1 Ocak 2015 Perşembe

İslamoğlu Tef. Ders. TEBBET SURESİ (1 – 5) (199 - B)






Bir sonraki suremiz tebbet suresi. Mushafta 111. sırada ama nüzül sıralamasında 21. sıraya denk geliyor. Adını ilk ayetinden alıyor. Gerçi bazı tefsirlerimizde mesed şeklinde de anılıyor o zaman son kelime son ayetle anılmış olur.

Mekki bir sure. İbn. Abbas ve Hz. Osman tertibinde fatihanın hemen arkasına 6. veya 7. sıraya yerleştirilmiş. Fakat bizce bu doğru değil Çünkü Ebu Leheb hakkında ki bu sure Hz. Peygamberin amcası hakkında ki bu sure Ebu Lehep’le ipleri koparan bir sure. İplerin kopması içinde makul bir zamana ihtiyaç var. Dolayısıyla 6 ve 7. sıra doğru değil gibi geliyor bize. Makul bir zaman sonrası neye tekabül eder? yaklaşık 2. yıl veya 3. yılın başına tekabül eder ki bizce sureyi 21. sıraya yerleştirmek en doğrusu.

Kureyş suresinde pazarlık dile getiriyorlardı, imanda pazarlık reddediliyor daha doğrusu ve Kureyş’in, müşriklerin pazarlıkçı tavrı dile getiriliyordu bu surede, Tebbet suresinde ise dile getirilen şey müşriklerin en pazarlıkçısı olan Ebu Leheb’in Abdul Uzza geçek ismi. Bu daha sonra ona verilen bir lakap. Ebu Leheb’in nasıl bir pazarlıkçı olduğu dile getiriliyor. Aslında en pazarlıkçısının nasıl mahkum edildiğini biz bu surede görüyoruz.

Ebu Leheb Alev babası manasına geliyor. Yüzü, yanakları kızardığı için veya yanakları hep kırmızı olduğu için bu lakabı aldığı söylenir.

Peygamberle pazarlık yapıyor bu adam. Pazarlıkçı dedim ya. Bir gün geliyor Allah resulüne, kardeşi Ebu Talib vefat ettikten sonra oluyor, 9. yılda yani. Artık kardeşi vefat etmiş yeğeninin tabir caizse korumasını üstlenmek anane ve gelenekler gereği ona kalmıştır. Bunu yapacak mı yapmayacak mı. Ananelerden koptuğu için bunu yapmak gibi bir niyet geçiyor içinden, ama önce yeğenini çağırıyor. Yeğenim, Ben Müslüman olursam bana ne var diyor. Amca, herkese ne varsa sana da o var. Cevabını alıyor.

Peki ne diyor dersiniz karşılık olarak? İşte pazarlıkçı kafirin prototipi ortaya çıkıyor. Adamın değeri yok, fiyatı var. Değeri olanlar Allah’tan başkasına satılmazlar. Fiyatı olanlarsa parayı verene giderler. Beni herkesle bir tutan din olmaz olsun diyor. İşte Ebu Leheb, işte kalite bu, bu tipi ele alıyor.

[Ek bilgi; Nübüvvetten önce Rasulullah'ın iki kızı, Ebu Leheb'in iki oğlu olan Utbe ve Uteybe ile evliydi. Rasulullah İslamî davete başladığında Ebu Leheb, oğullarına, "Muhammed'in kızlarını boşamadıkça sizlerle görüşmem haram olsun" dedi. Bunun üzerine oğulları Rasulullah'ın kızlarını boşadılar. (Muhammed Esed/Tefsirü-l Mesaj)]

Peygamberimiz, görevi gereği, pazar pazar, panayır panayır dolaşıp Hakk'ı tebliğe uğraşırken Ebû Leheb de onu bir gölge gibi takip ediyordu. Onu etkisiz hâle getirebilmek için her yolu deniyordu. Toplantılarını sabote ediyor, "Bu benim yeğenim mecnûndur, ona kulak asmayın" diyerek herkesi etkilemeye çalışıyordu. Bu sözlü tacizlerini bazen fiilî saldırıya kadar götürüyordu. Yaptıkları bunlarla da sınırlı değildi. Bazı yerlerde de "Eğer kardeşimin oğlunun dedikleri doğru ise, çoluk çocuğumu ve malımı fidye olarak verip kendimi azaptan kurtarırım" diye peygamberimizle alay ediyordu….
….Ebû Leheb peygamberimize olan düşmanlığını sözlü ve fiili tacizlerle her platformda sürdürürken karısı da boş durmuyor, peygamberimizin oturduğu sokağa ve evinin etrafına dikenler sererek ve aleyhinde dedikodular yayarak kocasına destek veriyordu. Bu desteği o kadar içten veriyordu ki, çok sevdiği ve devamlı boynunda taşıdığı gerdanlığını bile bu uğurda, peygamberimize yapılacak kötülüklerin ödülü olarak harcadı. Birçok müfessir, 6. Âyette geçen boynunda liften bir ip ifadesinin bu meşhur gerdanlığı temsil ettiğini düşünmektedir. (TEBYÎNU'L-KUR'AN-HAKKI YILMAZ)]

Aslında bu tipi ele alırken ölmüş bir tipi ele almıyor, Çünkü Ebu lehep öldü, Fakat Ebu leheplik ölmedi, ebu leheplik yaşıyor. Dolayısıyla biz ölü birinden bahsetmiyoruz, bir tipolojiden, bir tipten bahsediyoruz. Onun için burada bir tipten söz ediliyor ve benim aklıma Tahrim/11. ayeti geliyor. .. ve necciniy min fir'avne ve 'amelih.. (Tahrim/11) beni firavundan ve amelinden kurtar diyordu ya Hz. Asiye, böyle dua ediyordu ölmek üzereyken, şehit olmak üzereyken. ve necciniy min fir'avne ve 'amelih. Dolayısıyla bu dua bize sadece firavundan kurtulmanın yetmediğini öğretiyor. Firavundan kurtulmak yetmez firavunluktan da kurtulmak lazım. Firavunluktan kurtulmadan firavundan kurtulmuş olmazsınız. Çünkü firavun ölür firavunluk yaşar. O gider öbürü gelir Onun için siz sadece firavundan Allah’a sığınmayın, firavunluktan da Allah’a sığının manası veriyordu. Bu sure de mesed suresi veta tebbed suresi de bize Ebu leheplikten Allah’a sığınmamızı istiyor ve Ebu lehep tipinin çağlar, zamanlar ve mekanlar üstü tipolojisini çiziyor.

….Söyleşide, Sherrill'in kitabına almayıp rapor olarak ABD Dışişleri'ne gönderdiği açıklamalar yer aldı.
Raporun, "Beşeriyetin Tanrı ihtiyacı" başlıklı bölümünde de, Atatürk'ün Agnostik olduğuna dair genellikle kabul görmüş inancı kesinlikle reddettiği, ancak dininin sadece 'kâinatın mucidi ve hâkimi tek Tanrı'ya inanmak olduğunu söylediği kaydedildi.
Raporda şöyle devam edildi:"...Daha sonra, 10 yıl önce inşa ettiği yeni Cumhuriyet'in Reisicumhuru olarak iktidara geldiği zaman İslam dininin durumu hakkında bilgi vermeye başladı.
Şeyh-ül İslam'ı, medreseleri, Mahkeme-i Şer'iyyeleri ve bu mahkemelere riyaset eden kadılar, hocalar ve muhtelif dervişler dahil olmak üzere bütün ruhban sınıfını lağvetmeyi gerekli bulduğunu söyledi."
Raporun "Bursa Hadisesi" başlıklı bölümünde de, Atatürk'ün Kuran'ın Arapçadan Türkçeye tercüme edilmesiyle ilgili görüşleri şöyle anlatıldı: Tek tanrı inancı "Türk halkının uzun zamandan beri ezberden okuduğu bazı Arapça duaların gerçek manasını anladığı zaman tiksineceğini söylüyor.
Kuran'dan alınan Arapça bir bölüm okudu. Bu surede Hz.Muhammed'in amcası ile amca kızının yaptıkları bir şeyden ötürü cehenneme gidecekleri yazıyor. (Tebbet Suresi) 'Düşünen bir Türkün böylesi bir duayı okumaktan elde edeceği dini ilhamı veya dine ilgi göstermesini tahayyül edebilir misin?' dedi.
Daha sonra umumi ve şaşırtıcı bir beyanda bulunarak Türk halkının gerçekte hiçbir şekilde dindar olmadığını, aralarından camilere giden az sayıda kişinin alışkanlıktan veya yüksek sesle söylenen duaların cezbine kapılarak camiye gittiğini ileri sürdü." (Milliyet haber)]




1-) Tebbet yedâ ebiy lehebin ve tebbe;

Ebu Leheb'in elleri kurusun... Kurudu da! (A.Hulusi)

1 - Yuh oldu iki eli Ebu Lehebin, kendi de yuh. (Elmalı)


Tebbet yedâ ebiy leheb kahrolsun Ebu Leheb’in iki gücü. Tebbe aslında et teb el kadg demişler lügatlar. Kesme. Aslında kuruma manasına gelir. Elin kuruması, çok oldu derler ya amiyane tabirle, hani felç olma hali, veya taş kesilsin. İşte öyle bir şey. Yani elinle beynin arasında ki ilişki kopsun, elin hayatiyetini kaybetsin, elin canlılığını kaybetsin. El kuruma bu. Aslında burada bir ilenç ifadesi var, lanet ifadesi onun için kahrolsun manasına gelir çünkü mecazidir.

Peki yeda iki el demektir, iki el. Aslında bunu da kinayeten okursak iki gücü. Onun iki gücü neydi? Malı ve zaten bir sonraki ayette geliyor Mâ ağnâ 'anhü maluhû ve mâ keseb malı ve kispi. Yani serveti ve o anda yürütmekte olduğu ticari statüsü. Dolayısıyla iki gücü bu, yani Ebu leheb’in iki gücü kurusun, iki gücü kahrolsun. Yeda, tensiye çünkü.

Ebu leheb yanakları kızardığı için bu ismi vermişler, alev babası anlamına geliyor. Bunda ilginç bir kinaye de var doğrusu, alev babası. Zaten Seyaslâ nâren zâte leheb 3. ayette aynı kelime yine geliyor. Ebu leheb, zâte leheb. Madem alev babası o zaman aleve layık olsun. Adeta lakap daha önceden onun karakterini haber verdi dercesine. Yani arasında bir kinai atıf var, bir gönderme var, hatta ince bir ironi, belki Frenklerin humur dedikleri o çok ince çok kaliteli bir ironi de var. Dolayısıyla bu iki kelime arasında ki bakışımlılığı leheb kelimesinin birbirine bakışını böyle anlayabiliriz.

ve tebbe ve kurudu da, kahroldu da. Aslında ve tebbe İbn. Mes’ud’un okuyuşuyla legad tebbe şeklinde anlaşılabilir ki fakire göre bu daha doğru bir anlayış, o kurudu. Çünkü gizli zamir; hüve, tebbe fiilinin gizli faili hüve. Onun için o kurudu, yani Ebu leheb kurudu. Sadece iki eli değil, iki gücü değil, sadece serveti ve titri, ticari statüsü değil, kendisi kurudu, kendisi mahvoldu manasını verir.


2-) Mâ ağnâ 'anhü maluhû ve mâ keseb;

Ne zenginliği ve ne de kazandığı ona fayda vermedi! (A.Hulusi)

2 - Ne malı fâide verdi ona ne kazandığı. (Elmalı)


Mâ ağnâ 'anhü maluhû ve mâ keseb ondan ne malı ne de kispi, kazandıkları belayı defetmeye yetmedi. Yani Allah’ın kahrını ondan defetmeye ne malı yetti, ne de kazancı yetti.

Ve mâ keseb hem kazancı manasına hem de yaptıkları manasına alınabilir. Çünkü kesebe kazandı kesebe yaptı. Kişinin yaptıkları da kazancıdır ya onun için orada ki mâ onların hepsini birden kapsayan ismi mevsul, ilgi zamiri.


3-) Seyaslâ nâren zâte leheb;

Alevli bir ateşe maruz kalacaktır (o)! (A.Hulusi)

3 - O bir alevli ateşe yaslanacak. (Elmalı)


Seyaslâ nâren zâte lehebin bir gün gelecek ateşe yaslayacak. Allah onu ateşe yaslayacak. Yaslâ; aslında namaz manasında ki salât la aynı köktendir. Ateşleri tutuşturmak için önüne konulan küçük odunlara, hatta çıralara, çamlara verilir. Çünkü o dikilir böyle odunun önüne önce onlar yakılır ki büyük odunları yaksın diye. Yani Ebu leheb Allah’ın cehennemi tutuşturduğu bir küçük odun olacak. Seyaslâ nâren zâte leheb Evet, büyük alevli, korkunç alevli ateşi tutuşturacak, tutuşturmak için ateşe yaslayacak onu.

[Ek bilgi; Ebu Leheb’in akıbeti.
Burada iki eli kurusun ifadesiyle kastedilen bizzat şu bedendeki eller değildir. Bunun mânâsı elleriyle yaptığı işlerin tamamı kurusun, el attığı her şey boşa çıksın, elleriyle yaptıkları sebebiyle hep zarar etsin, elleriyle yaptığı işlerin hiçbirisi kendisine bir fayda sağlamasın anlamınadır. Çünkü bakıyoruz ki bu bedduadan sonra Ebu Leheb’in elleriyle yaptıklarının tamamı hep kendi aleyhine çıkmış, hiç birisinin kendisine hayrı olmamıştır.
Zaten bu bedduadan sonra adese, taun, ya da püstül denen vebaya benzer bir hastalığa yakalanmış ve vücudundaki tüm sular çekilmiş, çevresine yayılan pis kokudan ötürü karısı da dahil hiç kimse yanına yaklaşamaz hale gelmiş. Son dönemlerinde Bedir savaşı çıkar. Bedir’den kaçıp kurtulabilmek için kendisine olan fâiz borçlarını silme karşılığında kendi yerine gebermek üzere As bin Hişam’ı Bedir’e göndererek savaştan kaçıp kurtulur. Ama Bedir dönüşü bir duvarın kenarında hastalığının ıstırabına dayanamayarak böğürürken onun bu acı feryatlarına ve böğürtüsüne sabır edemeyen Sudanîlerden bir grup, üzerine duvarı yıkıverirler ve duvarın altında geberip gider. (Besdairu-l Kur’an/ Ali Küçük)]


4-) Vemraetüh* hammâletel hatab;

Onun karısı da... Odun hamalı olarak! (A.Hulusi)

4 - Karısı da, odun hamalı olarak. (Elmalı)


Vemraetüh* hammâletel hatab ve o karısı. Tarihsel olarak Ümmü Cemile ye tekabül eder. Ümmü Cemile Ebu Leheb’in karısıydı. İlginçtir ki değerli dostlar hakikaten insan ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.

Ebu Leheb aslında ne yapmıştı biliyor musunuz. Peygamberimizin doğduğunu Ebu Leheb’e ilk haber veren cariyesi Sükeyne’dir. Düşünün kardeşi Abdullah’ın bir çocuğu oluyor. Hoş Abdullah ile Ebu Leheb öz kardeş değiller üvey kardeşler. Yani anneden üveyler, babaları bir de anneleri farklı. Dolayısıyla yani orada belki bir şey var. Ama yine de kardeşi Abdullah’ın bir oğlu olduğu kendisine müjdelendiğinde kendisine bu müjdeyi getiren cariye Sükeyne’yi azad ediyor.

Nereden nereye, işte böyle çok ilginç bir anekdottur aslında bu. Ama tabii o; Bir oğlan daha katıldı kabileye diye sevinmişti. Fakat o Allah’ın alemlere rahmet kılacağı Muhammed olacaktı, Ebu Leheb işte bunu istemedi. Ebu Leheb kabileyi güçlendiren biri olan çocuğu istemişti ama Alemlere rahmet istememişti.

Peki arkasında yatan şey ne idi? Onunki torba dolsun, yani ne getiriyor, cebine girenle sınırlıydı ufku. Ufku çok küçüktü onun için de alemlere rahmet olanı algılayamadı. Yani bunun verdiği çok ilginç bir derste var. Bir peygambere yakınlık sizi kurtarmaz, bir iyiye yakınlık sizi kurtarmaz, siz iyi olun. Peygamberin amcası dahi olsa işte Kur’an a geçti.

Kur’an ın çağdaşlarından Allah resulü dışında sadece iki isim girmiştir. Biri iyilerden biri kötülerden. İyilerden giren isim Hz. Zeyd dir, kötülerden giren isim Ebu Leheb’dir. Ebu Leheb’in girmesinin hikmeti de aslında derin hikmeti şudur. Kimseye kimseden fayda yoktur. Herkes amelinin karşılığını görecektir. Akrabalık bağlarından yola çıkarak Allah’ın elinden yakanızı kurtaracağınızı sanmayın. Peygamberin yakını dahi olsanız, eğer Allah ile aranız kesilmişse bu size hiçbir şey katmaz. Verdiği mesaj budur aslında.

Vemraetüh* hammâletel hatab onun karısı da onun odununu taşıyacak, odun taşıyıcısı olacak. yani onun cehennemine odun taşıyacak. İmrae aslında ya kısır, ya farklı inanç sahibi hanımlar için kullanılır Kur’an da. Kısır olmayan ve farklı inançta olmayanlar için zevce veya zevc kullanılıyor. Hz. Zekeriya’nın eşi kısırken imrae diye bahsediliyor, Yahya’ya hamile kaldıktan sonra zevc diye bahsediliyor. Çok ilginç bir bu konuda Kur’an ın belagat kuralları var, belagat üslubu var.

Aslında 4 tip prototip var Kur’an da;

1- Hz. İbrahim ve eşi. İyi + iyi. 2 - Ebu leheb ve eşi; kötü + kötü. 3 - Hz. Lût ve eşi iyi – kötü, 4 - Firavun ve eşi Hz. Asiye; kötü – iyi. Evet yani 4 tipte ele alınıyor. Niye ele alınıyor? Çünkü insanlık yaşadığı sürece bu tipolojileri temsil eden aileler hep olacak. Eşlerin ikisi de iyi olacak, eşlerin biri iyi biri kötü olacak. İyi koca kötü hanım, iyi hanım kötü koca olabilecek ve kötü koca kötü hanım olabilecek. İşte bunların hepsine de bir örnek, bir model geliyor Kur’an da. Hz. İbrahi ve eşi; iyi iyi. Hz. Lût ve eşi; İyi kötü. Hz. Asiye ve eşi Firavun; iyi kötü. bunlar hep gelecekte ki mü’minlerin başına gelebilecek bu tip hadiselerde bir teselli teşkil ediyor.

Bakın kocam dirliksiz, kocam geçimsiz, kocamın şu kusuru var diyenler, kocanız firavundan daha mı kötü. İbret alın Asiye’ye bakın. İşte hanımımın şöyle kusuru var, hanımımın şu eksiği var diyen, hanımından olur olmaz şikayet eden mü’min erkekler hanımınız Lût’un karısından daha mı kötü. Bakın teselli olun, bakın ibret alın. İşte budur aslında bunların üzerinden verilmeye çalışılan.

Vemraetüh* hammâletel hatab  hammâletel hatab; odun hamalı karısı veya laf taşıyan manasına gelir. Mecazen Arap dilinde kullanılıyor. Zımnen aslında günahına dünyada nasıl destek oldu, ahirette de ateşine destek olsun. bu ayetin verdiği bu.


5-) Fiy ciydiha hablün min mesed;

Boynunda hurma lifinden bir ip olduğu hâlde! (A.Hulusi)

5 - Gerdanında bir ip ki fitillisinden. (Elmalı)


Fiy ciydiha hablün min mesed (Ebu Leheb’in karısının) gerdanında (takı yerine) gerdanlık yerine sanki çelikten bir halat bulunacak, onu cehenneme sürükleyip götürmek için çelikten bir halat. Aslında burada ki mesed; bükülmüş liflerden örülmüş halat manasına geliyor ama sağlam ve dayanıklılığı ifade ediyor. onun için çelikten bir halat diye çevirdim. En sağlamı neyse onu ifade eder çünkü. Dayanıklı manasına gelir.

İlahi bilginin mutlaklığı bilinen bir gerçek Allah’ın bilmesi zamandan müstağnidir. Yani dün, bugün veya yarın Allah’ın bilgisi için geçmez. Rabbimiz bu ikisinin kafir olarak ısrar üzere yaşayıp öleceklerini elbette biliyordu.

Peki rabbimizin bunu söylemesi onların kafirliklerinde, yani artık onların Müslüman olmayacakları için bir irade beyanı anlamına da geliyor mu? Hayır. Ama ilahi bilginin sonsuzluğunu gösteriyor. Ama Allah bunu dilemiyor. Allah onların kafir olmasını dileseydi haşa imana davet etmek için resul yollamazdı. Fakat onlar böyle bir değil bin ömür yaşasalar yine bu hal üzere gideceklerini de Allah elbette ki biliyor.


Sadakallahulazim. {ve ahıru da'vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. (Yunus/10)}
Dualarının sonu da "Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun." diye şükretmek olacaktır.(Elmalı)}

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder