11 Nisan 2013 Perşembe

İslamoğlu Tef. Ders. SÂD (55 - 71) (143-D)



C sayfasından devam


55-) Hazâ* ve inne littağıyne le şerre meab;

İşte bu! Muhakkak ki, taşkınlık yapanlar için de dönüş yerinin şerlisi vardır. (A.Hulusi)

55 - Bu böyle, şüphesiz azgınlar için de fena bir istikbal (şer bir meâb) var. (Elmalı)


Hazâ bu da böyledir. ve inne littağıyne le şerre meab ama bir de haddini bilmez azgınlar var ki, onları da en kötü bir menzil beklemektedir. Yani haddini bilenlere en güzel menzil, haddini bilmeyenleri de en kötü menzil,


56-) Cehennem* yaslevneha* fe bi'sel mihad;

Cehennemdir ki ona yaslanırlar! Ne kötü bir yaşam ortamıdır o! (A.Hulusi)

56 - Cehennem, ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşek. (Elmalı)


Cehennem cehennem. O menzil Cehennemdir. yaslevneha* fe bi'sel mihad onlarda ona yaslanacak. Yukarıdaki müttekinin zıddıdır bu. Hani cennette uzanacaklar, cehennemde yaslanacaklar, ama o ne berbat bir döşektir. Yani öyle kuş tüyü damat döşeği değil. Seriyr birazda bu manaya gelir. Ama cehennemde ki değil tabii.


57-) Hazâ fel yezûkuhu hamiymun ve ğassâk;

İşte bu! Tatsınlar onu! Kaynar su (yakıcı benlik fikirleri) ve irindir (bedensellik kabulünün getirisi fiillerin yaşatacağı olaylar)! (A.Hulusi)

57 - İşte, artık tatsınlar onu bir hamîm ve bir ğassâk. (Elmalı)


Hazâ bu da böyledir, yani bu da gerçektir, bu da böyle olacaktır. fel yezûkuhu hamiymun ve ğassâk o halde bırak ta yürek yakıcı ve iç karartıcı bir azabı sonuna kadar tatsınlar.


58-) Ve aharu min şeklihi ezvac;

Aynı şekilde diğerleri, eşleriyle (hem bilinç - benlik hem de uygun beden) ! (A.Hulusi)

58 - Ve o şekilden bir diğeri: çifte çifte. (Elmalı)


Ve aharu min şeklihi ezvac ve aynı türden onunla eş değer daha başka azapları da tatsınlar. Cehennem; Cennetin mutlak karşıtı. Ceza yoksa ödülün de kıymeti yok. Onun için cehennemden söz edilen yerde mutlaka cennetin olması, cennet gibi bir ödülden söz edilen yerde de cehennemin olması eşyanın tabiatı icabıdır. Varlığın yasası gereğidir.


59-) Hazâ fevcün muktehımun meaküm* lâ merhaben Bihim* innehüm salün nar;

İşte bu sizinle beraber (cehenneme) katlanan bir grup... (Suça yönlendirenleri der ki): "Onlara 'Merhaba = rahat olma temennisi' geçersizdir... Muhakkak ki onlar yanmaya maruz kalanlardır." (A.Hulusi)

59 - Şu: bir alay: maıyyetinizde göğüs germiş; onlara merhaba yok, çünkü onlar Cehenneme salınıyorlar.


Hazâ fevcün muktehımun meaküm küfür rehberlerine denilecek ki; İşte şu güruh körü körüne arkanıza takılan yandaşlarınızdır. lâ merhaben Bihim* innehüm salün nar berikiler diyecek ki; rahat yüzü görmesin onlar. Elbet onların da ateşe girmesi gerek. Yani bizi takip ettiler, hani biz suçluyuz da onlar suçlu değil mi, onlarda belalarını bulsun, onlarda ateşe girsin. Madem bizi takip ettiler.


60-) Kalu bel entüm lâ merhaben Biküm* entüm kaddemtümuhu lena* fe bi'sel karar;

(O önderlere uyanlar ise): "Hayır, asıl size 'Merhaba = rahat olmak' yoktur... Onu (cehennemi) bize siz önerdiniz! Ne kötü bir karargâhtır bu!" dediler. (A.Hulusi)

60 - Hayır derler size merhaba yok, onu bize siz takdim ettiniz, bakın ne fena yatak. (Elmalı)


Kalu bel entüm lâ merhaben Biküm* entüm kaddemtümuhu lena* fe bi'sel karar körü körüne izleyenler ise onlara şöyle cevap verecekler, hayır sorumlu sizsiniz, asıl siz rahat yüzü görmeyin. Bunu başımıza siz sardınız ve gele gele en berbat bir yeri buldunuz diyecekler. Yani kılavuzu karga olanın konacağı mezbeleliktir. İşte gele gele buraya geldiniz, bizi de peşinizden buraya getirdiniz. Diyecekler. Birbiriyle polemiğe girişiyorlar.


61-) Kalu Rabbena men kaddeme lena hazâ fezidhü azâben dı'fen fiyn nar;

Dediler ki: "Rabbimiz! Bunu bize kim önermişse, onun yanma azabını bir kat daha arttır." (A.Hulusi)

61 - Ya Rabbenâ derler: bize bunu takdim edene ateşte azâbı hemen kat kat artır. (Elmalı)


Kalu Rabbena men kaddeme lena hazâ fezidhü azâben dı'fen fiyn nar şöyle yalvaracaklar; Rabbimiz bunu başımıza kim sardıysa onun ateş içinde ki azabını kat kat artır.


62-) Ve kalu ma lena lâ nera ricalen künna ne'uddühüm minel eşrar;

Dediler ki: "Biz niye, kendilerini şerrliler kabul ettiğimiz ricali (burada) görmüyoruz?" (A.Hulusi)

62 - Bir de derler ki: neye görmüyoruz biz o eşrardan saydığımız bir takım adamları. (Elmalı)


Ve kalu ma lena lâ nera ricalen künna ne'uddühüm minel eşrar bir de diyecekler ki ne oldu da bir zamanlar kendilerini yaramaz adam saydıklarımızdan hiç birini burada göremez olduk. Ters bakış bu değil mi. İyi kötü, kötü iyi görünüyor. Eğer yamuk bakarsa Allah’a makbul olanı merdut olarak görüyor. Allah’a merdut olanı, Allah’ın reddettiğini de makbul olarak görüyor. Yamuk bakış. Onun için şimdi cehennemde bizim dünyada kötü gördüğümüz kimseler olmalıydı, onlardan hiç kimse burada yok diyecek. Ne oldular? Nereye gittiler?


63-) Ettehaznahüm sıhriyyen em zâğat anhümül ebsar;

"Biz onları alaya alırdık... Yoksa gözlerimiz onları göremiyor mu ortalarda?" (A.Hulusi)

63 - Onları eğlence yerine tuttuktu ha! yoksa onlardan kaydı mı bu gözler? (Elmalı)


Ettehaznahüm sıhriyyen bir de onları alaya almıştık değil mi em zâğat anhümül ebsar yoksa buradalar da gözümüzden mi kayboluyorlar. Yani saklanıyorlar, ya da biz mi göremiyoruz.


64-) İnne zâlike le hakkun tehasumü ehlin nar;

Muhakkak ki o gerçekleşecektir... Yanacakların karşılıklı tartışması! (A.Hulusi)

64 - Şüphesiz ki bu haktır muhakkak olacaktır ehli nârın birbirine husûmeti. (Elmalı)


İnne zâlike le hakkun tehasumü ehlin nar elbet ateş ehlinin birbiriyle çekişmesi işte böylesine gerçek olacak, gerçekleşecek. Ki zaten Kur’an ın bir çok yerinde cehennemliklerin birbiriyle takışması, atışması diyalogu ya da aslında polemiği ele alınır ve buna yakın bir biçimde nakledilir.


65-) Kul innema ene münzir* ve ma min ilâhin illAllâhul Vâhid'ül Kahhâr;

De ki: "Kesinlikle ben bir uyarıcıyım! Tanrı yoktur tanrılık kavramı geçersizdir; sadece Vâhid, Kahhâr Allâh..." (A.Hulusi)

65 - De ki ben ancak korkuyu haber veren bir Peygamberim, başka bir tanrı da yok ancak Allah: o vahidi kahhar. (Elmalı)


Kul innema ene münzir* ve ma min ilâhin illAllâhul Vâhid'ül Kahhâr ey peygamber de ki; ben sadece bir uyarıcıyım. Mutlak otorite olan tek Allah’tan başka ilah yoktur.


66-) Rabbüs Semavati vel Ardı ve ma beynehümel 'Aziyzul Ğaffar;

"Semâların, arzın ve ikisi arasında olanların Aziyz (gücüne - hükmüne karşı konulmaz), Ğaffar olan Rabbidir." (A.Hulusi)

66 - O Göklerin, Yerin ve aralarındakilerin rabbi azîz, gaffar var. (Elmalı)


Rabbüs Semavati vel Ardı ve ma beynehümel 'Aziyzul Ğaffar göklerin yerin ve o ikisi arasındakilerin rabbi, mutlak yücelik, sonsuz bağış sahibi olan Allah.


67-) Kul HUve nebeün 'azıym;

De ki: "HÛ (gerçeği), Aziym bir haberdir!" (Bu haberin mânâsını ve değerini kavrayabilseniz!) (A.Hulusi)

67 - De ki bu bir azîm haberdir. (Elmalı)


Kul HUve nebeün 'azıym yine de ki bu muazzam bir haberdir. Bu vahiy, vahyin içerisinde ki bu ayetler, bu sureler, bu kıssalar ve ahirette ki bu haberler gerçekten muazzam bir haberdir. Yani eğer bir manşetin arkasındaysanız, bir manşet okumak istiyorsanız, bu manşeti okuyun. Bu muazzam bir haber. Şok haber.


68-) Entüm 'anhü mu'ridun;

"Siz ise ondan (o büyük haberin bildirdiği fevkalâde önemli hakikatin size kazandıracağından) yüz çeviriyorsunuz!" (A.Hulusi)

68 - Siz ondan yüz çeviriyorsunuz. (Elmalı)


Entüm 'anhü mu'ridun siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz. Yani Allah haber veriyor, hem de sizi ilgilendiren bir haberi manşete çekiyor, siz ise gerçeği görmezden geliyorsunuz.


69-) Ma kâne liye min 'ılmin Bil Meleil A'la iz yahtesımun;

"Mele-i Âlâ'daki tartışma hakkında ilme sahip değilim." (A.Hulusi)

69 - Benim melei a'lâya ne ilmim olurdu onlar münakaşa ederlerken? (Elmalı)


Ma kâne liye min 'ılmin Bil Meleil A'la iz yahtesımun de ki; insanın yaratılışını tartıştıkları zaman yüce toplulukta olup bitenler hakkında bir bilgiye ben sahip değilim. Yani burada yeni kıssaya, Adem ve İblis kıssasına sözü getirirken yukarıda kine nasıl vakıf değilsen, cehennemliklerin kendi aralarında ki konuşmaya, ben meleklerle Allah arasında Adem yaratılırken ki tartışmaya da vakıf değilim. Dolayısıyla onu da Allah’tan alıp size aktardım, bunu da vahiy olarak size aktarıyorum.

Cehennemliklerin tartışmasını da melei alanın sakinlerinin tartışmasını da ancak bir tek kaynaktan öğreniriz Allah’tan. Burada;  Ve iz kale Rabbüke lilmelâiketi inniy ca'ilün fiyl'Ardı hâliyfeh (Bakara/30) ile başlayan o süreç ele alınacak.

Hani rabbin meleklere Ben yeryüzünde bir halife, bir ardıl yaratacağım demişti. Meleklerde demişlerdi ki; Ya rabbi sen yer yüzünde kan dökecek, yer yüzünde bozgunculuk çıkaracak birini mi yaratacaksın? ve nahnu nüsebbihu BihamdiKE ve nükaddisüleK oysa ki biz seni yüceltiyoruz, anıyoruz, zikrediyoruz, tesbih ediyoruz. Yani eğer buysa mesele biz bunu yapıyoruz. İşte meleklerin açtığı bu tartışmaya da ben şahit değildim. Ne olup ne bittiğini bilmedim.

Surenin ana fikri hakta direnip Adem olmak, ya da hatada direnip iblis olmak. Davud örneği hatayı itiraf idi, iblis örneği de hata da ısrar. Şimdi ona getirdi sözü Kur’an.


70-) İn yuha ileyye illâ ennema ene neziyrun mubiyn;

"Bana vahyolan yalnızca apaçık bir uyarıcı olduğum!" (A.Hulusi)

70 - Fakat ben açık inzar edecek bir Peygamber olduğum içindir ki o ilmin bana vahy olunuyor. (Elmalı)


İn yuha ileyye illâ ennema ene neziyrun mubiyn ne ki bana sadece apaçık bir uyarıcı olduğum bildirilmektedir.


71-) İz kale Rabbüke lil Melaiketi inniy halikun beşeran min tıyn;

Hani Rabbin Meleklere: "Kesinlikle ben balçıktan (su + mineral) bir beşer yaratacağım" demişti. (A.Hulusi)

71 - Rabbin Melâikeye dediği vakit: haberiniz olsun ben bir çamurdan bir beşer yaratmaktayım. (Elmalı)


İz kale Rabbüke lil Melaiketi inniy halikun beşeran min tıyn hani o zaman rabbin meleklere demişti ki ben balçıktan görünen bir varlık, bir beşer yaratacağım. Topraktan yaratılmak, balçıktan yaratılmak Kur’an da çok farklı ifadelerle geçer. Min salsâlin, min türabin, min hamein mesnûn, min salsâlin kel fehhâr gibi bir çok forma gelir. Hem elementer kökenine insanın atıftır ki, insan elementer olarak topraktandır. Onun içinde toprakta kaç element varsa insan bedeninde de aynı sayıda element vardır.

Hem biyolojik gelişimine atıftır. İnsan yiyip içtikleri ne olursa olsun, ister hayvansal gıdalar, protein olsun, ister bitkisel gıdalar karbon hidratlar olsun yine topraktandır. Yani biyolojik gelişimi de topraktandır. Onun kaynağı da oradandır. Yine embriyolojik gelişimi, insanın anne karnında ki gelişimi de toraktandır. Yani annenin yediği besinlerdendir. Dolayısıyla ne tarafa bakarsanız bakalım insan topraktan gelmiştir.

Devam ediyor E sayfasına geçiniz.
143. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder