde yan yana duran bir sure. Dahası da var: Ata ve Ömer İbn. Abdülaziz bu iki sureyi, duha ve şerh suresini besmelesiz olarak yan yana okur, yani ikisini bir sayarlarmış. Buna da delil olarak Allah resulünün bir tek rekatta duha ve şerh surelerini yan yana okuduğunu gösterirlermiş.

Yine şerh suresinin Elem neşrah leke sadrek ayetinin, duha/6. ayetinde ki Elem yecidke yetiymen fe âva ya atıf olduğunu düşünürlermiş. Oysa ki Elem yecidke yetiymen fe âva da ki hitap zamiri gaip zamiri hüve yani yecidke, o seni buldu. Allah’a atfen olan zamir gaip zamiri, O. Oysa ki Elem neşrah leke sadrek te ki Allah’a atfen olan zamir biz yani 1. çoğul şahıs zamiri. Onun için bu ikisi bir birine bir fiil atıf sayılamaz.

Dahası; Allah resulünün bir rekatta iki sureyi okumasının tek örneği bu değil başka örnekleri de var. Mesela Kafirun ve İhlas’ı da bir rekatta ikisini birden okurdu Allah resulü. Daha başka örnekleri de var. Yani bunun bize verdiği ders bir rekatta iki sure de üç sure de okunur mesajıdır. Yoksa bu iki surenin aynı olduğu anlamına gelmez ki zaten bu konuda ittifak var. Tüm otoriteler bu iki sureyi ayrı ayrı iki sure saymışlardır Duha ve şerh suresini.

Konusu motivasyon. Daha önce de söylemiştim Hz. Peygamberi inşa eden bir sure şerh suresi ve teselli eden aynı zamanda bir sure ve surenin zirvesi Feinne me'al 'usri yüsrâ, İnne me'al 'usri yüsrâ (5-6) her zorlukla beraber bir kolaylık vardır, evet, evet her zorlukla beraber bir kolaylık var olmaya devam edecektir şeklindeki ayetler ki bize ve tüm zamanlara muhteşem bir ilahi müjdedir. Bu girizgâhtan sonra suremizin tefsirine geçebiliriz.



1-) Elem neşrah leke sadrek;

Senin göğsünü açmadık mı (darlığını genişletmedik mi)? (A.Hulusi)

1 - Şerh etmedik mi senin için bağrını? (Elmalı)


Elem neşrah leke sadrek göğsünü açıp seni ferahlatmadık mı. Bu ayeti kerimenin tefsiri sadedinde kadim bazı tefsirlerimizde göğsü açmanın bir ameliyat operasyonu, yani bir cerrahi operasyon olarak tanımlandığını görüyoruz ve bunun içinde Allah resulünün küçüklüğünde melekler tarafından göğsünün açılıp kalbinin çıkarılıp yıkandıktan sonra yerine konulup göğsünün tekrar dikilip kapatıldığı rivayetine rastlıyoruz. Yani burada bu kıssadan anlaşılan bu ayette söylenilen şey bir göğüs genişletme ve ferahlatma değil bir cerrahi operasyon olarak anlaşılması lazım.

Fakat şu bir gerçek ki Elem neşrah leke sadrek ayeti kerimesi aslında Kur’an da ki inşirahla ilgili diğer ayetlerle birlikte okunduğunda bir cerrahi operasyonla alakasız, manevi bir hususu dile getiriyor. Çünkü Hz. Musa’nın dilinden yanlış hatırlamıyorsam Tâhâ suresinde ifade buyrulan Rabbişrah liy sadriy (Tâhâ/25) Rabbim göğsüme genişlik ver Ve yessirliy emriy ve işimi kolaylaştır duasında da Rabbişrah liy sadriy aynı kelime kullanılıyor. Yani göğsüme genişlik ver yerine göğsümü yar manasını veremeyiz ve Kur’an da başka yerdekullanımları da var aslında. Ki, 5 ayrı yerde müsbet, menfi hepsi de Mekke de inen surelerde kullanılıyor ve göğse nispetle kullanıldığı her yerde ister sadr, ister sudur. İster tekil ister çoğul şeklinde gelsin hiç organ olarak kullanılmıyor.

Dolayısıyla biz bunu cerrahi bir operasyona yorumlayamayız. Bize kadar zayıf rivayetlerle gelen bir takım sebebi nüzül rivayetleri, bu ayetin manasını vermede herhangi bir delil ve mesned teşkil edemezler. Çünkü Kur’an ın bütünü içerisinde bu kavramın kullanılış şekli aynı; göğsün genişletilmesi hepimiz için geçerli olduğu gibi Allah resulü için daha fazla geçerli idi. İnen ayetlerin ağılığı ve sorumluluğunun verdiği o ağır mes’uliyet duygusuyla Allah resulünün göğsü daralıyordu. Yani vahyin ağırlığı altında eziliyordu. Tabir caizse yer yüzünün en nazlım, en sakin, en sessiz, en nazik, en nazenin insanına haydi bu mesajı al ve dünyaya ilan et. Senin karşına tüm insanlık geçse de sen bu mesaj uğruna varlığını ada deniliyordu.

Kolay mı? dostları, akrabaları, yakınları, uzakları, şehri, hemşehrileri, civar yani düşman olmuşlardı. Oysa ki Allah resulünün o güne kadar hiç düşmanı olmamıştı. Hiç kimseye bir şey dememişti, hiç kimseyle takışmamıştı, hiç kimseyle kavgası olmamıştı. Böyle bir bilgi bize kadar gelmiyor. Allah resulüne vahiy gelinceye kadar Allah resulünün geçmiş hayatında herhangi bir tartışma, takışma, çatışma görmüyoruz. Kolay mı? İşte göğsün daralması bunun içindi ve bu sure Allah resulüne bir müjde olarak indi, göğsünü genişletiyordu.

[Ek bilgi; fena makamındaki muvahhid, fani olduğu ve ayrıca fani olan da her şeye karşı bir darlık içinde olduğu için Hak aracılığıyla halktan perdelenir. Çünkü yokluk, varlık kabul etmez. Nitekim, fena makamından önce de, varlık kapasitesi dar olduğu, zati İlahi varlığı kabul etmesine imkân olmadığı için de halk yüzünden Hak’tan perdelenir.
Ama bağışlanmış Hakkani varlıkla yaratılmaya döndürüldüğü ve tafsile döndüğü zaman, artık Hakkani bir varlık olduğu için, göğsü, kalbi Hakk’ı da halkı da içine alır. İşte sadrın yani göğsün, kalbin açılıp genişlemesi budur.M.İbn. Arabi-Te’vilât)]


[Ek bilgi-2; Göğsü açmak" kelimesi Kur'an-ı Kerim'in neresinde kullanılmışsa orada kelimenin iki anlamı söz konusudur.
Birincisi En'am suresi 125. ayette olduğu gibidir. "Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslam'a açar." Zümer Suresi 22. ayette de şöyledir: "Allah'ın, göğsünü İslam'a açtığı kimse Rabbinden bir nur üzerinde değil mi?" Bu iki yerdeki "Şerh-i Sadr"dan kasıt, her çeşit zihin karışıklığından ve tereddütten temiz olarak, yalnız İslam'ın hak yol olduğuna ve İslami akide, ahlâk, kültür, medeniyet bütün ameller ve hidayetlerin kesinlikle hak olduğuna mutmain olmaktır.
İkincisi, Şuara Suresi 12-13. ayetlerde geçtiği şekildedir. Hz. Musa'ya nübüvvet verildiği ve Firavun'un saltanatına gitmesi bildirdiği zaman Hz. Musa şöyle demiştir: "Rabb'im! Ben onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum. Göğsüm daralıyor."
Taha suresi 25-26. ayetlerde Hz. Musa şöyle yalvarmıştır: "Rabbim! Göğsümü aç. Bana işimi kolaylaştır." Burada "göğüs açmak"tan kasıt, nübüvvet gibi büyük bir görevi yerine getirmek ve küfür güçlerine yapayalnız karşı çıkabilmek için insanda cesaret bulunmadığında, ona cesaret verilmesidir. Bu öyle bir cesarettir ki, insanın zor işe bile ne kadar zor olursa olsun tahammül edebilmesi ve Nübüvvet görevini yerine getirebilmesi için ona kuvvet verilmesidir.(Ebu-l.Al’â Mevdudi- Terfhimu’l Kur’an.]

[Ek bilgi-3; Bu âyette kalp yerine “sadr, göğüs, gönül” ün kullanılması, vesvesenin ârız olduğu yerin göğüs, gönül olması sebebiyledir.
“- İnsanların gönüllerine vesvese fısıldayanın, kötülüğe teşvik edenin şerrinden Allah’a sığınırım.” (en-Nas 5)
Vesvesenin giderilmesi, yerine başka şeyin konması, hayrı davet eden vesilelerle mümkündür ki, bu da gönlün hayırlı şeylere açılması, hayırla genişletilip güçlendirilmesiyle mümkündür.
Kalp, aklın ve marifetin yeridir. Kalbin barınağı göğüstür. Şeytan ve şeytan tıynetli ahlaksız azgınlar, insanların gönlüne girerek akıl ve marifetin yeri olan kalbi sıkıştırmaya çalışırlar. Kalp sıkıştırılınca insan itaatin lezzetini, İslam’ın tadını alamaz. Göğüs, gönül genişletilip güçlendirildiği zamansa kalp de güçlenir ve rahatlar.
Zarfın genişliği mazrufun genişliğine sebep olur. Göğsün genişletilmesi, hal ve istikbalde, dünya ve ahirette bütün hedefleri göstererek her güçlüğü yenecek büyük bir ruh ile şaşkınlıktan hidayete, kederden sevince, sıkıntıdan genişliğe ermek, o güce kavuşturulmaktır. Hüznü gidererek, sevinç verecek şeyleri idrak için bir açma genişletmedir. Sıkıntıyı kaldıracak, gamı kederi dağıtacak geniş bir nefes aldırma şeklindeki bir sebep, bir duygu, bir ilham ile insanda olmayan veya insan tarafından bilinmeyen sevinci mucip bir şey ortaya çıkar ki, bu bir kitabı açıklamak manasına gelen şerh gibidir. Bu mana, mübalağa için, kalbin korunağı olan göğüste kullanılmıştır. Bir şeyin genişlemesi, zarfının da genişlemesini gerektirir. Bu sebeple sevince, yayılma ve genişlik, zıddına da sıkılma ve darlık denir. (A.Tekin KUR’ÂN-ı KERİM TEFSİRİ -el-İNŞİRAH SÛRESİ)]


2-) Ve vada'nâ 'anke vizrek;

(Hakikati açarak beşeriyet) yükünü senden almadık mı? (A.Hulusi)

2 - Ve indirmedik mi senden o bârını? (Elmalı)


Ve vada'nâ 'anke vizrek ve sırtından yükünü almadık mı. Vizr; yük, günah manasına da gelir eğer bağlamı öyle ise. Vezir diyoruz, aslında sultanın yükünü alan kimse demektir. Yöneticinin yükünü alan kimse demektir. Onun için burada vizr, yük manasına kullanılıyor. Sırtında yükünü almadık mı.


3-) Elleziy enkada zahrek;

Ki o (-nun ağırlığı), senin belini çatırdatmıştı! (A.Hulusi)

3 - Ki zâr etmişti bütün zahrını? (Elmalı)


Elleziy enkada zahrek o yük ki senin sırtını ikiye katlamıştı. Sırtına dağlardan ağır gelmişti.

Nasıl ağır gelmesin Lev enzelnâ hâzelKur'âne 'alâ cebelin leraeytehu hâşi'an mutesaddi'an min haşyetillâh (Haşr(21) yani vahyin dağa inmesi halinde dağların toz duman olacağını haber veren bu ayet, vahyin insana inmesi durumunda insanın belini nasıl kütür kütür kütürdeteceğini söylemiş olmuyor mu. Hele bu vahyin ilk muhatabı ise.

Tâ Hâ, Ma enzelna aleykel Kurâne liteşka (Tâhâ/1-2) Tâhâ, biz Kur’an ı sana meşakkat verelim diye indirmedik. Sen zorluk çekesin, acı çekesin zorlanasın, inleyesin diye indirmedik. Demek ki bir taraftan mes’uliyetin, sorumluluğun ağırlığı, öbür taraftan da bu ağırlığı hafifletmek için rabbimizin yardımları, yüreğinden tutması Allah resulünün biz bunu görüyoruz. Şey’e bepni surete hudün ve ahavatuha demişti. beni hud suresi ve kardeşleri ihtiyarlattı. Bir gün Hz. Ebu Bekir Resulallah’a dönüp ya ResulAllah erken yaşlandın demişti de cevabı böyle olmuştu. Beni Hud suresi ve arkadaşları ihtiyarlattı. Yani beni Kur’an ihtiyarlattı.

Ne dersiniz hiç Kur’an la ihtiyarladınız mı. Allah resulünü anlamaya ne dersiniz, sahi anlayabilir miyiz acaba. Anlamaya çalışsak belki bir nebze anlarız da tam olarak anlayabileceğimizi sanmıyorum. Tam olarak anlamak için onun hissettiği o ağır sorumluluğu hissetmek lazım. Vahyin ağırlığı altında ezilen bir yürek lazım. Rabbiyle konuşuyor olmanın getirdiği o mesuliyeti hissetmek lazım. İnsanlığı sırtlanmak lazım, insanlığı yeniden doğurmak lazım, Allah’ın kullarını cehenneme koşarken görüp onların önünü kesmek için kalkan olmanın ağırlığını hissetmek lazım. Yer yüzünde bir insanı hidayete erdirmenin, yer yüzünün tamamını fethetmekten daha evla olduğunu söyleyen Allah resulü işte bunu fark etmişti, bunu söylüyordu aslında Lealleke bahı'un nefseke ella yekûnu mu'miniyn. (Şû’arâ/3) Mü’min olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin diyor Kur’an. Bu nasıl bir sorumluluktu Allah’ım, bu nasıl ağır bir sorumluluk bilinciydi. İşte takva bu, takva gerçekten de bu.

Devam ediyor b sayfasına geçiniz
İnşirah suresini toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

2 yorum:

  1. Selamın aleykum . Allah razı olsun dosyayı göndermişsiniz . Fakat malesef bilgisayarım dosyayı açmadı .Benim bilgisayarım mac . Ne yapacağımı bilmiyorum . Bu konularda bi malumatım yok . yardımcı olabilirseniz minnettar olurum. Allah'a emanet olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Oldukça geç okudum Kusura bakmayın. Genelde yorumlar worpress sayfama yapıdığı için buraya beklemiyordum. Bilgisayarınız Mac ise rar programını Mac formatında yüklemeniz gerekiyor. Veya Mac olmayan bir bilgisayarda açıp sizinkine aktarmanız gerekiyor. Esen kalın, Allah'a emanet olun.

      Sil