5 Nisan 2013 Cuma

İslamoğlu Tef. Ders. SÂD (22 - 29) (142-E)



D sayfasından devam

22-) İz dehalu alâ Davude fefezi'a minhüm kalu lâ tehaf* hasmani beğa ba'duna alâ ba'dın fahküm beynena Bil Hakkı ve lâ tüştıt vehdina ila sevais sırat;

Hani ansızın Davud'un yanına girmişlerdi de bu yüzden onlardan ürkmüştü... Dediler ki: "Korkma, biz iki davacıyız: Bazımız bazımıza (çoğul kapsamlı ifade) zulmetti... O hâlde aramızda HAKK olarak hükmet, haksızlık etme ve bizi yolun tam ortasına yönlendir." (A.Hulusi)

22 - O vakit Davud’un üzerine giriverdiler de onlardan telâşa düştü, korkma dediler: iki hasımız, bazımız bazımıza tecavüz etti, şimdi sen aramızda Hakk ile hükmet ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar. (Elmalı)


İz dehalu alâ Davude fefezi'a minhüm yanına aniden girdiklerini görünce Davud onlardan dolayı telaşa kapıldı. kalu lâ tehaf dediler ki sakın korkma, korkmana gerek yok. hasmani beğa ba'duna alâ ba'd biz sadece iki davalıyız. Birbirimizle davalaşmış olan iki hasmız. Birimiz diğerinin hakkına tecavüz etti. fahküm beynena Bil Hakkı ve lâ tüştıt şimdi sen aramızda hakkaniyetle hükmet. Sakın ola doğrudan ayrılma. vehdina ila sevais sırat bizi de yolun doğrusuna yönelt. Doğru yol neyse bize de onu göster.


23-) İnne hazâ ehıy lehu tis'un ve tis'une na'ceten ve liye na'cetün vahıdetün fekale ekfilniyha ve azzeniy fiyl hıtab;

"Muhakkak ki şu benim kardeşimdir... Onun doksan dokuz koyunu var, benim ise bir tek koyunum var... Böyle iken 'Onu bana ver' dedi ve dediğini yaptırdı!" (A.Hulusi)

23 - Şu benim biraderim onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var, böyle iken «bırak onu bana» dedi ve beni söyleşmede yendi. (Elmalı)


İnne hazâ ehıy işte bu benim kardeşidir. lehu tis'un ve tis'une na'ceten ve liye na'cetün vahıdeh onun 99 koyunu var, benimse yalnız bir tek koyunum var. fekale ekfilniyha ve azzeniy fiyl hıtab buna rağmen o, onu da bana ver demez mi. Demekle kalmadı bana dediğini yaptırdı zorla. Yani elimden benim bir koyunumu da aldı.


24-) Kale lekad zalemeke Bi süali na'cetike ila ni'acih* ve inne kesiyren minel huletai leyebğıy ba'duhüm alâ ba'dın ilelleziyne amenû ve amilüs salihati ve kaliylün mahüm* ve zanne Davudu ennema fetennahu festağfere Rabbehu ve harre raki'an ve enab;

(Davud) dedi ki: "Yemin olsun ki senin bir tek koyununu kendi koyunlarına katmakla sana zulmetmiş... Muhakkak ki çok yakın olanların birçoğu, birbirlerinin benzeri davranışlarda bulunurlar... Ancak iman edip imanın gereğini uygulayanlar böyle değildir... Fakat onlar da ne kadar azdır!" Davud kendisini imtihan ettiğimizi zannetti; bundan dolayı Rabbinden mağfiret diledi ve boyun eğerek yere kapandı ve O'na yöneldi! (24. âyet secde âyetidir.) (A.Hulusi)

24 - Dedi ki: doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına istemesiyle sana zulmetmiş ve hakikaten karışıkların çoğu birbirlerine tecavüz ediyorlar, ancak iman edip de salâh isteyenler başka, onlar da pek az, ve sanmıştı ki Davud kendisine sırf bir fitne yaptık, hemen rabbine istiğfar etti ve rükû' ederek yere kapanıp tevbe ile rücu' etti. (Elmalı)


Kale lekad zalemeke Bi süali na'cetike ila ni'acih Davud dedi ki hükmünü verdi yani. Doğrusu bu kişi senin koyununu alıp kendininkine katmakla sana zulmetmiş. Aslında 99 rakamı burada kinaye. Kesretten kinaye. Tıpkı Hz. Nuh’un davet ömrü için söylenen 950 rakamına benzer. Yani sahip olabileceğinin   sahip olmuştu manasına 99 orada tam 99 manasını vermek, yani aritmetik manalandırmak durumunda değiliz. Evet Davud böyle hükmetmişti. Aslında Hz. Davud farkında olmadan kendi aleyhine hüküm vermişti.

Bu kıssanın birebir tarifsel karşılığı da var. Ama ona geçmeden Hz. Davud’a verilmek istenen mesajı Davud anlamıştı. Hemen arkadan gelecek zaten. Elinde 99 koyun olan biri, kardeşinin elinde ki bir koyuna göz dikiyorsa eğer bu yapılmaması gereken bir şeydi. Yani meşru olarak baksa bile onu meşru olarak alsa bile, hatta parasını verip alsa bile bu bir eş durumunda nikahtır. Nikahlanıp alsa bile bu yakışık alan, şık kaçan bir durum değildir.

Tarihsel karşılığı da Hz. Ömer’in Müslüman olmasıdır. Bu ayetler indiğinde henüz Müslüman olmuştu, onun Müslüman oluşu Mekke müşrik aristokrasisi arasında büyük bir dalgalanmaya yol açmıştı. Gerçekten rahatsız olmuşlardı. Resulallah’ın duası gerçekleşmiş, iki Ömer’den birini ya rabbi demiş ve Ömer Bin Hattab bu duanın peşinden İmana gelmişti. Gelmişti gelmesine ama Mekke müşrikleri buna aşırı içerlemişlerdi. Aslında onlara da bir nispet var burada. Yani elimizde bir sürü adam var. Bir tanesi ilahi davete icabet etmiş, Muhammedî davete icabet etmiş, niye böyle hırçınlaşıyorsunuz, 99 koyun sizin bir koyun elinizden kaçtı diye neden bu kadar hırçınlaşıyorsunuz iması da tarihsel olarak var.

ve inne kesiyren minel huletai leyebğıy ba'duhüm alâ ba'd zaten toplum olarak birlikte yaşayan insanlar genellikle birbirlerinin hakkını yerler, birbirlerinin hakkına tecavüz ederler. Yani burada toplumsal bir zaaf dile getiriliyor. Genellikle toplumsal olarak yaşayan insanlar birbirlerinin hakkına tecavüz ederler ama

ilelleziyne amenû ve amilüs salihati ve kaliylün mahüm iman edip dürüst ve erdemli davrananlar hariç. Bunlar da ne kadar az. Burada bir toplumda haksızlığı önlemenin temel iki yolunun güven esası üzerine, yani sorumlu davranış. İmanın temeli budur zaten, Allah’a karşı sorumluluk. Ve tabii ki salih amel. Onun içinde burada o söyleniyor. Toplum iki sütun üzerinde ayakta durur. Güven ve erdem. İman ve salih amel. Bu.

ve zanne Davudu ennema fetennah derken Davud kendisini bizim sınadığımızı fark etti. festağfere Rabbehu ve harre raki'an ve enab hemen rabbinden af diledi ve baş eğip iki büklüm bir halde tevbe ederek ona yöneldi. Evet, zaten maksatta buydu. Aslında Davud’un bu kıssasını bize anlatmakla Kur’an ın maksadı ise servet, iktidar, güç, neye sahip olursanız olun mutlaka işlediğiniz her kusurda Allah’a yönelin. Allah bağışlar, affeder. Ve tabii bir ima daha var, kim olursa olsun hatadan azade değildir. Mesele hata etmekten daha çok, hataya aldırmamak. Onun için hata edip Allah’a yöneliyorsanız orada problem yok demektir. İşte bunu veriyor.


25-) Feğaferna lehu zâlik* ve inne lehu 'ındeNA lezülfa ve husne meab;

Bunun üzerine onu, Onun için mağfiret ettik... İndîmizde Onun için yakınlık ve dönüşün güzeli var. (A.Hulusi)

25 - Biz de onu kendisine mağrifet buyurduk ve hakikat ona indimizde katî bir yakınlık ve bir akıbet güzelliği vardır. (Elmalı)


Feğaferna lehu zâlik ve biz de bu hatasını bağışladık ve inne lehu 'ındeNA lezülfa ve husne meab elbet onu bizim katımızda yakınlık ve güzel bir son beklemektedir.


26-) Ya Davudu inna ce'alnake haliyfeten fiyl Ardı fahküm beynenNasi Bil Hakkı ve lâ tettebi'ıl heva fe yudılleke an sebiylillâh* innelleziyne yedıllune an sebiylillâhi lehüm azâbün şadiydün Bima nesu yevmel hisab;

Ey Davud! Doğrusu biz seni arzda bir halife kıldık! Bu yüzdendir ki insanlar arasında Hak olarak hükmet ve hevâya (Hakkanî olmayan duygu ve düşüncelere) uyma! Zira bu seni Allâh yolundan saptırır... Allâh yolundan sapanlara gelince; yaptıklarının sonucunu yaşama sürecini unutmalarından dolayı, yaşayacakları şiddetli bir azap vardır. (A.Hulusi)

26 - Ya Davud! muhakkak ki biz seni Arzda bir halîfe kıldık, imdi nâs arasında Hakk ile hükmet de (keyfe) hevaya tabi' olma ki seni Allah yolundan sapıtmasın, çünkü Allah yolundan sapanlar hesap gününü unuttukları cihetle kendilerine pek şiddetli bir azâb vardır. (Elmalı)


Ya Davudu inna ce'alnake haliyfeten fiyl Ard ve nida ettik ey Davud dedik elbet sana yer yüzünde iktidarı biz verdik fahküm beynenNasi Bil Hakkı ve lâ tettebi'ıl heva fe yudılleke an sebiylillâh o halde insanlar arasında adaletle hükmet. Kimsenin heva ve arzusuna kapılma ki sonra seni Allah yolundan çevirirler, saptırırlar. İktidarı meşru kılan tek şey aslında adalet. Hevaya uymama adaletin gereği. Adalete uymak isteyen arzusuna uymaz. Arzusuna uyan ise adalete uymaz. Bunu dile getiriyor.

innelleziyne yedıllune an sebiylillâhi lehüm azâbün şadiydün Bima nesu yevmel hisab şu kesin ki Allah yolundan sapan kimseler hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir cezaya çarptırılacaklardır.


27-) Ve ma halaknes Semae vel Arda ve ma beynehüma bâtıla* zâlike zannülleziyne keferu* feveylün lilleziyne keferu minennar;

Semâyı, arzı ve ikisi arasındakileri işlevsiz olarak yaratmadık! O (işlevsiz düşünmek), hakikat bilgisini inkâr edenlerin zannıdır! Bu yüzden yazıklar olsun o hakikat bilgisini inkâr edenlere, yakan (dünyalarında)! (A.Hulusi)

27 - Hem o Göğü ve Yeri aralarındakileri biz boşuna yaratmadık o, o küfredenlerin zannı, onun için küfredenlere ateşten bir veyl var. (Elmalı)


Ve ma halaknes Semae vel Arda ve ma beynehüma bâtıla ve biz gökleri, yeri ve bu ikisi arasında kileribir amaç ve anlamdan yoksun yaratmadık. Varlığın amaçlı ve anlamlılığı yasası, istisnası ve göreceliliği olmayan tek yasadır. Gökler ve yer insan için. Ya insan kim için? Allah insanın anlamıdır. Allahsızlık anlamsızlıktır. Anlamlı olanın bir amacı olur, insanın amacı yaratılış gayesine uygun bir hayatı yer yüzünde inşa etmektir. Vahiy ilahi bir inşa projesidir. İşte söz buraya geldi.

zâlike zannülleziyne keferu bu küfürde direnenlerin bakış açısıdır. Yani eşyanın amaçsızlığı küfürde direnenlere ait bir bakış açısıdır. Eğer iman etmiş olsaydı her şeyin bir anlam ve amacının olduğunu bilirdi. feveylün lilleziyne keferu minennar yazıklar olsun kendilerini mahkum ettikleri ateşten dolayı o kafirlere.


28-) Em nec'alülleziyne amenû ve amilus salihati kel müfsidiyne fiyl Ard* em nec'alül müttekıyne kel füccar;

Yoksa (hakikatlerine) iman edip imanın gereğini uygulayanları, arzda (bedensel yaşamda) bozuk inançları doğrultusunda yaşayanlar gibi mi kılarız? Yahut Allâh için korunanları, füccar (yaratılış fıtratına uymayan şekilde yaşayanlar) gibi mi kılarız? (A.Hulusi)

28 - Yoksa iman edip de salih salih işler yapanlar biz o Yerdeki müfsitler gibi yapar mıyız? Yoksa o korunan muttakileri arsız çapkınlar gibi yapar mıyız? (Elmalı)


Em nec'alülleziyne amenû ve amilus salihati kel müfsidiyne fiyl Ard yoksa inanan ve erdemli davrananları, yer yüzünde bozgunculuk yapanlarla bir mi tutsaydık. İyi ve kötü asla bir olmaz..Ve lâ testevil hasenetü ve les seyyieh.. (Fussilet/34) güzellikle kötülük de bir olmaz. Bırakın güzellik ve kötülüğü, iyiliğe iyilikle, iyiliğe kötülük. Kötülüğe iyilikle, kötülüğe kötülükte bir olmaz. Testiyi kıranla suyu getiren bir olur mu, işte o. em nec'alül müttekıyne kel füccar ya yoksa sorumlu davrananları sorumsuzlarla bir mi tutsaydık. Salih amel bir önceki cümlede ifsat ile karşıtlık oluşturuyor, muttakiler burada da füccar ile karşıtlık oluşturuyor. Füccar; fe ce ra fışkırıp yarıp çıkmak manasına. Rağıp müfredatında din perdesini yırtıp atmak demiş. Evet, belki bu tüm vicdanı ortadan kaldırmak denilebilir.


29-) Kitabun enzelnahu ileyke mübarekün li yeddebberru âyâtiHİ ve liyetezekkere ulül elbab;

Sana inzâl ettiğimiz bu mübarek Bilgi, O'nun işaretlerini derinliğine tefekkür etmeleri; öze ermiş akıl sahiplerinin de (hakikati) hatırlamaları içindir! (A.Hulusi)

29 - Bir kitab ki indirdik, çok mübarek, âyetlerini düşünsünler ve ibret alsın temiz özlüler. (Elmalı)


Kitabun enzelnahu ileyke mübarekün li yeddebberru âyâtiHİ ve liyetezekkere ulül elbab sana mübarek bir kitap olan bu Kur’an ı biz indirdik ki herkes onun mesajları üzerinde iyice düşünsün de akıl, iz’an, akıl fikir sahipleri ders alsın diye. Bu da hepimize. Vahyin amacı ancak iki şeyle gerçekleşir. Üzerinde durup düşünerek sonuçlarını hayata aktararak. Rabbim bu iki amacın gerçekleştiği kullarından kılsın.


“Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.


142. videonun sonu.
142. videoyu toplu olarak BURADA bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder