4 Nisan 2013 Perşembe

İslamoğlu Tef. Ders. SÂD (14 - 21) (142-D)



C sayfasından devam

14-) İn küllün illâ kezzeber Rusule fehakka 'ıkab;

Hepsi de sadece Rasûlleri yalanladılar... Bu yüzden de yaptıklarının kötü sonucunu yaşamayı hak ettiler! (A.Hulusi)

14 - Başka değil, hepsi gönderilen elçileri (Resulleri) tekzip etti de öyle hak oldu azâbım. (Elmalı)


İn küllün illâ kezzeber Rusule fehakka 'ıkab hepsi de elçileri yalanladılar, bu yüzden cezamızı hak ettiler.


15-) Ve ma yenzuru haülai illâ sayhaten vahıdeten ma leha min fevak;

Bunlar sadece gecikmesi olmayan bir tek sayhayı (sesi - ölümü) beklemektedir. (A.Hulusi)

15 - Onlar da başka değil, bir tek sayhaya bakıyorlar öyle ki ona hık yok. (Elmalı)


Ve ma yenzuru haülai illâ sayhaten vahıdeten ma leha min fevak hepsi de elçilerimizi yalanladılar denilen bu kavimler için söyleniyor bu ayet; Şu berikiler var ya, hayır ilk muhataplar için söyleniyor. Yani Mekke’de bu ayetlere karşı baş kaldıranlar. Bu örnekleri verdikten sonra geri dönülerek ki 11. ayetle bu ayetin birleştirilmesi lazım. Arada ki ayetler bir tür parantez içi. Onun için Mekke müşrik aristokrasisine bir hitap bu. Ve ma yenzuru haülai illâ sayhaten vahıdeten ma leha min fevak şu berikiler var ya Mekkeliler, işte bunları bir tek bela çığlığı beklemektedir. Bir nefes ilave soluk bile alamazlar.


16-) Ve kalu Rabbena 'accillena kıttanâ kable yevmil hisab;

(Alayla) dediler ki: "Rabbimiz! Hak ettiğimizi, yapılanların sonuçlarının açıkça görüleceği süreçten önce, hemen ver!" (A.Hulusi)

16 - Bir de ya Rabbenâ bizim pusulamızı hesap gününden evvel acele ver dediler. (Elmalı)


Ve kalu Rabbena 'accillena kıttanâ kable yevmil hisab işte onlar rabbimiz bizim hükmümüzü hesap gününden önce hemen ver diye alay ederler.


17-) Isbir alâ ma yekulune vezkür abdeNA Davude zel' eyd* innehu evvab;

Onların dediklerine sabret ve kuvvet sahibi Davud'u zikret (hatırla)... Muhakkak ki O, evvab (hakikatine dönen) idi. (A.Hulusi)

17 - Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davud’u an, çünkü o çok tecri' yapar (evvab) idi. (Elmalı)


Isbir alâ ma yekulune vezkür abdeNA Davude zel' eyd* innehu evvab sen onların bu tür laflarına sabırlı ol. Sure asıl vurgusuna geldi. Davud kıssasına girdi bu ayetle ve Resulallah’a doğrudan hitap ederek; Sen onların bu tür laflarına sabırlı ol dedi ve güçlü bir iradeye sahip olan has kulumuz Davud’u hatırla. Çünkü o innehu evvab, çünkü o kendisine yönelecek makamı çok iyi bilir hep Allah’a yönelirdi.

Hz. Davud’un örnek gösterilmesi iki amaca mebni olabilir ki girişte de değinmiştim:

1 – 1. si Hz. Peygamberi teselli için. İktidarı Allah verecek diyor Resulallah’a imaen. Fakat onun da kendine göre, yani iktidarın da kendine göre sıkıntıları var, kendine göre ağır sınavları var. Onun için Allah sana Davud gibi iktidarı vermeden şimdiden o sınavlara karşı hazırlıklı ol. İktidarın kendine göre bir ayartıcılığı var.

2 – Müşrikleri tehdit. Güce ve iktidara tapıyorsunuz diyordu zımnen müşriklere. Fakat Allah’a ortak koşuyorsunuz. Güce ve iktidara tapıyorsunuz, çelişik bir biçimde Allah’a ortak koşuyorsunuz. Eğer güç ve iktidara gerçekten hürmet ediyorsanız, Allah’ın gücü ve iktidarının üstünde güç ve iktidar mı var. Güçte, iktidar da Allah’ın elinde. Onu dilediğine nasip eder. Nitekim Hz. Peygambere daha büyüğü verilecektir. Fakat o iktidarın nimetlerini elinin tersiyle itip bir kul gibi yaşayıp, bir kul gibi rabbine yürüyecektir.


18-) İnna sahharnel cibale meahu yüsebbıhne Bil 'aşiyyi vel işrak;

Doğrusu biz, akşam ve Güneş doğduğu vakit tespih eder (işlevlerini yerine getirir) hâlde, dağları (benlik sahiplerini) Ona boyun eğdirdik. (A.Hulusi)

18 - Çünkü biz onun maiyetinde dağları müsahhar kılmıştık: tesbih ederlerdi akşamleyin ve işrak vaktı. (Elmalı)


İnna sahharnel cibale meahu yüsebbıhne Bil 'aşiyyi vel işrak işte bu yüzden her sabah ve her akşam onunla birlikte emrimize amade kıldığımız dağlar da kudret ve ihtişamımızı dillendiriyor, dile getiriyordu.

Burada ki yüsebbihne bu tespih bu. Allah’ın kudret ve ihtişamını dile getirmek. Aslında eşyanın tespihi Allah’ın koyduğu yerde verdiği rolü oynamasıdır. Kainata mensup olmak. Burada zımnen bu vurgulanıyor. Dağlarla aynı ilahiyi söylemek. Hz. Davud şuurlu bir kul, iradeli bir kul. Dağlar ise iradesiz birer kul. Dolayısıyla insanoğlu rabbinin emrine intisal eder, O’na yönelirse şunu görür; Varlık, bütün bir yaratıklar alemi, bütün bir mahlukat aslında aynı ilahiyi koro halinde söylemekte. İnsan da bu koroya davet edilmektedir aslında. Bunu söylüyor, bunu vurguluyor.


19-) Vettayre mahşureten, küllün lehu evvab;

Toplanmış kuşları da (kendisine iman etmiş kimseler)... Hepsi Ona evvab (hakikatini yaşayan) idi. (A.Hulusi)

19 - Kuşları da toplu olarak, hepsi onun için terci' yapar (evvab) idi. (Elmalı)


Vettayre mahşureten, küllün lehu evvab katar katar dizilmiş kuşlar da bu koroya dahildir. Küllün lehu evvab, hepsi O’na yönelmişlerdir. Aslında kainata mensup olmak, kainatla birlikte Allah’ın size verdiği rolü oynamak. Kuşlarla, bütün varlıklarla böyle bu. Onun için her peygamber aslında insanı bütün bir varlık zincirine bir halka olduğunu hatırlatmak için geldi. Ey insan sen şu varlıklar aleminde bu zincirin Altın halkasısın. Zincirden kopma. Eğer koparsan Allah’a yabancılaşırsın. Bunu söyledi.


20-) Ve şededna mülkehu ve ateynahül hıkmete ve faslel hıtab;

Onun mülkünü (hükümranlığını) kuvvetlendirdik ve Ona Hikmet (sebepler ilmi) ve Fasl-ul Hitab (doğruyla yanlışı en mantıklı şekilde hemen ayıran muhakeme kuvvesi) verdik. (A.Hulusi)

20 - Hem mülkünü kuvvetlendirmiştik, hem de kendisine hikmet ve faslı hitap vermiştik. (Elmalı)


Ve şededna mülkehu ve ateynahül hıkmete ve faslel hıtab biz de onun iktidarını sağlama aldık. Kimin? Davud’un iktidarını. Zira ona adaletle hükmedecek muhakeme ve anlaşmazlıkları sona erdirecek ikna kabiliyeti verdik. Faslel hitap. Anlaşmazlıkları sona erdirecek bir ikna kabiliyeti. Yani sözü kesip ayıracak, sözü kesip takırtıyı tüketecek Türkçede ki deyimde olduğu gibi. Hikmet ve faslel hitab, iki şey. Aslında Bakara/251. ayetinde de öyle buyruluyordu ya;

… ve katele Davudu Calûte ve atahullahul Mülke vel Hikmete… (Bakara/251) Davud, küfrün komutanı Calut’u öldürünce Allah onu seçti. Ona nübüvvet verdi ve hikmet verdi, mülk verdi, iktidar verdi. Tabii verilen iktidarın Allah’ça meşru sayılması ancak adaletle, adaletin de maksimum derecesi hikmetle sağlanır. Gayri meşru iktidarlar zorbalık ve güçle sağlamlaşır. Onun için Ve şededna mülkehu biz onun iktidarını sağlamlaştırdık diyor iki şeyle. Hikmetle ve hukukla. Burada ki faslel hitab; anlaşmazlıkları ikna ve Hukuk ilkeleriyle çözmek, halletmek manasını içeriyor zaten. Onun için bir iktidarı meşru kılan vahyin gözünde iki şeydir. Adalet ve Hukukun üstünlüğü. Bu ikisi burada gözüküyor zaten. Meşru iktidar Hikmet ve ikna ile. Gayri meşru iktidarsa zulüm ve zorbalıkla olur. Meşru iktidar adalet ve rıza ile olur, gayri meşru iktidarsa baskıyla zorbalıkla olur, ceberut bir iradeyle olur.


21-) Ve hel etake nebeül hasm* iz tesevverul mihrab;

Sana o tartışmanın haberi geldi mi? Hani duvarı tırmanıp mabede ulaştılar. (A.Hulusi)

21 - Bir de hasım kıssası geldi mi sana? Hani surdan mihraba aştıkları vakit. (Elmalı)


Ve hel etake nebeül hasm sen davacıların kıssasından haberdar oldun mu? Kıssa başka bir kıssaya giriyor,  iz tesevverul mihrab hani onlar mabedin duvarına, Aslında burada mabedin duvarından kasıt mihrab.

Mihrap; Bir tür inziva hücresi. Kemal üstü, duvarın içine gömülmüş çok küçük karanlık bir inziva hücresi. Orada din adamları inzivaya çekilirlerdi. İşte oraya denirdi mihrap. İnziva hücresinin bulunduğu duvara tırmanmışlardı.

21 – 26. ayetlerde anlatılan kıssaya ilk müfessirlerle sonrakiler arasında ki yaklaşım farklılığını açıkça görüyoruz. İşte bu kıssa. Buradan itibaren Davud peygamberin kahramanı olduğu bu kıssaya tefsir tarihimiz iki farklı yorum getirmiş, birbirinden çok ayrı.

İlk müfessirler getirdikleri yorumlarda, ki Taberi bunlara dahil. Ki Taberi’den daha öncesi, İbn. Abbas, Enes Bin Malik, Mücahid ve onlardan da Taberi nakletmiş, hatta Beğavi nakletmiş ve diğer bazı müfessirlere nakletmişler. Onların yaklaşımı peygamberleri masum kılan karakter temizliğinin doğuştan mı, yoksa ahlaki bir gayretle mücahede sonucumu sorusuna hayır ikincisi. Yani ahlaki bir gayret ve mücahede ile peygamberler masum kılan karakter temizliğine  kavuşmuşlardır sonucuna varacağımız bir şekilde yaklaşırlar ilk müfessirler.

Ama sonraki kelamın etkisinde ki tefsir tarihi ise Peygamberlerin masumiyetini aşırı biçimde savunan ve bunu bir kelami polemik ve tez olarak bir mezhebe dönüştüren daha sonraki yüz yıllarda müfessirler o tezi, ilk müfessirlerin bu kıssaya yaklaşımını terk ederek farklı farklı söylentiler üretmişlerdir bu kıssa hakkında, efsanelere başvurmuşlardır.

Bu efsanelere biz girmeyeceğiz. Onların hiç birisini buraya almayacağız tabii ki. Çünkü gerçekten de tutarlılığı yok. Biz ilk müfessirlerimizin kıssaya yaklaşımını, özellikle Taberi’nin İbn. Abbas’tan naklettiği, Enes Bin Malik’ten naklettiği, yine Mücahid’den naklettiği ve diğer bazı sahabe ve tabiin müfessirlerinen naklettikleri rivayet şöyle.

Hz. Davud evinin damından zaman zaman gördüğü güzel bir hanıma sevdalanır. Onun sevdası içine düşer. Araştırınca hanımın urya adlı bir askerin eşi olduğunu öğrenir. Gel zaman git zaman çıkan bir savaşa Urya’da gider ve savaştan dönmez ölür. Dul kalan eşiyle Hz. Davud evlenir.

Hz. Davud anlaşılan onun evli bir hanım olduğunu öğrendikten sonra dahi gönlünden onun sevgisini atamamıştır ve bu da vahiy tarafından Hz. Davud’un hatası olarak görülmüştür.

Dul kalan eşle evlendikten sonra Hz. Süleyman bu eşten olur. Tevrat’ta ki anlatım bundan çok farklı. Bizim ilk müfessirlerimizin anlatımından çok farklı. Çünkü Tevrat peygamberlere, peygamberlik izzetine yakışmayacak şeyler yakıştırır. Onun için Tevrat’ta ki anlatım bir peygambere iftira olan bir çok hikaye içerir. Kur’an hikayenin aslını iftiradan arındırılmış şeklini ima eder.

Hz. Davud’a zina isnad eden Tevrat’ta ki anlatım İslam geleneğinde kesinlikle reddedilir ki, bir peygambere asla yakışmayacak ve bir peygamber için caiz olmayan böyle bir zina iftirası gerçekten de en ağır cürüm, en ağır günah sayılmalıdır. Onun için Hz. Ali Hz. Davud için Tevrat’ın anlattığı bu hikayeyi inanan ve nakledene çift iftira cezası verin demiştir. Yani 160 değnek. 80 değnek bir masuma yapmadığı bir fiili iftira etmenin cezasıdır. Peygambere iftiranın cezası ise onun ilki katıdır demiştir Hz. Ali.

İşte bu iki davacı, Hz. Davud’a yaptığının doğru olmadığını anlatmak için gelen kimselerdi. Hz. Davud bir yerde gönül ferman dinlemez sözünün muhatabı olmuştu. Ama o sıradan biri değildi. Onun için ebrar’ın hasenatı, mukarrabinin seyyiatıdır der Arapça bir ifade. Hasenatül ebrar, seyyiatül mukarrabiyn. Yani Allah’a çok yakın olanların katında kötülüktür iyilerin iyiliği. Bu ne demek? Sıradan insanlar günahlarına tevbe ederken Allah’a çok yakın olanlar, Allah’tan gafil kaldıkları bir tek nefesi günah bilip tevbe ederler.

İşte bu çerçeve de algılanmalıdır bu. Ve bu böyle algılanırsa peygamberlerin sahip olduğu karakter temizliğinin doğuştan olmak yerine, yani bir tür zahmetsizce verilmek yerine, onların da bu konuda iradeli bir savaş verdiklerini ve alınlarının teri ile bu ahlaki erdemi ha ettiklerini zaten biz Kur’an da da Resulallah’ın ahlakına vurgu yapan ayetten öğreniyoruz. Yani nübüvvetten önce Resulallah ta ki ahlakı, erdemi Kur’an vurgularken, sen muhteşem bir ahlak üzeresin diyordu.

İşte bu. Çünkü bu Kur’an tarafından da de doğrulanan peygamber bakışıdır, ki Tâhâ/121-122. ayetleri, Kasa/15-16. ayetleri peygamberlerin kusur ve hatalarına nasıl bakacağımız konusunda bize ışık sunar, çerçeve çizer.


Devam ediyor E sayfasına geçiniz
142. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder