15 Nisan 2013 Pazartesi

İslamoğlu Tef. Ders. ZÜMER (01 - 02) (144-A)






El Hamdu Lillahi Rabbil'Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden, ki anlasınlar beni. Amin! Rabbeneftah bil hayr, vahtim bil hayr, Rabbi yessir ve la tüassir, Rabbi temmim bil hayr.

Değerli Kur’an dostları bugün Kur’an ın 39. suresi olan Zümer suresine gireceğiz. Zümer suresi adını zümreler, gruplar manasına gelen adını 71 ve 73. ayetlerde geçen Zümera kelimelerinden alır. Ki Kur’an da sadece bu surenin ilgili ayetlerinde geçer bu kelimeler. Hz. Aişe’den gelen bir rivayetten anlaşılıyor ki ilk nesil zamanında sure bu isimle anılmaktaydı.

Surenin dönemine gelince, hiç şüphe yok ki sure Mekki dir, Mekke de nazil olmuştur. Bir takım otoritelerin bazı ayetlerin Medine de nazil olduğunu söylemelerine rağmen bunun mugni bir delili yoktur. 6. surenin girişinde çok daha önce ortaya koyduğumuz kriterlere vurduğumuzda böyle bir tez geçerliliğini yitirmektedir.

Surenin iniş zamanını, dönemini, daha doğrusu Mekke döneminin içinde ki 3 dilimden hangisine denk geldiğini tam tespit etmek zor olsa da 10. ayette ki Allah’ın arzı geniştir ifadesinden hicrete teşvik edildiğini anlıyoruz mü’min muhatapların. Dolayısıyla hicretten bahseden bir ayetin bünyesinde yer aldığı bu sure ya Habeş hicreti öncesi, ya da Medine’ye hicret arifesinde indirilmiş olmalı. Bizce Habeş hicreti olmamalı, olamaz. Çünkü surenin üslubu, ayetlerin uzunluğu daha çok Medeni’ye hicret arifesinde ki sureleri andırmakta. Bizim görüşümüze göre bu sure Mekke döneminin 4 er yıllık 3 dilimlik Mekke döneminin 2. diliminin, 2. periyodunun ya sonunda ya da 3. periyodunun başında inmiş olmalıdır. Ki İsra suresine mücavir surelerden biridir inişte.

Bu anlamda sure tevhid konusunu ana tema olarak işler. İnancı saf ve samimi arı duru kılarak ibadeti yalnız Allah’a hasretmek biçiminde tanımladığı tevhidi 2, 3, 11, 14. ayetlerde farklı cümle kalıplarıyla, ama aynı manayı da vurgular.

Tevhid binasını yıkan şirki de ele alır. 33, 38, 43, ile 46. 62. ile 67 ayetleri arasında da her türlü şirki reddeder. Ve dahası her tür şirk alttan alta Allah’ın yetersizliği sapık fikrine dayandığı için 31. ayet (Hayır 36) şöyle vurgulu bire cümle ile bu tasavvuru reddeder. EleysAllâhu Bi kâfin abdeH (zümer/36) Allah kuluna yetmez mi?

Yine sure 53. ayetinde O’nun sınırsız rahmetini müjdeleyerek Allah’ın kuluna yetip de arttığını şöyle dile getirir. Kul ya 'ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh (Zümer/53) ey hayatını israf eden, hayatını har vurup harman savuran hayatını çar çur eden hayat gibi muhteşem emanete ihanet eden kullarım, Allah’ın rahmetinden asla ümit kesmeyin. innAllâhe yağfiruzzünube cemiy'a hiç unutmayın ki Allah günahların tamamını Affedebilir. Yani Allah’ın affından büyük günah işleyeceğiniz zehabına kapılmayın. Şeytan size ters bir tasavvuru giydirmesin. Allah’ın affından büyük günah işleyeceğiniz tasavvuruna kapılmak, Allah’ın sizi affedemeyeceği sonucuna götürür. Ki bu da tersinden bir şirktir. Ben öyle bir günah işlerim ki Allah bile affedemez diyemezsiniz değil mi? (Haşa) O zaman innAllâhe yağfiruzzünube cemiy'a Allah günahların tamamını affedebilir. inneHU "HU"vel ĞafûrurRahıym (Zümer/53) Neden? Çünkü O sonsuz bağışlayıcı ve merhametin kaynağıdır. Varlığın içerisinde merhamet adına ne varsa O’ndan bir yansımadır. Onun içinde böyle bir Allah ile muhatapsınız ve rabbinizden ümit kesmeyin. Der sure ve sure Ahiret manzaralarıyla, negatif ve pozitif geçmiş bir hayatın cezası ya da ödülünü ele alan manzaralarla son bulur.

Nüzulde sure 57. sırada, Sebe’ suresiyle Mü’min suresi arasında yer alır. Şimdi Zümer suresinin tefsirine geçebiliriz.



Rahman, rahiym olan Allah adına. Her bildiri, her manifesto, her ültimatom, her mesaj meşruiyetini göndereninden alır. Okuduğum şu mesajda meşruiyetini Allah’tan alır. Her mesaj biri adına okunur, adına okunduğu makam ne kadar etkiliyse, mesajın muhatabı üzerinde bıraktığı etki de o derecededir. Eğer bir mesaj Allah adına gönderilmişse, Allah adına iletiliyorsa, o mesaj önünde durup can kulağıyla dinlemek gerekir. Çünkü insan anlamını Allah’tan alır. Eğer Allah’ını kaybederse, Allah’ı ile ilişkisini keserse, rabbiyle arasına mesafe koyarsa insan orada anlamını yitirir. Geriye bir pantolon – kemik, bir gömlek et ve bir bidon da sıvı kalır. Yer yüzünün en akıllı canavarına dönüşebilir. Onun için Allah’ın muhatap olduğu insan Ahsen-i takvim üzerine yaratılan, eşref-i mahlukat olma potansiyeli bünyesinde taşıyan insan, kendi potansiyelinin zirvesine, yüreğinin çeperlerine tutunarak çıkabilme yetisiyle, yeteneğiyle yaratılan insandır.


1-) Tenziylül Kitabi minAllâhil 'Aziyzil Hakiym;

Bu BİLGİ, Aziyz Hakiym Allâh'tan boyutsal olarak şuuruna indirilmiştir! (A. Hulusi)

01 - İndirilişi bu kitabın Allah dan, o azîz, hakîm Allah dan dır. (Elmalı)


Tenziylül Kitabi minAllâhil 'Aziyzil Hakiym bu ilahi mesaj üstün hikmet sahibi olan, yüceler yücesi Allah katından indirilmedir.

Kur’an ın ilahi kaynağına atıf yapıyor bu giriş ayeti. Ayetin sonunda ki Aziyz ve Hakiym sıfatları Sadece Allah’ı nitelemiyor. Kur’an ın başka yerlerinde de geldiği gibi Kur’an ı da niteliyor. Onun için Kur’an hakkında da bu Kur’an Aziyzdir, Hakiymdir buyuran ayetler daha önce geçti. Dolayısıyla Aziyz ve Hakiym olan Allah’tan indirilmiş, Aziyz ve Hakiym olan Kur’an dır bu. Bu iki form Mübalağa ile ismi fail formudur. Yani abartılı özne formudur. Kur’an a raci kılınırsa eğer, Kur’an özne olmuş oluyor. Yani inşa eden bir özne, müdahale eden bir özne, aktif ve aktüel bir özne. Yani sizin karşınızda sizi onaran, sizi yapan sizi bina eden, sizi kurgulayan, sizi inşa eden sanki şuurlu, aktif bir özne.

Vahye böyle muamele yapmamız isteniyor bizden. Vahye böyle bakmamız isteniyor. Vahye bir nesne olarak bakmamız istenmiyor. Nesne olarak baktığımızda kitabına uyduruyoruz. Özne olarak baktığımızda ise kitaba uyuyoruz. Kitap; Kitabına uydurmak için okunmaz, kitaba uymak için okunur. Onun için de vahye özne olarak yaklaşmamızı önce vahiy istiyor bizden.


2-) İnna enzelna ileykel Kitabe Bil Hakkı fa'budillahe muhlisan lehüd diyn;

Muhakkak ki biz sana O BİLGİyi Hak olarak (hakikatin olan Esmâ boyutundan açığa çıkardık) inzâl ettik! O hâlde Din'i, (varlıktaki sistem ve düzenin mutlak hâkimi - hükümranı olarak) Allâh'a kulluğunun farkındalığıyla yaşa! (A. Hulusi)

02 - Emin ol biz sana kitabı hakkıyla indirdik onun için Allaha öyle ibadet ve kulluk et ki dini ona halîs kılarak, (Elmalı)


İnna enzelna ileykel Kitabe Bil Hakk bu ilahi mesajı, bu Keriym vahyi, bu Aziyz kitabı, bu özne olan ilahi kelâmı, gerçek bir amaçla elbette biz indirdik. Bil Hakk, gerçek bir amaçla. Ben mülâbese manası verdim orada ki “B” ye. Orada ki “B” edatına sebebiyye, nedensellik anlamı da verilebilir. İndiği makam Hakk olduğu için, Hakk; hakikat makamı olması sebebiyle indi manasına da gelebilir.

Fakat benim tercih ettiğim mana hemen biraz sonraki 5. ayette göklerin ve yerinde Hakk ile  yaratıldığını ifade buyuran ayetle uyumludur. Çünkü burada ki Hakkın zıddı batıldır. Batıl ise bu anlam örgüsü içerisinde amaçsızlığa tekabül eder. Yani Allah amaçsız olarak yaratmamıştır gökleri ve yeri. İnsanı da amaçsız olarak yaratmamıştır. Dolayısıyla bu vahyi de insana amaçsız olarak indirmemiştir. İnsanı nasıl amaçlı yaratmışsa vahyi de insana indirirken o amaca uygun olarak, o amacı gerçekleştirmek için indirmiştir. Onun için ayette ki Bil Hakk amaçlılığa tekabül eder diye düşünüyorum. Biz bu vahyi bir amaca mebni, bir amaçla indirdik buyuruyor rabbimiz.

fa'budillahe muhlisan lehüd diyn şu halde sadece onun için olan saf ve samimi bir inançla Allah’a, yalnız Allah’a  kulluk et. İşte tevhid çağrısı. Bu çağrı bu surede dönüp dönüp biraz farklı formlarla da olsa tekrar tekrar gelecektir.

Ayette fa’budillah, Allah’a kulluk et. Yani ubudiyetten söz ediliyor. Ubudiyet emrediliyor, yalnız Allah’a kulluk et. Aczin idrakiyle severek boyun eğmek demektir ubudiyet. Ne demek aczin idraki; Ben bana yetmem ya rabbi, ben kendime yeterli değilim ya rabbi. Ben, benim değilim ya rabbi, ben sana aitim ya rabbi. İnna lillah biz O’na aitiz, Allah’a aitiz. Dolayısıyla ait olduğum kapıya yabancılaşmak istemiyorum, o kapıya karşı otonomi ilanı gibi bir sapıklığa düşmek istemiyorum, o kapıdan bağımsız var oluşumu idame ettiremeyeceğimi biliyorum. Dolayısıyla ben bana yetmem, sen bana yetersin ya rabbi. Onun için ben acizim, ben yetersizim, ben kifayetsizim. Seninle ancak olursam ayakta dururum. Dolayısıyla sana kayıtsız şartsız kulluk için teslim oluyorum, boyun eğiyorum. Eğer sana boyun eğmezsem Allah’ım beni kendine kul edecek bir yığın layık olmayan çevre ve varlık var. Hemcinslerim arasında benim üzerimde otorite kurup beni kula kul edecekler, beni sana kul olmaktan uzaklaştırmak istiyorlar. Fakat ben onlara rağmen kula kul olmayacağım, eşyaya kul olmayacağım, sana kul olacağım Allah’ım. Demektir ubudiyet.

Din; Ayetin içinde geçen temel kavramlardan biri. Çok anlamlı bir kelime din. Gerçek bir çok anlamlı kelime. Kök olarak deyn mastarından türetilir. Deyn borç demektir. Din de Medine de, medeniyette aynı kökten türetilir. Bir yerleşim biriminde insanlar arasında ki anlaşmazlıkları hukuki çözümlere bağlayan kimseye, yani hukuk adamına deyyan denilir. Hukuk adamının içinde yaşadığı ve hukukun kendi içinde uygulandığı siteye de mediyr denilir. Hukukun üstün olduğu sitelerden birleşmiş olan bir uygarlığa da medeniyet denilir.

Dolayısıyla Dinle Medine arasında ki etimolojik ilişki hukuk ilişkisidir. Yani borçluluk bilinci, borçluyum, borcumu ödemek zorundayım. Borcumu ödemezsem hukuk yakama yapışır. Dolayısıyla sorumluyum. Onun içinde yakamı sıyıramam, yani borcumun üstüne yatamam. Borcun üzerine yatılmadığı bir durumdur din. Medine de borcun üzerine yatıp insanların sahtekarlık yapamadığı bir yerleşim birimidir. Medeniyet te herkesin sorumluluğunu yerine getirebilecek bir idrake kavuştuğu bir toplumun kurduğu uygarlıktır. Onun için dinden medeniyete giden süreç etimolojik olarak işte böyledir. Şimdi kelimenin anlamlarını teker teker söyleyebiliriz.

1 -  Hakk ve Hukuk manasına gelir. Deyyan; Hukuku uygulayan kimse demiştim ya.

2 – İtaat ve kulluk manasına gelir, bu da borçla ilgilidir. Eğer borcumu ödemezsem mutlaka itaat edeceğim bir otorite var. Bana borcumu ödettirir o otorite. Yani üstüne yatamam. Dolayısıyla hukuku çiğneyemem burada hukuk çiğnenemez. Onun için Hakk ve hukuk anlamına gelir din.

3 – Takip edilen hayat tarzı, gelenek, örf, hayatı üzerine koyduğumuz, inşa ettiğimiz temeller manasına gelir. Neden, yine bu borçla ilgisi nedir etimolojik anlamı olan, kök anlamı olan borçla? Borçluluk bilinciyle yaşanan bir hayat tarzı. Yani sorumluluk bilincinin üstün tutulduğu bir hayat anlayışı, bir hayat tasavvuru din demektir. Onun için dinsiz adam, sorumsuz adam manasına gelir. Dinsiz adam hukuksuz adam manasına gelir. Dinsiz adam kayıtsız adam, sorumsuz adam, hukuksuz adam, şartsız adam. Dahası sınırsız adam, yani haddini bilmez adam, kendini bilmez adam manasına gelir bütün bu anlamlar çerçevesinde.

Yine din’in bir anlamı daha var. Bütün bu anlamları Büyük lügat Ansiklopedisi Lisan-ül Arab dan derlerdim. Ama Ta’cül-arus da aynı minval üzre bu kelimenin anlamlarını sıralamış.

4 – Yoğun yağan bereketli yağmura denir. Aslında bu da deyn ile ne alakası var, borçla ne alakası var denilecek olursa; Toprakla gök, yerle gök arasında ki ilişki; iki ayrı ve birbirinden bağımsız iki varlık ilişkisi değil. Toprakla gök, yerle gök arasında ki ilişki birbirinin hakkını gözeten, birbirinin hukukuna riayet eden iki eş arasında ki ilişki gibidir. Gök suyunu topraktan alır, borç alır, aldığı borcu yağmur olarak ona geri verir. Gök suyunu yerden alır, buharlaşan denizlerden alır. O aldığı suyu zayi etmez, bir dirhemini zayi etmez. Onun ödünç almıştır, borç almıştır, yeryüzüne borçludur gök.

Dolayısıyla borcumu ödemiyorum demez. Ben yer yüzünden aldım bu suyu, onun için yer yüzüne yeniden vereceğim, hem de en güzel şekilde. Denizden aldım ama karaya bırakacağım diyerek borcunu eda eder. Onun için yoğun bir yağmura da din anlamı verilir. Dolayısıyla din yoğun yağan bereketli yağmura işte bu nedenle denilir.

Bütün bu anlamlardan yola çıkarak dinin borçluluk bilinci, yani kulun Allah’a karşı sorumluluk bilincinin hayata dönüşmüş, sistemleşmiş şekli, bir inanç sistemi halini almış şekli olduğunu söyleyebiliriz.

Devam ediyor B sayfasına geçiniz.
144. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder