1 Kasım 2013 Cuma

İslamoğlu Tef. Ders. HADİYD (16 - 24)(171-E)



D sayfasından devam

16-) Elem ye'ni lilleziyne amenû en tahşe'a kulubühüm lizikrillâhi ve ma nezele minelHakkı, vela yekûnu kelleziyne ûtülKitabe min kablu fetale 'aleyhimul'emedu fekaset kulûbühüm* ve kesiyrun minhüm fasikun;

İman edenler için, Allâh'ın zikri (hatırlanışı) ve Hak'tan inzâl olana bilinçlerinin huşû duyması vakti gelmedi mi? Ki daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar (ibadetleri âdete dönüşmesin, çalışmalarını düşünerek hissederek yapsınlar)! Onların (İsrailoğullarının) üzerlerinden uzun müddet geçmişti de (ibadetleri âdete dönüşmüştü), bu yüzden kalpleri katılaşmıştı (yaptıklarını düşünüp hissedip yaşamadan, âdet diye yapmaya başlamışlardı)! Onlardan (Yahudilerden) çoğunun inançları bozuktur! (A. Hulusi)

16 - Ye o iman edenlere çağı gelmedi mi? ki kalpleri Allahın zikrine ve inen hak aşkına huşu' ile coşsun ve bundan evvel kendilerine kitab verilmiş sonra üzerlerinden uzun zaman geçip de kalpleri katılaşmış ve ekserîsi fiska dalmış bulunanlar gibi olmasınlar. (Elmalı)


Elem ye'ni lilleziyne amenû en tahşe'a kulubühüm lizikrillâhi ve ma nezele minelHakk iman edenlerin, Allah’ı ve indirilen hakikati anınca ta kalplerinde, ta yüreklerinde ürperti duymalarının, ta içten titremelerinin vakti hala gelmedi mi?

İbn. Ömer ne zaman bu ayeti okusa gözlerinden yaşlar boşanır; Geldi rabbim, geldi de geçiyor derdi. Kur’an la diyaloga girerdi. Sanki o an rabbi kendisine soruyormuş gibi.

Resulallah’ta Kur’an la diyaloga geçerdi. EleysAllâhu Bi kâfin abdeH. (Zümer/36) ayetini okuduğunda Allah kuluna yetmez mi, hiç yetmez olur mu diye cevap verirdi ve böyle diyaloga geçerdi. Kur’an ı canlı olarak, Kur’an a inşa olunurlardı. Efendimiz ve sahabe Kur’an la diyalog kurarlardı. Kur’an la konuşurlardı. Adeta rabbimiz kendilerine doğrudan konuşuyormuş gibi sahabe Kur’an ı okur ve cevap verirlerdi.

vela yekûnu kelleziyne ûtülKitabe min kablu fetale 'aleyhimul'emedu fekaset kulûbühüm ta ki kendilerine daha önce vahiy verilip te üzerinden uzun zaman geçtiği için kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Böyle olmamak için ne lazım? Kalplerinde ürperti duyarak Kur’an a muhatap olmaları lazım.

Yahudileşme tehlikesine dikkat çekiyor bu ifade. Sümme kaset kulûbüküm min ba'di zâlike, fehiye kelhıcareti ev eşeddü kasveh. (Bakara/74)daha sonra işte Yahudileşen İsrail oğullarıyla ilgili bir ayet bu. Daha sonra kalpleriniz katılaştı. Öyle katılaştı ki taş gibi katı oldu. Devamında taştan da daha katı oldu. Nice taşlar vardır ki barından ırmaklar çağlar denilecektir bakara suresinin 74. ayetinde.

ve kesiyrun minhüm fasikun ki onların bir çoğu yoldan sapmıştır. Dikkat buyurun ehli kitaptan bahsediyor ayet, onların bir çoğu yoldan sapmıştır. Yani mümeyyiz akıl inşa ediyor. Bir çoğu yoldan sapmış olsa da içlerinde az da olsa sapmamış olanlar da olabilir, vardır. Onları ayırt ediyor ayet. Ehli kitabın tamamını dışlamıyor. Kategorik değil analitik düşünmemizi istiyor ve biz de mümeyyiz akıl inşa ediyor.


17-) I'lemu ennAllâhe yuhyiyl'Arda ba'de mevtiha* kad beyyenna lekümül'âyâti le'alleküm ta'kılun;

İyi bilin ki Allâh, ölümünden sonra arzı diriltir! Aklınızı kullanasınız diye size işaretleri açık - seçik beyan ettik. (A. Hulusi)

17 - İyi biliniz ki Allah Arzı ölümünden sonra diriltir, işte sizi âyetleri beyan ettik gerek ki aklınız ersin. (Elmalı)


I'lemu ennAllâhe yuhyiyl'Arda ba'de mevtiha iyi bilin ki Allah ölümünden sonra toprağa can verir. Neden böyle bir ayet geldi bu bağlam içinde? Bir önceki ayetle alakası ne bunun? Ölü toprağa can veren, ölü gibi olan ehli kitabın içinden bazılarına da can verebilir. Ban bu ima var gibi geldi bu ayette. kad beyyenna lekümül'âyâti le'alleküm ta'kılun doğrusu biz ayetleri böyle açıkladık ki ayrıntılı bir biçimde beyan ettik ki; le’alleküm ta’kılun akleder, üzerinde düşünür yola gelir, kafanızı kullanırsınız diye.


18-) İnnel mussaddikıyne velmussaddikati ve akredullahe kardan hasenen yuda'afu lehüm ve lehüm ecrun keriym;

Muhakkak ki sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allâh'a güzel bir ödünç verenler var ya, onlara kat kat artırılır... Onlar için cömert bir bedel de vardır. (A. Hulusi)

18 - Şüphesiz sadaka veren erkekler ve dişiler ve Allaha öyle karzı hasen takdim edenler, verdikleri kendileri hesabına kat kat katlanır, bir de onlara pek hoş bir ecir vardır. (Elmalı)


İnnel mussaddikıyne velmussaddikat imana sadakati bedelini ödeyen erkekler, ve imana sadakatin bedelini ödeyen kadınlar. Aslında bu ibare şöyle de okunmuş İnnel musaddikıyne; şeddesiz tahfifen de okunmuş. Böyle okunursa mana değişir. Musaddikıyn okunuşuna dayanarak hakikati tasdik eden erkekler ve hakikati tasdik eden kadınlar.

ve akredullahe kardan hasenen yuda'afu lehüm ve lehüm ecrun keriym ve Allah’a güzel bir borç veren kimseler. Ne olacak bunlara? Yuda’afu lehum onlara kat kat geri ödenecek. ve lehüm ecrun keriym ve onlar için ayrıca büyük bir ödül olacak. Onları büyük bir ödül bekleyecek. Ve saddeka BilHüsna Fesenüyessiruhu lilyüsra. (Leyl/6-7)ayetini hatırlatıp geçiyorum.


19-) Velleziyne amenû Billâhi ve RusuliHİ ülaike hümussıddiykune, veşşühedau' 'ınde Rabbihim* lehüm ecruhüm ve nuruhüm* velleziyne keferu ve kezzebu BiâyâtiNA ülaike ashâbul cahıym;

Esmâ'sıyla hakikatleri olan Allâh'a ve Rasûlüne iman edenlere gelince, işte onlar sıddıkların ve Rablerinin indînde şehîdlerin (Âl-u İmran: 18'de belirtilen şehâdet; halk anlayışına göre şehit değil. A.H.) ta kendileridirler! Onların mükâfatları ve nûrları vardır (hem Nebiye hem Rasûle iman etmişler)... Hakikat bilgisini inkâr edenler ve varlıklarındaki Esmâ işaretlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cahîm (cehennem)in ashabıdırlar. (A. Hulusi)

19 - Hem Allaha ve Resulüne iman edenler hep onlar aynî sıddîkler ve şehitlerdir, Rablerinin indinde onlara onların ecirleri ve nurları vardır, âyetlerimizi tekzip edenlere gelince işte onlar hep Ashabı cahîmdir. (Elmalı)


Velleziyne amenû Billâhi ve RusuliHİ ülaike hümussıddiykun Allah’a iman eden ve onun elçilerine iman eden kimseler var ya işte onlar, Allah’a sadakatlerinin bedelini ödemişlerdir. Yani doğruluk ve dürüstlük sembolü olanlardır onlar. veşşühedau' 'ınde Rabbihim ve yine onlardır rableri katında tanıklığına değer verilecek olanlar. Burada ki şüheda; Model olanlar, Şehiyd olanlar, Hani ayeti kerimede de;

Ve kezâlike cealnâküm ümmeten vesetan litekûnû şühedâe alenNâs. (Bakara/143) biz sizi böylece dengeli bir ümmet kıldık ki insanlığa model olasınız diye ayetinde olduğu gibi.

lehüm ecruhüm ve nuruhüm ödül de onların ışıkta onların olacak. velleziyne keferu ve kezzebu BiâyâtiNA ülaike ashâbul cahıym inkarda direnen ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar gözleri fal taşı gibi açan bir ateşin ehli olacaklar.


20-) I'lemu ennemelhayatüddünya le'ıbun ve lehvun ve ziynetün ve tefahurun beyneküm ve tekasürun fiyl'emvali vel'evlad* kemeseli ğaysin a'cebelküffare nebatuhu sümme yehiycü feterahu musferren sümme yekûnu hutama* ve fiyl'ahıreti 'azâbün şediydun ve mağfiretun minAllâhi ve rıdvan* ve melhayatüddünya illâ meta'ulğurur;

İyi bilin ki dünya hayatı sadece bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür; aranızda bir büyüklenme ve mallarda ve evlatta çoğalma yarışıdır! (Bunlar) şu misaldeki gibidir: Yağmurun yeşerttiği ekinle mutlu olurlar ama sonra bakarsın ki o yeşillikler kurur, sararır ve toprak olur hepsi! Sonsuz gelecek yaşamda ise ya şiddetli bir azap veya Allâh'tan bir mağfiret ve Rıdvan vardır. Dünya hayatı nesneleri, kendini aldatmaktan başka bir şey değildir. (A. Hulusi)

20 - Biliniz ki: Dünyâ hayât bir oyun, bir eğlence, bir süs ve aranızda bir tefahur ve mal-ü evlat da bir çokluk yarışından ibarettir, bir yağmur temsili gibi ki otu rençperleri imrendirmiştir, sonra heyecana gelir, bir de görürsün sararmıştır, sonra da olur bir çör çöp, âhirette ise şiddetli bir azâb bir de Allah dan bir mağfiret ve Rıdvan vardır. Dünya hayât bir aldanış metâından başka bir şey değildir. (Elmalı)


I'lemu ennemelhayatüddünya le'ıbun ve lehvun ve ziynetün ve tefahurun beyneküm (iyi bilin ki,) tek başına -bu ibare de yok ama biz mutlaka bunu böyle anlamalıyız, parantez içi böyle bir ifade varmış gibi okumalıyız.- iyi bilin ki tek başına bu dünya hayatı bir oyun ve oynaştan, albenili bir gösteri ve birbirinize karşı övünme yarışından ve tekasürun fiyl'emvali vel'evlad ve mal ve evlat çoğalma hırsından ibaret olurdu eğer tek başına bu dünya hayatı olsaydı.

Cümlenin yapısı gereği tek başına dünya hayatı diye anlamamız gerekiyor bunu. Öbür dünya göz ardı edildiğinde bu dünya tüm anlam ve amacını yitirirdi. Dünya; cife, talibi de köpekler değil yani. Hint fakirliğine özendirmiyor bu ayetler. Yani dünyayı bire kir ve pislik saymamızı gerektirmiyor.

Dünya bir tarla zaten Allah Resulünün dediği gibi. Tarla olmazsa hasat olur mu? Dünya olmazsa ahiret olur mu? Onun için delil de arkadan geliyor bu söylediğim. Yani hint fakirliğini özendirmiyor Fakr nedir dediğimizde Cüneyd’in tarifi; “Fakr; senin hiçbir şeye sahip olmaman değil, dünyalara sahip olsan da hiçbir şeyin sana sahip olmasına izin vermemendir.” Diyordu ya.

İşte burada ayette arkadan gelen ruhbanlığın iyi bir şey olmadığına dair ayette aslında bize bunu veriyor. Yani burada Hint fakirliği özendirilmiyor. El kârda gönül yarda olan bir çalışma hayatı özendiriliyor. Elinde çok olsun, gönlünde yok olsun denilmeye getiriliyor. Hani Celâleddin Rûmi’nin misaliyle; Dünya bir deniz, kâlp bir gemi. Eğer su geminin içine girerse batar. Su geminin dışında olursa, yani dünyalıklar kâlbin dışında olursa, yüreğe konmazsa dünyalık yol olur, geminiz yol alır. Bunun gibi.



kemeseli ğaysin bunun sonu şu yağmur meseline benzer. a'cebelküffare nebatuhu sümme yehiycü feterahu musferren sümme yekûnu hutaman o yağmur çiftçileri, aslında a’cebelküffare, küffar; çiftçiler manasına da gelir. Kafir toprakla tohumu örttüğü için çiftçiye de denir. Ama ben burada tevriye var gibi geliyor. Hem çiftçileri hem de nankörleri gibi çifte bir anlam var gibi geliyor. Ben yine de buna değinerek geçeyim. Çok sevindirir çiftçileri veya nankörleri. Sonra kurur ve sen onu sararmış görürsün ve sonunda toz toprak olur, karışır gider.

ve fiyl'ahıreti 'azâbün şediyd ama ahirette böyle olmayacak. Yani dünyada sahip olduğun şey eğer tek dünyalıysan sadece dünya hayatından müteşekkilse servetine bakışın, işte bu sonunda böyle olacak. Yani ne kadar yeşil olursa olsun bir bahçe, bir bağ, bir tarla, bir orman sonunda kuruyacak çöp olacak, talaş olacak, toprağa karışacak ve bitecek. Bir bahar ne kadar gümrah olursa olsun mutlaka onu bir kış bekler. Öyle değil mi. Ama eğer  ahireti varsa işte böyle olmayacak diyor. Ahiret böyle olmayacak, ya ne olacak;

ve fiyl'ahıreti 'azâbün şediyd ya şiddetli bir mahrumiyet, azabı kelime anlamıyla, kök anlamıyla çevirdim, ve mağfiretun minAllâhi ve Rıdvan veya Allah’tan bir mağfiret ve hoşnutluk olacak. Bir mağfiret ve hoşnutluk. Hoşnutluk; razılık diye çevirebiliriz. Razı oluşun tüm olumlu anlamlarını içerir Rıdvan. Kip olarak fu’lan vezninden. Kuldan razı oluşun en kesin delili nedir? Allah’ın birinden razı olduğunu en kesin delili nedir? O kişinin Allah’tan razı olması. Allah; kendisinden razı olanlardan razı olur. İşte Rıdvan’ın içinde bu anlam da var.

ve melhayatüddünya illâ meta'ulğurur zira tek başına bu dünya hayatı aldatıcı ve geçici bir tatmin aracından başka bir şey değildir. Yine tek başına bu dünya hayatı. Tek başına dünya olduğu zaman hayatın anlam ve amacı yok oluyor. Hayatın anlam ve amacı ahirettir. ahiret siz bir dünya anlamsız ve amaçsız bir hayatır.

[Ek bilgi; Müteahhir alimlerden birisi şöyle demiştir:
"Bir oyundur" çocukların oyunu gibi. "Bir eğlencedir" gençlerin eğlenmesi gibi. "Bir süstür" kadın­ların süsü gibi. "Bir öğünüştür" birbirine denk şahısların karşılıklı öğünüşleri gibi. "Çokluklarıyla bir yarıştır" tacirlerin mallarının çokluklarıyla Öğünüşleri gibi.
Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: Dünya, sonunun gelmesi ve yok oluşu itibariyle bu şeylere benzer. Ali (r.a)'den rivayete göre Ammar'a şöy­le demiştir:
“Dünyaya üzülme! Çünkü dünya altı şeyden ibarettir: Yiyecek, içe­cek, giyecek, koklanacak şeyler, binecek ve evlenilecekler. En güzel yiye­ceği baldır, o ise bir tür sineğin tükürüğüdür. En bol içeceği sudur, bütün can­lılar bu hususta birbirine eşittir. En üstün giyeceği ipektir, bu ise bir kurtçu­ğun dokumasıdır. En üstün kokusu misktir, bu da bir farenin kanıdır. En üs­tün bineği attır, yiğitler onun sırtında öldürülür. Nikâhlanacaklara gelince, on­lar da kadınlardır. Bu ise bir sidik yolunun, bir sidik yolunda olması demek­tir, Allah'a yemin ederim, Kadın en güzeli yerini süslemekle birlikte, onun en çirkin yeri arzu edilir.(El Camiu Li-Ahkâmi’l-Kur’an- İmam Kurtubi)]


21-) Sabiku ila mağfiretin min Rabbikum ve cennetin 'Arduha ke'ArdisSemâi vel'Ardı, u'ıddet lilleziyne amenû Billâhi ve RusuliHİ, zâlike fadlullahi yü'tiyhi men yeşa'* vAllâhu Zülfadlil 'Azıym;

(O hâlde) Rabbinizden bir mağfirete ve Esmâ'sıyla hakikati olan Allâh'a ve Rasûllerine iman edenler için hazırlanmış olan, genişliği semâ ve arzın genişliği gibi olan bir cennete, yarışarak koşun! İşte bu Allâh'ın fazlıdır ki onu dilediğine verir! Allâh, Zül Fadlil Aziym'dir (büyük lütuf sahibidir). (A. Hulusi)

21 - Siz Rabbinizden bir mağfirete ve eni Yerle Gök ün eni gibi bir Cennete yarışınki Allaha ve Resullerine iman edenler için hazırlanmıştır, o Allahın fadlıdır, onu dilediği kimselere verir, ve Allah, çok büyük fadıl sahibidir. (Elmalı)


Sabiku ila mağfiretin min Rabbikum ve cennetin 'Arduha ke'ArdisSemâi vel'Ard rabbinizin mağfiretine nail olmak ve alanı gök ve yerin alanı gibi uçsuz bucaksız cennete kavuşmak için birbirinizle yarışa girin. Dünya için değil ahiret için yarışın. Siz dünya için yarışıyorsunuz. u'ıddet lilleziyne amenû Billâhi ve RusuliH bu Allah’a iman eden ve O’nun elçilerine iman edenler için hazırlanmıştır. O uçsuz bucaksız cennetler. zâlike fadlullahi yü'tiyhi men yeşa' bu Allah’ın dileyen kimseye vermeyi dilediği bir ihsanıdır, bir ikramıdır. Dileyen kimseye vermeyi dilediği diye çevirdim yeşa’ fiilini iki özneyi gören bir biçimde anlamak, yarışın emriyle ve külli, cüzi irade bakışıyla doğrudan alakalıdır. vAllâhu Zülfadlil 'Azıym Allah büyük ikram sahibidir, büyük kerem sahibidir, lütuf sahibidir.


22-) Ma esabe min musıybetin fiyl'Ardı ve lâ fiy enfüsiküm illâ fiy Kitabin min kabli en nebraeha inne zâlike 'alAllâhi yesiyr;

Arzda (bedeninizde - dış dünyanızda) ve nefslerinizde (iç dünyanızda) size isâbet eden hiçbir musîbet yoktur ki, bizim onu yaratmamızdan önce, bir kitapta (ilim boyutunda oluşmuş) olmasın! Muhakkak ki bu Allâh üzerine çok kolaydır! (A. Hulusi)

22 - Ne Arzda, ne de nefislerinizde bir musibet başa gelmez ki biz onu fiile çıkarmazdan evvel bir kitap da yazılmış olmasın, şüphesiz bu Allaha göre kolaydır. (Elmalı)


Ma esabe min musıybetin fiyl'Ardı ve lâ fiy enfüsiküm illâ fiy Kitabin min kabli en nebraeha ne yer yüzünü ne de sizin başınıza daha önceden kayıt altına aldığımız bir tasarımımız olmadıkça asla bir musibet gelmez, isabet etmez. Fiy kitabin yani hayat için koyduğumuz yasalar demektir bu. inne zâlike 'alAllâhi yesiyr bu Allah’a çok kolaydır. İlahi takdiri anlamakta zorlanırız değil mi. Çünkü biz ölümlüyüz ve zihnimiz zamana bağlı olarak algılar her şeyi. Ancak Allah için zaman, önce, sonra yok. Bu ona çok kolay, ama size imkansız gelebilir. Allah hayata müdahildir diyor bu ayet. Hayatı yaratmadan yasalarını yaratmıştır gibi bir ima da içeriyor.


23-) Likeyla te'sev 'alâ ma fateküm ve lâ tefrahu Bima ataküm* vAllâhu lâ yuhıbbu külle muhtalin fehur;

(Bunu bildiriyoruz) ki elinizden kaçana üzülmeyesiniz ve size verdiği ile de sevinip şımarmayasınız! Allâh çok övünen kibirli hiçbir kimseyi sevmez! (A. Hulusi)

23 - Şunun içinki kaybettiğinize gam yemeyesiniz ve size verdiğine de güvenmeyesiniz, Allah çok öğünen kurulanın topunu sevmez. (Elmalı)


Likeyla te'sev 'alâ ma fateküm ve lâ tefrahu Bima ataküm böyle takdir etmiştir ki elden kaçırdıklarınıza aşırı üzülmeyesiniz, ele geçirdiklerinize de aşırı sevinmeyesiniz diye. Yani bütünü asla göremezsiniz, O görür. Parçayı görene düşen tek şey var, bütünü gören Allah’a teslim olmak. vAllâhu lâ yuhıbbu külle muhtalin fehur Nitekim Allah hiçbir kendini beğenmiş, şımarığı sevmez.


24-) Elleziyne yebhalune ve ye'murunenNase Bilbuhl* ve men yetevelle feinnAllâhe "HÛ"velĞaniyyulHamiyd;

Onlar (zenginliğiyle övünen kibirliler) cimrilik yapan ve insanlara cimriliği emreden kimselerdir! Kim (Allâh'tan) yüz çevirirse, muhakkak ki Allâh Ğaniyy'dir, Hamiyd'dir. (A. Hulusi)

24 - Onlar ki hem behıllik ederler hem de halka behıllik emrederler, her kim de ardını dönerse haberi olsun ki Allah, ganiy Hamîd o. (Elmalı)


Elleziyne yebhalune ve ye'murunenNase Bilbuhl cimrilik yapan ve insanlara da cimriliği öneren kimselere gelince ve men yetevelle kim Allah’a sırtını dönerse, yani cimrilik yapan Allah’a sırtını dönmüş kabul edilir. Allah’a sırtını dönen ise feinnAllâhe "HÛ"velĞaniyyulHamiyd iyi bilsin ki Allah kendi kendine yetendir ve hamdlerin tümüne layık olandır. Yani eğer sen cimrilik yaparsan kendine yapmış olursun. Adeta bununla Allah’a Ya rabbi bana verme demiş olursun. Çünkü unutma Allah kulundan her ne istedi, almak için istemez, vermek için ister. İbrahim’den İsmail’i ni istedi İsmail’ini almadı, İshak’ı da verdi. Eğer insanoğlu akıllıysa Allah’ın ver dediği yere, ver dediği zaman ve zemini bir fırsat bilir Allah kendisine daha fazla versin istiyorsa verir. Çünkü infak hem insanı nifaktan korur, hem de Allah’ın lütfunu önüne uçsuz bucaksız açar. Rabbim kendisini layıkıyla tanıyan Lûtfuna layık olan infak ile nifaktan korunan kullarından kılsın bizleri. (sonraki ayetler 172. videoda)

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.


171. videonun sonu.
171. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder